Fotoğraflarla donanmış pankartın ardında bir araya gelmiş 30-40 kadar genç, yaşlı, kadın erkeğin çoğu, bundan 4 yıl önce muhtemelen tanışmıyorlardı. 8 Temmuz 2018 akşamı birbirlerinin sevdiklerini topladılar raylardan, bir trenin vagonlarının altından.

Katliamın ardından ailelerin hukuk mücadelesine destek vermek üzere Sosyal Hukuk Avukatları ve gazeteci arkadaşımız Mustafa Hoş ile Çorlu'ya gittik. Annelerin, babaların, kardeşlerin doldurduğu salonda acılarını yeni yeni paylaşan bu insanların yoğun kederleri, 4 yılın ardından her gün büyüyen bir öfkeye dönüştü. Hem de birbirine kenetlenerek... Birlikte direndiler, birlikte darp edildiler, hatta yargılandılar.

ONLAR ÇORLU AİLELERİ

Onlara Çorlu Tren Katliamı Aileleri dendi. Kısa adıyla Çorlu Aileleri oldular. Çorlu Aileleri 25 Mayıs günkü 10. duruşmada, hala iddianamenin tamamlanmaması üzerine "bizim bu salonda ne işimiz var" dedikten sonra ortak bir kararla duruşmayı terk ettiler. Öncesinde ise "mahkeme duvarına" yine, yeniden haykırdılar.

“Üç maymunu oynamayı tercih eden bir heyet” dediği için yargılanıp ceza alan Mısra Öz, tüm duruşmalara elinde kaybettiği kızının kanlı pantolonu ve gömleği ile gelen Zeliha Bilgin, ölenlerin anneleri, babaları, kardeşleri, dedeleri anneannelerinin söyledikleri, normal bir mahkeme heyetini isyan ettirirdi belki. Ama gözler kapalı, kulaklar tıkalı, ağız tutulu. Taş taşıyanı sanık edip, ulaştırma bakanına ulaşmayan bu yargı düzeni başka türlü de tanımlanamazdı.

BU USTURA DEĞİL!

"Bu ustura değil" diye bağırdı, eşi Melek Tuna'yı yanı başında kaybeden Ekrem Tuna. Hiç saçsız başını sıvazladı, kaşsız kirpiksiz gözlerini kıstı. "Bu baş ustura ile böyle olmadı, 4 yıldır kullandığım ilaçlardan döküldü, bu hale geldim. Beraber yolculuk yapıyorduk, eşim gözümün önünde paramparça oldu. Tutamadım". Çorlu ailelerinin cep telefonlarında hala o akşamın kanlı kareleri duruyor. "Silmiyorum, hep bakmak istiyorum" demişti bir keresinde bir anne. "Bakmak istiyorum, silemiyorum".

Çünkü öfkelerini diri tutmak istiyorlar. Çünkü bazısının doğrudan "AKP yargısı" diye suçladığı bu yargı düzeni ulaştırma bürokrasisine kuzgun, ailelere şahin. Bir yanda aylardır yazılmayan Çorlu Tren Katliamı iddianamesi, diğer yanda apar topar yargılanıp ceza kesilen anne Mısra Öz, davaları peş peşe dizilen Gazeteci Mustafa Hoş. Devlet yalnızca ceza vermiyor akıl da veriyor. Ailelerin Sirkeci Garı'nda yaptıkları basın açıklamasında, Çorlu'da anne ve babasını kaybeden İsmail Kartal açıklamayı okurken, "derdimizi anlatmak için gittiğimizde evladını kaybetmiş insanlara daha gençsiniz yeniden çocuk yaparsınız" dediler, derken göz yaşlarına boğulmuştu.

AİLELER KENETLENİYOR

4 yıl önce kendi gündemleri içinde yaşayan Çorlu Aileleri, bugün AKP iktidarının mağdur ettiği tüm ailelerle bütünleşti. Katliamın en küçük kurbanı, 10 aylık Beren'in babası Melih Kurtuluş, "Biz yalnızca Çorlu Aileleri olarak bir dayanışma içinde değiliz. Biz aynı zamanda Soma, aynı zamanda Aladağ, aynı zamanda Hendek aileleriyiz. Onların acısı da bizim acımız" diyordu.

Aile dayanışması iyi geliyor. Güçlendiriyor. Hele ki ülkenin farklı bölgelerinde yaşanan ve aynı güç odağının sebep olduğu katliamlarda sevdiklerini kaybedenlerin buluşmaları mücadeleye ve direnme hakkına güç veriyor.

SOMA AİLELERİ ŞİRVAN'DA

18 Kasım 2016 günü Siirt'in Şirvan İlçesi Maden köyünden bir göçük haberi gelmişti. Yine daha çok kazanma hırsıyla usulsüz açılan şevler kaymış ve yağmura rağmen maden çıkarma faaliyetinin durdurulmaması nedeniyle 16 işçi hayatını kaybetmişti. Bu olayın ardından Şirvan'a birkaç kez gidip ceza davası konusunda destek vermek istemiştik. Daha 2 buçuk yıllık acılarıyla Somalı aileler de gelip başsağlığı dilemek ve ailelerin acısını paylaşmak istemişlerdi. Soma'da evlatlarını kaybeden Gülsüm Çolak, İsmail Çolak, Hasan Şenlik, Orhan Korkmaz, Bayram Uçkun ile Şirvan ailelerini taziyeye gitmiştik. Gülsüm Abla, Şirvan annelerine evladını madende kaybettiğini anlatırken, "Bak kalktık Türkiye'nin ta batısından doğusuna geldik, ama gözyaşı aynı renk" demişti. Öyle iyi gelmişti ki Gülsüm abla, birkaç saat bile olsa nefes olmuştu.

Berkin Elvan'ın ölüm yıldönümünde, 10 Mart 2019 mezarı başındaki anmaya elinde papatyalarla Mısra Öz de gelmişti; Gülsüm Elvan'ın acısını paylaşmıştı.

ALADAĞ KÖYLERİNDEN ÇALIŞTAYLARA

Şirvan'ın hemen ardından 29 Kasım 2016'daki Aladağ Yurt Katliamında ölen biri yetişkin 12 kişi, tam da iktidar-cemaat-bürokrat rant üçgeninde yanıp kavruldular. O gün ailelerle başlayan hak ve hukuk arayışımızda, Aladağ'ın yoksul, daha doğrusu yokluk içindeki köylerinin kız çocuklarını okutmaya nasıl sahip önem verdiklerine tanık olduk. Onca yoksulluğa rağmen kızlarını okutmak istemişler, ama kamu bürokrasisi için bu çocukların küçücük bedenleri, yangın sonrası buzdolabından savcılık izni ile kurtarılmaya çalışılan 35 kilo et kadar değerli olmamıştı.

Ama aileler mücadeleyi bırakmadı. Onlar bırakmadıkça diğer ailelerle kenetlendiler. İstanbul'da forumda buluştular, Çanakkale'de Adalet Çalıştayı'nda buluştular, Soma'da buluştular. Evladını kaybetmiş insanların gözü karadır. Ankara'ya geldiler defalarca hak aramaya. Tüm partileri, grup başkan vekillerini ziyaret ettiler. Hatta iktidarın grup başkan vekilinin gelemeyeceği belirtilmesi üzerine bir baba, "ne yapsak bari buradan Sn. Cumhurbaşkanlığı Sarayına mı gitsek" deyince, AKP Milletvekili Leyla Şahin Usta ailelerle görüşmek için apar topar çağrılmıştı. Dedim ya evlat kaybeden engel tanımaz.

DEĞİL Mİ AVUKAT BEY?

3 Temmuz 2020'de Hendek'ten gelen haber, bu aile dayanışmasını büyütüyordu. Soma, Çorlu ve Aladağ, Hendek'i sahiplenirken, Hendek aileleri de hem hak mücadelesinden geri durmadılar, hem de içinde Çin mahallesi bile geçen denetimsiz, işçiye rağmen ve rantçı düzeni her platformda anlatmaya karar verdiler. 13 Mayıs günü Soma Katliamı Anmasına Hendek Aileleri adına katılan Mervenur Yılmaz'ın, gencecik yaşında neyin ne olduğunun farkına varmış bilinci, vurucu konuşması bu hak mücadeleleri adına büyük bir umuttur.

Patlamada ağabeyi Halis Yılmaz'ı yitiren Mervenur Yılmaz'ın, kendilerini tehdit eden ve şikayetçi olan patron avukatlarına "Siz tüm süreç boyunca işçi canına 6'lı bardak takımı muamelesi yapıp, adeta döviz kurundan hesaplarken sorun yoktu değil mi Avukat Bey? Mevcut eğitim sisteminde hukuk okumak ve avukat olmak zor değil, zor olan başka şeyler var. Biz sizin gözünüzde neyin işareti olduğunu ve 'düğmesi olmayan' hukuk cübbesini kimin önünde iliklediğinizi gördük" sözleriyle meydan okuması unutulur mu?

GEZİ'YLE BULUŞMA

Türkiye'de yaşatılan sosyal cinayetler aslında AKP iktidarının 2000'li yılların ortalarından itibaren getirmeye başladıkları düzenin ve bu düzeni kurmaya dönük çıkartılan yasaların uygulamaların bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bu düzen işçiye rağmen büyüme, çevreye rağmen kalkınma, daha az kesime daha çok rant, yoksulluğun istismarı üzerine kuruldu. Gezi direnişi, bu düzenin habercisi olan ilk yıkımlara bir isyan, bir direnme hakkı olarak ortaya çıktı. O gün Geziyi savunanların ne için mücadele ettiklerini, bugün ülkeyi saran sosyal cinayetler, yaşam hakkı ihlalleri, ekonomik çöküşte görmek mümkün.

Gezi'de evlatlarını kaybeden aileler, Gezi'deki şiddet ile gözlerini kaybeden engelli kalanların arasına şimdi de Gezi tutuklularının aileleri eklendi. Bu insanlar bu düzenin mağdur ettiklerinin hakkını savunan avukatlar, mimarlar, şehir plancıları, hak savunucuları idi.

Artık her sosyal cinayet anmasında, duruşmada, her adliye kapısında Gezi tutuklularına bir selam gönderiliyor. Soma'da eşini kaybeden Gülfidan Köse'nin dediği gibi:

"Can Atalay'ı almakla kanadımızı kırdılar. Ama yere değmeyecek o kanat, uçuracağız yeniden tüm umutlarımızı..."

31 MAYIS'TA ALADAĞ'DAYIZ

Bu günler hareketli... Her gün bir duruşma, hak, hukuk adalet arayışı. Gezi direnişinin yıl dönümü yaklaşırken hem hayatlarını kaybedenleri anacağız; hem de tutuklu arkadaşlarımıza Gülfidan gibi umutlu selamlar göndereceğiz. Bu kez Adana'dan...

31 Mayıs günü Aladağ Yurt Katliamı ailelerinin karar duruşması var. Adana uzak yok, ekonomik kriz malum. Herkesin yaşam kavgası belli. Belki bu aileler orada olamayacak ama kalpleri Aladağ aileleri için atacak. Soma'nın, Çorlu'nun, Hendek'in, Gezi'nin ve hepsinin... Birileri aile fertlerini kurdukları vakıfların musluğunun başına koyadursun, mağdur ettikleri aileler kenetlenerek dayanışmayı güçlendiriyor, "gün gelecek, devran dönecek", diyerek...