Erzurum'a kalabalık bir milletvekili grubu ile giden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu sokakta yakalayıp "6'lı masada kim var ve PKK yandaşı mısınız" sorusunu soran yaşlı adam, uzun yıllardır iktidarın söylem kalıbına sokmak istediği vatandaş tipi. Çünkü Erzurum veya başka diğer illerdeki iktidar imzalı sorunları ve mağduriyetleri örtbas etmenin yolu, buna itiraz edenleri terörizmle aynı torbaya atmak oldu. Bu yeni değil. Yılladır yaşıyoruz.

ÇEVRE KORUMAYA TERÖR YAFTASI

2011 yılında Ödük Çayı'na yapılması planlanan ve Tortum'un 5 köyünü susuz bırakacak olan HES inşaatlarına karşı direnen köylünün yanında durmamız nedeniyle bizler de yaftalandık. Polise mukavemet ve iş yapmaya engel olmaktan haklarında dava açılan köylüleri savunmak üzere hemşerileri Avukat Eşber Yağmurdereli gelmişti; bu konuda kamuoyu yaratarak enerji şirketinin yıkıcı faaliyetlerine o gün engel olmuştuk. Kimi zaman duruşmalar için, kimi zaman da durumları görmek için Tortum'un Bağbaşı köyüne yolum düştüğünde, köylüden dedikoduları alıyordum: Arkamdan "buraya -harfleri birbiri ardına dizerek icat ettikleri örgüt isimleri koyarak- teröristleri getirdi" diye köylüyü işlemeye çalışıyorlardı. Benim Erzurum'da çalıştığım dönem köylüler enerji şirketi ile iktidarın bu yap-işlet iftira yalanını yutmadılar neyse ki.

Yani köylünün suyunu gasp eden, tarım toprağını altüst eden, ağacını kesen, bitkisini yolan, hafriyatını dere yatağın döken ve bir de bu faaliyetleri bir enerji şirketi nemalansın diye yapanlar vatansever oluyor; köylünün yanında duran, ona hukuki ve insani destek veren terörist oluyor öyle mi? Bunlar ardınızdan sürekli "terörist" işlemesi yaparlar. Arkanıza bakmayacaksınız. Kılıçdaroğlu'nun Erzurum sonrası Uludere'ye gitmesi de bu yap-işlet iftiracılarını takmadığını gösteriyor. Bu iyi.

ÇED'SİZ İNŞAATLAR

Tortum ve Ödük Çaylarının beslediği havza, Türkiye'deki 26 su havzasından 23 numaralı Çoruh Havzasıdır. Ana akarsuyu Çoruh Nehri, Bayburt Mescit Dağlarından doğup Bayburt, Erzurum, Artvin ve Batum şehirlerini sular; sınırları aşar Gürcistan sınırından Karadeniz'e dökülür.

17 Mart 2021 tarihli Anadolu Ajansı haberinde Muratlı, Borçka, Deriner ve Artvin barajlarına "Çoruh'un gerdanlıkları" denmiş. Çoruh üzerindeki en tartışmalı inşaat olan Yusufeli Barajı Artvin halkının tepkisini toplamıştı. Tarımın, turizmin, tarihin, kültürün zenginliği bir tarafa itilerek ÇED gerekli görülmeden başlatılan inşaat, Danıştay'ın durdurmasının ardından tüm rant projelerinde gördüğümüz türden bir hukuki baypas süreci ile devam etti.

VERİMSİZ HES’LER

7 Mart 2016 tarihli DSİ Çoruh Vadisi Projeleri raporuna göre, hidroelektrik özel sektöre açıldıktan sonra; Çoruh ana kolda toplam 16 baraj, 157 adet de nehir tipi hidroelektrik santrali planlanmış. Bu rapora göre DSİ'nin Çoruh üzerinde yapmak istediği projelerle Türkiye'de üretilen elektriğin %8'inin sağlanacağı belirtilmiş.

Su Politikaları Derneği’nin 2019 yılı çalışması ise 259 nehir ve kanal tipi santralin son 4 yıllık ağırlıklı ortalama kapasite faktörünün %29 olduğunu söylüyordu. Nehir ve kanal tipi HES’lerde planlanan üretimin gerçekleşme oranı son 4 yılda ortalama %60 olmuştu. Küresel ısınma ve iklim krizi düşünüldüğünde, bir de buna çarpık yapılaşma ile suyun akışının bozulması eklendiğinde bu gidişatın olumsuz yönde olacağını tahmin etmek güç değil.

GERDANLIK KELEPÇELER

Bir bedene 157 gerdanlık takmak onu nefes almaktan, yemekten, içmekten, çevresiyle temastan, çevresindekilerle temastan, yaşamaktan menetmek demektir. Kazanan vergi muafiyeti almış gerdanlıkçıdan başkası olmaz.

Peki bu "gerdanlıklar" kollara, ayak bileklerine dek takılıp Çoruh Havzasını iyice sıktığında neler mi olur? Endemik bitkiler kaybolur, mevcut endemik hayvan ırkları yok olur. Havza boyunda ticari kayıplar yaşanır, ticari işletmeler kapanır. İnsanlar üreticiliklerini kaybeder, geçimlik üretim ortadan kalkar. Bununla birlikte köyde büyük şehre geçişle birlikte sosyal sorunlar başlar. Tersine göç için imkanlar kaybolur.

KÖYLÜ DEYİŞİYLE NE OLUR

Şimdi yukarıdaki paragrafı, köyüne HES yapıldığı için isyan eden Erzurum'un Tortum ilçesi Bağbaşı köyündeki kadının dilinden anlatalım: HES inşaatına yol açan kepçeler dağ yamaçlarındaki bitki türlerini tanımadıkları için yüzyıllardır orada heyelanı engelleyen bitkileri söküp atar, köyü heyelena açık bırakır. Ödük Çayı'nda yaşayan su samurları yok olur, çünkü su samuru temiz su ister. Bağbaşı'ndaki sebze meyve bahçeleri kurur, Almanya'ya bebek maması yapımı için üretilip ihraç edilen organik elmaların ağaçları susuz kalır. Her evin günlük geçimini sağlayan bahçeler kurur. Köyleri ellerinden giden insanlar şehre taşınır. Köyünde özgür yaşayan, köy yollarında gezen kadın, şehrin çeperindeki bir toplu konutta kapalı kalır. Çocuğunu köy okuluna güvenle gönderirken, şehirde gideceği okul yolunun güvensizliği onun için endişedir. Bir inşat taşeronunda işçilik yapan kocası bir iş cinayetine kurban gitmeden eve dönebilecek midir?

ERZURUM’UN FIRAT’I

Çoruh'un gerdanlıktan kelepçeleri, Bayburtlu’yu, Erzurumlu’yu, Artvinli’yi hareketsiz bırakır. Çoruh Havzası'ndaki yaşam, yerlilik millilik kandırmacası ile yapılan bütün ihanetlerden payını alır; bu ihanetlere karşı duranlar da terörist suçlamalarından payını alır. Biz Erzurum'a dönelim. Erzurum bir de 21 numaralı su havzası ile beslenir. Yani Fırat Nehri Havzası. 

Fırat Nehri Havzası Ağrı Diyadin'den gelen Murat Nehri ve Erzurum Dumludağ'dan gelen Karasu Nehri ile oluşur. Bu nehirler Elazığ'da birleşir Fırat Nehri'ni oluşturur. Fırat Nehri Erzincan, Sivas, Tunceli, Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa'dan doğru Suriye'ye, sonra da Irak'a girer. Fırat Irak'ta denize koşarken, Anadolu'da kavuşamadığı Dicle Nehri'ne kavuşur sarmaş dolaş Basra Körfezi'ne dökülür. Fırat'ın en önemli kolları Murat Nehri, Karasu Nehri, Tohma Çayı, Peri Çayı, Kâhta Çayı, Çaltı ve Munzur Suyu'dur.

KARASU’YA 5 CAN

Karasu Nehri'ni size şöyle hatırlatayım: 3 Nisan 2012 tarihinde Aşkale ilçesi sınırlarında Akfen’e bağlı İdeal Enerji'nin Karasu-2 HES trafolarındaki arızayı gidermek üzere göleti geçmek zorunda kalan 5 işçi, bulabildikleri havuz bisikletine binmiş ancak bisiklet alabora olmuş ve 5 işçi buz gibi suda yardım çığlıklarıyla boğularak can vermişti. Korkunç bir ihmaller silsilesi bu cinayete neden olmuştu. Gittiğimizde göletin içinde kalan ve hatta temelleri çürüdüğü için göle yatan, elektrik hatları göle değen trafoları görünce gözlerimize inanamamıştık. Bu nasıl hesaptı ki baraj su tutunca trafolar göletin içinde kalıyor ve arıza gidermek hayatlara sebep oluyordu. Tam 2 buçuk saat gölette yardım isteyen işçilere bir helikopter ulaşamamıştı. Kurtarma işi fiyasko idi. İşçilerin böylesine risk alarak ölüme gitmesinin ardında yatan iş güvenliği soruşturulmalıydı. O dönem 4 bakanlığa soru önergesi vermiştim. Dönemin Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın verdiği cevap ibretlikti: "TEDAŞ özelleştirme kapsamında. Maliye Bakanlığı’na sorun!"

BUNA İŞ CİNAYETİ DERLER

Ölen işçilerden Şahin Bayar’ın ailesinin açtığı tazminat davasında bilirkişi raporu, barajı inşa eden İdeal Enerji, enerji nakil hattının sorumlusu olan Aras EDAŞ Erzurum İl Müdürlüğü ve ona bağlı Temel İnşaat adlı üç şirketi yüzde 90 kusurlu bulmuştu. Rapora göre baraj içindeki direkler su tutmadan önce kaldırılmayarak kazaya davetiye çıkarılmıştı. İşçiler güvenlik tedbirleri alınmadan, buz tutmuş gölet içinde bir deniz bisikletiyle onarıma gönderildi. İşçilere ne risk eğitimi, ne can yeleği ve ne bir çizme verildi. Nezaret edecek teknik bir uzman yoktu ve inisiyatif işçilere bırakıldı. Buna adlı adınca iş cinayeti derler.

HAVZA BOYU ZULÜM

Fırat Havzası'na, içinden geçtiği iller bazında mevcut baraj ve HES'ler ile plan projede olan baraj ve HES'lere baktığımızda, ağır ekolojik, ekonomik ve sosyolojik sorunlara sebep olabilecek bir faaliyet görüyoruz. Enerji Atlası verilerine göre Erzincan'da 18 mevcut, 12 proje aşamasında; Sivas'ta 20 mevcut, 8 proje aşamasında; Tunceli'de 4 mevcut, 3 proje aşamasında; Elazığ'da 7, mevcut 3 proje aşamasında; Malatya'da 13 mevcut, 7 proje aşamasında; Diyarbakır'da 7, mevcut 8 proje aşamasında; Adıyaman'da 16 mevcut, 3 proje aşamasında; Gaziantep'te 3 mevcut; Şanlıurfa'da 3 mevcut, 1 proje aşamasında. Erzurum ise diğer havzayla birlikte 28 mevcut, 26 proje ile başı çekiyor. Yani Erzurum'da eğer köyünüzü, doğanızı seviyor iseniz terörist ilan edilmeniz çok kolaydır.

Tunceli'de barajın suları tuttuğunda yolsuz kalan Arduç ailesini hatırlarsınız belki. "Bize köprü yapın" diyerek direndiler, devletin her türlü "taşının size konut verelim" tekliflerini geri çevirip yaşadıkları cenneti bırakmadılar. Şimdi de Türkiye'nin en temiz akarsularından Munzur'u altın madenciliğiyle zehirlemek istiyorlar. Çünkü suya el koyanlarla toprağın üstüne ve altına el koymak isteyen hep aynı çetelerin üyesi.

KİM ÇEVRECİ, KİM TERÖRİST

2014 yılı Haziran ayında Tekirdağ Milletvekili Candar Yüceer ile birlikte Rize'nin İkizdere ilçesinde Şimşirlik Çayı üzerinde yapılmak istenen HES'e karşı direnen köylülere destek vermeye gitmiştik. Jandarmanın ciddi hırpaladığı köylülerden Havva Hanım'ın mosmor olup şişen ayağının fotoğrafı unutulur gibi değil. Ankara'ya döndükten hemen sonra Diyarbakır'a çocukları PKK tarafından alıkonduğu için Büyükşehir Belediyesi önünde bekleyen anneleri ziyaret etmiştik. Bir yandan da barış süreci devam ediyordu ve buna rağmen kalekol dedikleri inşaatlar sürüyordu. Vatandaş da tepkiliydi. Çağrı üzerine Lice'ye geçtim. Bir Licelinin sözleri çarpıcıydı: “Sizi biliyoruz, Rize'de HES'e karşı direnen köylülerin yanındaydınız. Türkiye’nin her yerinde HES’lere, barajlara karşı köylüler direniyor, destek veriliyor ve kazanıyorlar. Bizim de burada HES’ler, barajlar yapılıyor, biz direndiğimizde PKK’lı oluyoruz.”

CİNAYETİ DİNE BAĞLAMAK

Erzurum'la başladığımız yazıyı Erzurum ile bitirelim. Bunu daha önce de yazdım ama tam yerine denk geldi yine yazayım: Aşkale iş cinayetinin ardından son cenazenin çıkarılıp defnedildiği gün aileleri de ziyaret etmiştim. Bu ziyaretlerde rastladığımız AKP'li taziye heyetleri kalabalık bir imam grubuyla gelip oturur oturmaz hiç konuşmadan duaya başlıyor, dua bitince kalkıyorlardı. Son gittiğim evde kadınların taziye odasında bir genç kadın "Vekilim evlatlarımızın ölümünden sorumlu olanları araştırıp bulacak mısınız" demiş; ben de bu konuyu takip edeceğimi söylemiştim. Dua için gelmiş bir grup kadın "Allah verir, Allah alır" diyerek beni susturmaya çalıştı. Aileler benden yana tavır alınca duacı kadınlar "Bunlar doğru konuşuklar değil" diyerek kalkıp gitmişlerdi.

Vatandaşın istismar edilmesinin iki büyük örtüsü var biri terör korkutması diğeri dinden çıkılacak korkusu. Bu ikisi hak arayanın peşini bırakmaz. Arkaya hiç bakmamak gerek.