En çok pandemide konuşulur hale geldiler.

2 yılı aşkın süreyle ağır hak gasplarına uğradılar

Salgın ve ölüm tehdidini daha çok hissettiler.

Hatta virüsün özellikle kendileri için üretildiği şüphesiyle dehşeti daha fazla yaşadılar.

Pandemide daha da sıkı örgütlendiler.

Toplumsal yaşamda "yaşlı" olarak kategorize edilen 65 yaş üstü gruptan söz ediyoruz.

Bir süredir tartışma programlarında izlediğimiz Rusya analistlerinin hiçbirinin öngörüsü Putin'in hızına yetişemezken, benim bugün burada dünyanın en sıcak gündem konusundan söz etmemin beyhude olacağını düşündüm bilgisayarımın başına geçtiğimde. 

Savaşların geçici, travmaların on yıllar boyu kalıcı olduğu ve bu travmaları da en çok dezavantajlı kuşağın yaşayacağı düşünüldüğünde, sürüklenip giden gündemlerden biriyle devam etmeyi tercih ettim ben de: Yaşlılık

HAYALLER AŞK GEMİSİYDİ

"Elelamin yaşlıları tatillerde, gemilerde geziyor" çok sık yapılan bir karşılaştırmaydı eskiden. Gözümüzün önüne gelen çoğunlukla, çocukluğumuzun TRT'sinde izlediğimiz Aşk Gemisi dizisinde, gemiye şapka kutularıyla binen mutlu yaşlılardı. Bu denli olmasa da, eskilerde çalışan vatandaşın emeklilik hayali, ya seyahate çıkmak ya da bahçeli sevimli bir ev alıp çiçek böcekle uğraşmaktı. Ancak günümüz koşullarında Türkiye'de insanlar emeklilik hayallerini kurarken bu standardı asla yakalayamayacaklarından öylesine eminler ki. Hatta emeklilik hayalinde "çalışma ihtiyacı olmaması" bile ulaşılamaz oldu. 

Öte yandan yaşın ilerlemesiyle ihtiyaçların farklılaştığı ve bu yönde yeni kamusal taleplerin devreye girdiği de bir gerçek. Devlet ise politikalarını ve yönetim anlayışını aynı yöne doğru güncellemek yerine, adım atmaya gönüllü olmadığı bazı diğer alanlar gibi, buraya da bir "sorun" takısı ekleyiveriyor.  Böylelikle 65+ üzeri ne yazık ki "yaşlı nüfus sorunu" haline geliyor. İnanılmaz ama, "Türkiye’de Yaşlı Nüfusun Artışının Neden Olduğu Sorunlar" başlıklı araştırmalar, raporlar, tezlere rastlıyoruz.

YAŞLININ FOTOĞRAFI YOK

65+ Yaşlı Hakları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Gazeteci Ferhat Boratav ile Yaşlı Dostu Kentler Çalıştayı'nın kahve molasında sohbet ediyorduk. Ben de gelişmiş ülke yaşlıları ile ilgili yukarıda söz ettiğim Aşk Gemili refah algısından söz ediyordum. "Biliyor musun yaşlı fotoğrafımız bile yok" dedi. "Yani, örneğin bir broşür vs için fotoğraf aradığında karşına yaşlı diye Heidi'nin dedesi gibi fotoğraflar çıkıyor" 

Gözümün önüne geldi tabii: Hayallerimizdeki gibi mutlu ve kırmızı yanaklarıyla sağlıklı, sevimli kulübelerde kedi, köpek, tavuklarıyla yaşayan, toprakla "keyfine" haşır neşir emekliler, yaşlılar. Ya da ferah temiz evlerinin bahçesinde porselen fincanlarda çaylarını yudumlayan, torunları yanında neşe içinde gülen anneanne, büyükbaba fotoğrafları. Oysa bizim gerçekliğimizdeki yaşlı fotoğrafları, broşür ya da tanıtım kitleri için stok fotoğraf değil; olsa olsa çilekeşliği, yoksulluğu, acıları taşıyan sanat fotoğrafları olur.

Tabii refah seviyeleri çok geniş bir yelpazede farklılaşan, dengesi kalmamış bizim gibi ülkelerde yaşlıların da yaşam standartları farklılıklar gösteriyor. Pandemi ise 65 yaş üzerinde yoğunlaşan ve bir süre sonra gerçekliğini kaybeden kısıtlamalarla dramatik ayrımı derinleştirdi. Neler oldu hatırlayın:

PANDEMİDE YAŞLILIK GÖRÜNÜR OLDU

Aylar boyunca sokağa çıkmaları kısıtlandı; hatta bazı günler yasaklandı. Sokağa çıkmasına izin verilen saatler ihtiyaçlarını karşılamaları için gerçekçi değildi. Neredeyse yaşadıkları evin bahçesinde güneşlenmeye adım atamaz oldular. Hedef gösterildiler. Toplu taşımalara binmeleri yasaklandı. Yalnız yaşayanlar komşularına muhtaç kaldı. Aileleriyle yaşayanlar, bol çocuklu, gelinli damatlı kalabalık evlerde bunaldı. Zira sabah kahvaltıdan sonra kendisini mahalle parkına ya da yakındaki mahalle kahvesine atıp gününü geçirmek yaşlı erkeklerin en yaygın sosyal aktivitesi. Nüfus yoğun bölgelerde çok sayıda mahalle kahvesi ve burada vakit geçiren bir hayli orta yaş üzeri erkek görüşümüz bundandır.

Çalıştayın hazırlanmasına katkı sunan 65+ Yaşlı Hakları Derneği aslına 2014'te kurulmuş. Ancak adını en çok pandemi esnasında duyduk. Zaten genel toplumsal hadiselerin, toplumun göz ardı edilmiş kesimlerini açığa çıkarmak gibi özellikleri vardır. Yaşlılar hep vardı, ama pandemiyle artık daha çok göz önündeler. Zaten görünür olmak da yaşadıkları sorunların çözümünün bir başka evresi.

DOST DEĞİL VATANDAŞ

Aslında genel kullanım "Yaşlı Dostu Kent" olmakla birlikte bu "dostu" takısını sevmiyorum. Çünkü çoğunlukla ana akım dışına itilmiş "dezavantajlı" etiketi vurulmuş kişi ve konuların yumuşatıcısı haline getiriliyor. Sanki bazı kişiler ya da konular bu toprakların esastan meseleleri de diğerleri dostluk kurmaya çalışıyor. Hayır efendim, yaşlı, kadın, LGBTİ, engelli dost değil vatandaştır; çevre, hayvan, sanat, kültür, spor gibi alanlar da dostlukla değil doğallıkla uygulanması gereken politikalardır.

Bunu başa not ettikten sonra devam edelim: Dünya Sağlık Örgütü'nün 2010'da başlattığı "Yaşlı Dostu Kentler ve Topluluklar Girişimi" de kentte yaşlıların yaşamsal ihtiyaçlarını temin edici önlemlerin alınmasına dikkat çekiyor. İstanbul Kent Konseyi ve Ataşehir Kent Konseyi'nin geçen hafta bu yönde yaptığı ortak çalıştayda, sivil toplum, akademi, yerel yönetimlerden katılanlar, yaşlıların sağlık ihtiyaçlarından afet durumundaki koşullarına, dayanışmadan organizasyona dek masaya konuları tartıştılar. Rapor henüz çıkmamakla birlikte toplantıdan iki önemli not paylaşalım:

GÖSTER TELEFONUNU TEYZECİĞİM

Sağlık, toplu taşıma, barınma, park ve açık alan ihtiyacı, istihdam ve gönüllü çalışma imkanları, sosyal aktiviteler, etkinlikler gibi başlıklar her zaman iyileştirmeye muhtaç. Ancak benim gördüğüm öne çıkan iki önemli konu var: Birincisi "Danışmanlık Hizmeti" ihtiyacı. Yani yaşlı bireyin yürüyerek ulaşabileceği bir merkezde ücretsiz danışmanlık alabilmesi. Zira kendileri ile ilgili çıkan yasa, yönetmelik, kararlar, sağlık hizmetlerine kolay ulaşım, hukuki sorunlarında (vasiyet, veraset vb işlemler) danışabilecekleri ortama ihtiyaç var. Aslında muhtarlıklar bünyesinde oluşturulabilecek, uzman gönüllülere telefonla ulaşılabilecek koordinasyon merkezleri bu sorunları hafifletebilir.

İkinci büyük sorun ise digital okur-yazarlık. Yani giderek digital medyanın, sosyal medyanın ve online ortamın hakim olduğu yaşamda, hala mesaj okumayı ya da yollamayı bilmeyen, telefonun tuşlarını kullanamayan yaşlılar var. Birçoğunun cep telefonu akıllı değil. Bu nedenle hayatı kolaylaştırıcı uygulamalara ulaşma imkanları yok. Ancak akıllı telefonları olanlar da bunları kullanma konusunda sıkıntı çekiyor. Yani HES kodunu bulup gösterebilmek, aşı karnesini çıkarıp gösterebilmek ya da geçenlerde enflasyonla mücadele diye söz edilen (nasıl olacak bilmiyoruz ama) yakın ucuz marketi uygulama ile bulmak konusunda eğitilmeleri gerekiyor. Yerel yönetimler şimdi 65+ için digital okur-yazarlık programları başlatmayı hedefliyor. 

Ama şimdilik siz siz olun, elinde akıllı telefonu ile zorlanan bir teyze gördüğünüzde "Göster telefonunu teyzeciğim, yardımcı olayım" deyin :)