Büyümüyor bu diye anlatıyor bana Şengül çocuğunu göstererek kimliğine göre 6 yaşında görünüşte 4 yaşında gösteren çocuğunu.

Ne bulursa, ne alabilirlerse yediriyor çocuğa. Öyle “brokoli yemem, yumurta istemem, zeytin sevmem” sözleri konuşulmuyor evde.

Yeşim çocuğu okula giderken, beslenme koyamadığını, Serdar ne yapıp edip beslenme için ne bulursa koyduğunu, Ayşe beslenme için bakkala sucuk ve kaşarı yazdırdığını anlatıyor.

Öğün atlasalar da bir biçimde sofraya bir yiyecek konuluyor.

Günlük güvencesiz çalışanlar için gıda alımı iyice azaldı, alım tercihleri değişti, et listeden tamamen çıktı örneğin, kahvaltılık ürünlerinin bazıları da, hijyenik ürünler neredeyse rafa kalktı. Kadın pedi artık hiç alınmıyor, çocuk bezi lüks ihtiyaç haline geldi.

En çok un, yağ, şeker, tuz. Pandemi’nin başında anladım ki un günü kurtarıyor, un ve sıvı yağ varsa tuz eklenip börek, şeker varsa çörek oluyor ve gün bitiyor.

Kriz derinleştikçe kıt kaynaklarla özellikle hanedeki kadınların oluşturduğu “geçim stratejisi” ile ayakta duruluyor, mama yoksa şekerli su, unla bulamaç, hazır çorba, pirinç lapası.

Büyüyor mu, büyüyor çocuklar ama nasıl büyüyor, yarı aç, yarı tok sürekli hastane yollarında büyüyorlar. Yetersiz beslenme aynı zamanda bir kronik açlık durumudur bu nedenle çocuklar, yetişkin olduklarında da hayatları boyunca bir sürü hastalıkla boğuşurlar. 

UNICEF 2019 raporuna göre, dünyada beş yaşın altında yaklaşık 149 milyon çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle bodur ve 50 milyondan fazlası zayıf.

Hem dünyada, hem ülkemizde yoksulluğun merkezinde yetersiz beslenme ve yetersiz beslenmeden kaynaklı hastalıklar var. Ülkemizde 2018 yılı 0-5 yaş çocuk yoksulluk oranı %29,7’dir (TÜİK, 2020).

Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) 2013 verilerine göre Türkiye’de beş yaş altı her 10 çocuktan biri bodur ve bu çocukların üçte birinden fazlası ise ciddi bodur. Bodurluk oranı erkek çocuklarda (yüzde 11) kızlara (yüzde 8) göre daha yüksektir. Yetersiz beslenme sonucu, 24-59 aylık çocukların yüzde 12’si bodur, 48-59 aylık çocukların yaklaşık yüzde 3’ü ciddi bodur. Bu sonuçlar bu yaş gruplarında beslenme sorunlarına ve/veya kronik enfeksiyonların varlığınında işareti.  Yine Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2018 verilerine göre ise beş yaş altı çocuklarda bodurluk oranı yüzde 6.

Sonuç olarak kronik yoksulluk içinde yaşayan çocukların sağlığı yoksul olmayanlarla karşılaştırıldığında daha yüksek risk altındadır. Yetersiz beslenme, çocukların beden ve zihnin gelişimini, sosyo-duygusal gelişiminde büyük eksiklikleri ortaya çıkarıyor, ileride öğrenme güçlüğüne ve kronik hastalıklara neden oluyor ve yaşam süresi kısalıyor.  

Derin Yoksulluk Ağı’nın çevirisini yaptığı BM Yoksulluğu Azaltma Kılavuzu’nda “yeterli gıda hakkı”nın yoksulluğu azaltmadaki önemine de şöyle vurgu yapılıyor:

“İnsanın hayatta kalmak için yeterli gıdaya ihtiyacı olduğu açıktır. Yetersiz beslenme insanlar için ömür boyu devam eden bir engeldir: Beyin hücreleri gelişmez, büyüme durur ve hastalıklar yayılır. Bu engellerle birlikte insanın potansiyelinin de sınırlanması, açları ötekileştirilmiş bir varoluşa mahkum eder. Aç çocuklar okula odaklanamazken, açlık işçilerin üretkenliğini azaltır. Yoksulluk yetersiz beslenmeye yol açabilir ve bu da yoksulluğu derinleştirebilir. Yetersiz beslenme ve açlık, yoksulluğun temelini oluşturur. Bu nedenle, yeterli gıda hakkı, yoksulluğun azaltılması açısından önemli bir role sahiptir. Ayrıca, yeterli gıda hakkından yararlanma, sağlık, eğitim ve çalışma gibi diğer hakların da güvence altına alınmasında da etkilidir. Gıda hakkının kapsamında yer alan su hakkı, sağlık hakkı ve yeterli barınma hakkı ile de ayrılmaz bir bağlantı içerisindedir.”