Gıda Güvenliği Belediyelerin Şovu Değil, Uzmanlık İşidir
Zabıta gıda işletmesine giriyor. Kusurları tek tek sıralıyor. Bildiği kadarıyla o da. Diğer kusurlar açıkta kalıyor. Üretim alanına dalıyor. Eleştirdiği her şeyi kendisi yaparak “ders” veriyor. Üretim alanına dalınırken uygun kıyafet yok, koruyucu önlem yok, risk gözetimi yok. Videolar çekiliyor, yayınlanıyor. Yurttaş alkışlıyor. Basın örnek gösteriyor. Kısa vadeli gösteriler, uzun vadede yurttaşın gıda hakkını daha da zedeliyor.
Gıda Denetimi Neyi Kapsar, Neden Uzmanlık İster?
Gıda denetimi yapma yetkisi sadece Tarım ve Orman Bakanlığı’nda görevli, bu iş için özel eğitim almış personele ait. Bu yetki herkese verilmez, eğitimle ve sınavla veriliyor. Bugün bakan bile gidip işlem yapamaz, talimat veremez.
Belediyelerin zabıtasıysa ruhsat, gramaj, tartı, atık ve genel temizlik konularına bakabilir. Atıklar uygun yere atılmıyorsa, kötü koku yayılıyorsa, camlar, tabelalar, masalar kirliyse işlem yapabilir. Ekmek-pide eksik gramajdaysa, tarihi geçmiş ürün varsa, fiyat etiketi yoksa ceza kesebilir. Hepsi bu.
Zabıtalar kendi başlarına gıda güvenliği denetimi yapamaz. Bakanlık personeli denetime çıktığında zabıta, polis veya jandarmadan eşlik isteyebilir. O durumda da kolluk kendi görev sınırları içinde hareket eder. Gıda Kontrol Görevlileri aynı zamanda Bakanlık’ıın sahadaki yetkili elidir.
Denetimler niteliksizleşip seyrekleşince ortaya çıkan boşluk, belediyelerce reklam malzemesine çevriliyor. Zabıtalar işletmelere gönderiliyor, bazen belediye başkanları da yanlarında oluyor. Videolar çekiliyor, sosyal medyada yayınlanıyor, yurttaş alkışlıyor.
Bu zemin bazı kentlerde rüşvet çarkına da kapı aralıyor. İşini onuruyla yapan herkesi tenzih ederim. Ama her yerde emeğe leke süren birileri çıkabiliyor. Dayanağı zayıf denetimler bir haraç mekanizmasına dönüşüyor. Bedel ödeyenler rahat bırakılıyor.
Sonuçta bir boşluğa birçok yerden müdahale edilmesi denetimi sulandırıyor. Bu da Tarım ve Orman Bakanlığı’nın işine geliyor. Gıda sistemine yönelik eleştirilerden sıyrılıyor, sorunlar maskeleniyor, sorumluluk personele yıkılıyor. Dava açıldığında muhatap olarak kendini değil, çalışanını öne süren bir yapıdan söz ediyoruz.
Gıda mühendislerinin işi büyük bir sorumluluk. Ama yetki verilmeden sorumluluk yükleniyor. Bazı belediyeler, yetkileri olmadığını bildiği hâlde zabıtaya gıda mühendisi alıp olmayan yetkiyi kullandırıyor. Ortaya kuru gürültü ve reklam kalıyor. Gıdayla ilgili kalıcı birim kurmaktan kaçınılıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı Sadece İsimde Kalıyor
Bakanlık, belediyelere kendi sınırlarındaki gıda işletmelerinin sayısını ve bunların yılda kaç kez kontrol edileceğini açık açık bildirmiyor. Belediyeler kendi bölgelerinde körleşiyor. Böylece denetimler yapılmadığında ya da zayıf kaldığında, belediyelerin Bakanlık’a karşı yasal hakkını kullanmasının da önü kesiliyor.
Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul’da 130 binden fazla gıda işletmesi var. Buna karşılık sahada 774 görevliyle kurulan 387 denetim ekibi bulunuyor. Bu tabloyla güven veren bir düzen kurulamaz. Gıda denetimini Bakanlık’ın içinden çıkarıp bağımsız bir yapıya devretmeliyiz. Önemli olan, siyasetten uzak, şeffaf ve hesap verir olması.
Belediyeler de üzerine düşeni yapmalı. Kentte gıdayı koruyan kurullar kurmalı, gıdaya bakan birimler oluşturmalı, gıda mühendisi çalıştırmalı. Kentin gıda hakkını savunmalı, gıdanın şehre giriş-çıkışını izlemeli, şehir planına gıdayı dahil etmeli. Yurttaşın yararına pazar ve hallerle ilgili düzenlemeyi hayata geçirmeli. Kaçak üretimle kararlı mücadele yürütmeli.
Bugün hem Bakanlık hem belediyeler kaçak üretim alanlarına karşı güçlü bir adım atmıyor.
Gıdadaki sorunları konuşmalıyız; sulandırmayı değil, çözmeyi seçmeliyiz. Bu ülkenin sofrasını korumak istiyorsak, yetkiyi ehline verip gösteriyi bırakmalı; bağımsız, adil ve şeffaf bir denetim düzenini birlikte kurmalıyız.