Bakanlık Neyi Saklıyor? Yediğimiz Gıdalar Bizi Kanser mi Ediyor?

Devleti bir anonim şirket gibi yönetmenin, her şeye sadece "kar-zarar" tablosuyla bakmanın bedelini kim ödüyor dersiniz? Cevabı çok uzağımızda değil; sofralarımızda, çocuklarımızın beslenme çantasında, hastane koridorlarında arayalım.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Ticari kaygılarla kamu denetimini ortadan kaldırmak; anne karnındaki bebekten ölüm döşeğindeki yaşlımıza kadar hepimizin hayatını tehdit ediyor.

AKP iktidarının gıda sistemi ve gıda politikaları bu tabloyu besliyor.

Avrupa Halkını Koruyor, Peki Ya Biz?

Avrupa’da denetimler neden bu kadar sıkı, hiç düşündünüz mü? Çünkü onlar, tarımda kullanılan zehirli ilaç kalıntılarının kansere yol açtığını biliyor ve halkını koruyor. Bu yüzden sıkı biçimde kontrol ediliyor. Gıdalara katılan maddelerin de izin verilenden fazla kullanılması aynı nedenle mümkün olmuyor. Avrupa’da piyasa öngörülebilir, kurallar net. Peki ya bizde?

Türkiye’deyse gıda sisteminin büyük şirketlerin elinde olması ve kamu denetiminin niteliğinin zayıflatılması, bu alanı tamamen belirsiz hale getiriyor.

Tarım ilaçları ve gıda katkı maddeleri pazarında tamamen dışa bağımlıyız. Daha da vahimi, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın kapıları yüzümüze kapalı. Yediğimiz domateste, içtiğimiz sütte ne kadar zirai ilaç kalıntısı var? Hangi gıdada ne kadar zehirli madde var? Bunları öğrenemiyoruz.

Dahası, Bakanlığın yaptığı denetimlerde bu konularda “izin verilenden fazla kullanım” var mı yok mu diye örnek alınmadığını da biliyoruz. Bu alanların sıkı denetlenmesi, bazı büyük şirketlerin Türkiye’deki kazancının azalması anlamına geliyor. İşte tam da bu yüzden gerçek bir denetim iradesi ortaya konmuyor.

Hangi çiftçinin ne kadar tarım ilacı alıp kullandığı, hangi işletmenin ne kadar sürede ne kadar katkı kullandığı Bakanlığın umurunda değil. Üretimin işin bilgisi ve disipliniyle yapılmaması, üretimde çalışanlara mesleki eğitim verilmemesi, ülke çapında güvenli gıda kültürünün yerleşmemesi de gıdada zararlı maddelerin oluşmasına, bu maddelerin artmasına yol açıyor. Bakanlık ise kendine iş çıkarmamak için bu tehlikeyi görmezden geliyor.

Bir şirket yurtdışına gıda satacaksa, ürettiği ürünü laboratuvara gönderip kontrol ettiriyor. Eğer tarım ilacı kalıntısı, zararlı madde ya da katkı yönünden bir sorun çıkarsa, o ürün Türkiye’de yurttaşın sofrasına geliyor. Üstelik bu analiz sonuçlarını kimse bilmiyor. Kimse hukuken bir şey de yapamıyor. Çünkü Tarım ve Orman Bakanlığı’nın düzenlemesine göre bu raporlarda “gizlilik” esas alınıyor. Hukuken de elimiz kolumuz bağlanıyor çünkü özel istekle yapılan testler delil sayılmıyor.

Pestisit, Toksin, Katkı Maddesi ve Kanser İlişkisi: Sağlığımızı Nasıl Kaybediyoruz?

Tarım ilacı kalıntısı, zararlı maddeler ve izin verilenden fazla katkı içeren gıdalara uzun süre maruz kalmanın bir bedeli var. Sadece basit bir mide ağrısından bahsetmiyorum. Karaciğer hasarlarından, organ yetmezliklerinden ve kanserden bahsediyorum. Üstelik mesele sadece bunlarla sınırlı değil. Yanlış ısıtma yöntemleriyle gıdada zararlı maddeler oluşması, kızartma yağlarının uzun süre tekrar tekrar kullanılması gibi pratikler de sağlığımızı tehdit ediyor.

Bunların hepsi ölçülebilen, fark edilebilen, önlenebilen şeyler. Önlenmediğinde topluma ve sağlık sistemine nasıl bir yük bindirdiği de gayet net. Bir sorunun gıdadan kaynaklanıp kaynaklanmadığı verileri, bulguları ve gözlemleri bir araya getirerek açık biçimde anlaşılabilir.

Önlemek için yeni bir gıda sistemi kurmak, güçlü ve bağımsız bir denetim düzeni oluşturmak, doğru gıda politikaları inşa etmek ve ortak aklı devreye sokmak gerekiyor.

Kısacası, siyaseti yurttaş için yapmak gerekiyor. Bunun maliyeti, bu sorunları önlemeyip hastalık yükünü büyütmenin maliyetinden çok daha düşük. Tarım ve Orman Bakanlığı analiz sonuçlarını yurttaşla paylaşmıyor ve etkin biçimde çalışmıyor. Sağlık Bakanlığı da elindeki verileri paylaşmıyor. Paylaşmamasına gerekçe olarak da şu yaklaşım öne sürülüyor: “İstenen bilgi, ayrıca bir çalışma gerektiriyorsa kurumlar olumsuz yanıt verebilir.”

Veriyi saklamak, sorunu çözmüyor. Tam tersine büyütüyor. Bu düzeni değiştirmek zorundayız. Çiftçimizin ne kullandığını bilen, denetimi şeffaf yapan, halkın sağlığını şirketlerin karından üstün tutan yeni bir gıda sistemi kurmalıyız. Çünkü Türkiye’de yaşamak, beslenmek ve sağlıklı kalmak, biz yurttaşlar için her geçen gün daha da zorlaşıyor.