Nereden Çıktı Bu Gıda Politikaları? – II
Gıda politikalarının kökenine inmek için 1900'lerin başına, Amerika'ya gidiyoruz. Neden mi? O günlerde yaşananlar, bugün Türkiye'de gıda konusunda yaşadığımız sorunlara şaşırtıcı derecede benziyor.
Gelin, gıda politikaları tasarlamanın ne kadar zorlu bir mücadele olduğunu, gıda politikası tasarlamanın zorluklarını, bedelini ve neden ciddiyet istediğini birlikte görelim.
Halkın Öfkesi: Gıda Güvensizliği
1898’deki İspanya–Amerika Savaşı sırasında, orduya Chicago’nun büyük mezbahalarından gönderilen etler yüzünden mumyalı et diye anılan büyük bir skandal patladı. Ordu komutanı Nelson Miles, bu etlerin yeterince soğukta tutulmadığını, bozuk ve hileli ürünlerin gönderildiğini, üstelik bazılarına korumak için borik ve salisilik asidin yanı sıra formaldehit gibi ağır kimyasallar karıştırıldığını iddia etti. Askerler arasında ishal ve dizanteri şikayetler arttı.
Halkın baskısıyla Dodge adında soruşturma komisyonu kuruldu. 1898–1899’daki ifadeler halktaki öfkeyi büyüttü. Etlerin mumyalandığı resmen doğrulanmasa da kalitesiz ve kötü koşullarda hazırlanmış ürünlerin gönderildiği ortaya çıktı. Savaş Bakanı Russel Alger istifa etmek zorunda kaldı. Bu olay, ordunun beslenme düzeninin ve gıda denetimlerinin baştan aşağı güçlendirilmesine yol açtı. Ucuz tedarik, kötü hijyen ve kimyasal kullanımının nasıl ulusal bir skandala dönüştüğünü bütün ülke gördü. Gıda güvenliğinde şeffaflık, süreç kontrolü ve bağımsız gıda denetimi, siyasetin merkezine yerleşti.
1902’de Tarım Bakanlığı’nda çalışan Harvey Wiley, Zehir Takımı diye anılan bir ekip kurdu. Bu ekip, gıdalara katılan borik asit, salisilik asit, sülfitler, sodyum benzoat ve formaldehit içeren öğünleri, artan dozlarla tüketti. Nabızdan kiloya, idrardan dışkıya kadar her şey izlendi. Ağır kimyasalların tehlikesi açıkça görüldü. Gıda katkı maddelerinin etiketlerinde açık bilgi ve kullanım sınırları getirme fikri güç kazandı.
Gıda Alanında Emek Sömürüsü
1906’da Upton Sinclair, Orman adlı romanını yayımladı. Kitapta, et sektöründe çalışan göçmen ailelerin sefaletini, ucuz ve yerine konabilir işgücü anlayışını, mezbahalardaki hijyen ve güvenlik rezaletlerini, gıda sahtekârlıklarını, kent yönetimi–sermaye–mafya üçgenindeki rüşveti, sendika düşmanlığını ve yolsuzlukları bütün çıplaklığıyla anlattı.
Toplumda öyle bir öfke patlaması yaşandı ki, Başkan Theodore Roosevelt bile kitabı okumak zorunda kaldı. Hemen Chicago'daki mezbahaların gizlice denetlenmesi için Charles Neill ve James Bronson Reynolds’u görevlendirdi. Neill-Reynolds İncelemesi sonucunda gıda hijyeninin makul ölçüde bile sağlanmadığı ve gerçekleştirilen işlemlerin sağlık açısından tehlikeli olduğu tespit edildi.
Başkan Roosevelt, halkın gücünü arkasına alarak Kongre'ye bu raporu iletti ve Et Denetim Kanunu için bastırdı. Hatta direnen Kongre'yi, raporun tamamını halka açıklamakla tehdit etti. Sonunda, 30 Haziran 1906'da Amerikan Kongresi hem Et Denetim Kanunu'nu hem de Saf Gıda ve İlaç Kanunu'nu yayımlamak zorunda kaldı.
Ama sanmayın ki gıda politikalarındaki mücadele bitti. Birkaç yıl sonra bu kez nükleer gıda ve içecek skandalıyla sarsılacak.