Soma Davası'nın 7 yıldır bitmeyen mücadelesini anlatıyordu Avukat Akçay Taşçı.

7 yıl süreyle kesintili de olsa duruşmaları takip etmeme rağmen, uzayan davanın yargıya müdahale detaylarını ardı ardına sıralayınca, nedense aklıma Ece Ayhan'ın "Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim" cümlesiyle başlayan şiiri geldi.

Aralarında Akçay Taşçı'nın da olduğu Sosyal Hukuk Avukatlarının, Soma aileleri için hukuk arayışı da güdümlü yargıyla neredeyse çarpışa çarpışa sürüyordu.

Katliamdan yaklaşık 1 yıl sonra açılan dava iyi kötü ilerlemiş ve özellikle soruşturma, bilirkişi raporları, teknik kanıtlar konusunda iyi denebilecek bir yargılama süreci geçirilmişti.

Ama bu sürede; savcı mütalaası neredeyse 1 yıl kadar bekletildi; mahkeme heyeti birkaç kez değiştirildi; sanık mahkeme heyetini tehdit etti; mahkeme başkanı, kendileri hakkında başlatılan gizli soruşturmayı duruşma salonunda sanıktan duydu; FETÖ'nün içi sıvı dolu şişe bıraktığı iddiası ile süreç sekteye uğratılmaya çalışıldı; "3 harflilerin işi" diyen dahi oldu. Hatta konu Müge Anlı'nın programına taşınarak iyice alacakaranlık kuşağı kriminaline dönüştürülmeye çalışıldı.

YARGITAY BİLE DEĞİŞTİ

Mahkemeden çıkan taksir suçu, yani kusur suçunun ardından temyize giden dosya hakkında Yargıtay'dan sürpriz bir emsal karar çıktı. Sanıkların olası kasıttan ceza almaları istendi ki bu kasıtlı olarak insanları ölüme göndermeleri anlamına geliyordu. Ama üyeleri değiştirilen Yargıtay, kendi kararını bozdu ve bu kez olası kasıt yeniden bilinçli taksire döndü.

Özetle, 301 madencinin neredeyse her birinin hangi konumda ve enkazda öldüğünü bilen, onbinlerce sayfalık bilirkişi raporlarına, tanık ifadelerine hakim olan bir heyet dağıtılarak, bunca dosyayı bir kaç günde okuyup hatmeden heyetin verdiği karara mahkum edildi aileler.

Şimdi artık dosya Anayasa Mahkemesi’nde.

BUGÜN SOMA'DAYIZ

2 dönem başkanlığını yaptığım ve neredeyse Soma ile yek vücut olmuş Sosyal Haklar Derneği'nin her yıl örgütlenmesinde aktif rol üstlendiği anma etkinliğindeyiz.

Her yıl 13 Mayıs günü Emek ve Demokrasi Güçleri Soma'da, iş cinayeti kurbanı 301 madenci için anma etkinliği düzenliyor. Her yıl yüzlerce insan, Soma'ya geliyor, ailelerin dinmeyen acısını ve gerçekleşmeyen adalete duyduğu öfkeyi paylaşıyor.

Bu yıl da oradayız; ama bu yıl canımı çok acıtan, çok sıkan ve bir gün mutlaka buna sebep olanların yargılanacağı umuduyla tutunabildiğim bu mücadelede çok büyük bir eksiğimiz var.

Davanın avukatlarından Can Atalay bizle olamayacak. Soma'nın yaralı annelerine, babalarına, kardeşlerine, evlatlarına sarılamayacak. Elmas Teyzesi, Senem Nenesi ile buluşamayacak.

Ama biz onun öfkesiyle 301'i Unutma Unutturma diyerek daha güçlü haykıracağız.

GEZİ BİR ADALET ARAYIŞI İDİ

Gezi direnişi, iktidarın yerlerinden yurtlarından sürerek mağdur ettiği, yaşam tarzına karışıp kendi hizasına sokmak istediği, tahayyülündeki ülkenin çarpık kurallarını koyarken ezip geçtiği kitlelerin isyanlarını yanlarına alıp, bir parka akın etmelerinden doğdu. Onlara torba davaların mağdur aileleri, parasız eğitim isteyen öğrenciler, her türlü haksızlığa uğramış, hukuka susamışlar da eklendi.

Bugün cezaevinde olan ve aralarında Soma avukatlarından Can Atalay'ın da bulunduğu Gezi Kumpas Davası'nın tutsakları ise, işte o mağdurların yaşamlarını savunan mimar, avukat ve hak arayıcılarıydı.

GEZİ, SOMA'DA YAKLAŞAN FELAKETİ GÖRDÜ

Gezi Direnişinden yaklaşık 1 yıl sonrasına tekabül eden bu katliam, tam da Gezi Ruhu taşıyan insanların işaret ettiği tehditlerden biriydi. Rantçı, salt kârcı, işçi bedeni üzerinde semiren işverenlerin servetine servet kattığı, yaşam alanlarının tarumar edilerek hormonlu bir büyümenin dayatıldığı bir ülke istemeyen; yalnızca insan odaklı değil yaşam odaklı bir gelecekte birlikte barış içinde yaşamı savunan Gezi Direnişçileri, tam da bu iktidarın tıkır tıkır işleyen çarkına çomak sokmuştu. İktidar için düşüş Gezi'de başladı.

İktidarın çarkında öğütülmek istenen bütün hayatlar, Gezi ardından gelen ortak direnişte buluştu. Soma da bunlardan biriydi. O neden katliamı protesto eden ilk Soma eylemi, tıpkı Gezi Direnişine saldırı kadar sertti.

İktidar bundan böyle çarkına sokulan her çomağın hesabını sormanın yollarını aradı.

CANAN BAŞKAN'IN İNATÇI UMUDU

Dün bu satırları yazarken CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'na kesilen cezanın bir kısmının Yargıtay tarafından onandığını öğrendik. AKP yargısı, İBB'nin AKP'den alınmasında büyük emeği geçen Canan Başkan'a siyaset yasağı getirdi. 301 madenciyi göz göre göre ölüme gönderen şirkete ilk mahkeme tarafından verilen sektörel faaliyet yasağı cezasından, son kararla geri dönülürken; Canan Kaftancıoğlu'na 7 yıl önce attığı birkaç twitten, 7 yıl siyaset yasağı kondu.

Gezi Direnişi döneminin CHP İl Başkan yardımcısı iken tanışıp duruşu, sakin tavrı, örgütçülüğü ve toplumsal bellek platformunda eşinin davasını sahiplenişi ile takdir ettiğim Canan'la Gezi'nin çok yoğun saldırı altında olduğu günlerden birinde sohbet ederken "korku insana ait, herkes korkabilir ama korkak olmayacaksın bu başka bir şey" demişti.

Hiç unutmam bunu. Birçok yerde de söylemişimdir.

Bugün yine aynı sözleri tekrarlamış #inadınaumut mesajında.

Bizim de Canan'ın inatçı umudu ile sürecek Adalet Yürüyüşümüz.