Siyaset, “En iyi yalanı”, daha doğrusu “En inandırıcı yalanı” söyleme sanatıdır. 

Kimi siyasetçiler, “En iyi yalanı söyleyen, halka en iyi hizmeti verendir” derler. 

Siyasetçiler, en iyi yalanı ya da yalanları sadece halka söylerlerse pek sorun çıkmaz. 

Çünkü halkımızın büyük bir kesimi bu yalanlara inanmaya devam eder. 

Ancak söz konusu yalanları parti içinde söylemek, kıyameti koparır. 

Çünkü siyasetçilerin yalan söyledikleri partililer de, şu ya da bu şekilde siyasetçidir. 

Daha açık söylemek gerekirse, bir partinin en üst noktadan başlayarak yöneticilerinin partililerine en güzel yalanı söylemeye kalkışması, “Tereciye tere satmaktan” başka bir şey değildir.

Tüm bunları yazmamın nedeni, 31 Mart’ta yapılacak Yerel Seçimler öncesi siyasi partilerdeki aday belirleme sürecinde yaşananlardır.

Üyesi olduğum için de, beni en çok CHP’de yaşananlar ilgilendirir. 

CHP’de, her seçim öncesinde, aday belirleme süreci çok sancılı geçer. 

Çünkü CHP’nin çalışmama üzerine kurulmuş örgüt modeli (birkaç cefakâr örgüt hariç), adaylar nedeniyle allak bullak olur. 

Bunun en büyük nedenlerinden biri, 1 milyon civarındaki CHP üyesinin yaklaşık 800 bin kadarının bir yerlere aday olmasıdır. 

Bu yüzden "Partim değil ben iktidar olayım” diyenlerin egemenliğini sürdürdüğü CHP’nin karışması da normaldir. 

Bu karışıklığı körükleyen bir başka etken de, parti yönetiminin en iyi yalanı söyleme sanatını icra etmedeki başarısızlığıdır.

CHP’de, tüm makamlara aday sayısı en fazla binlerle sınırlıyken yüzbinlerin adayım diye ortaya çıkması,aday belirlemedeki kargaşayı büyütecektir.

Böyle oldukça da tartışmalar, kavgalar, küslükler, kamplaşmalar, ayrılıklar artacaktır.

Hemen hemen herkesin aday olduğu, siyaset tüccarlarının cirit attığı CHP’de, merkezdeki siyasetçinin  söylediği en iyi yalanı ülkenin diğer noktalarında bulunan siyasetçiler yutmaz. 

Çünkü onlar da terecidir ve tereciden tere almazlar. 

Hatırlayalım, adaylar yanlarına destekçilerini de alarak Ankara’ya akın etti. 

Görüştükleri her vekilden ve Genel Merkez yöneticisinden hoşlarına gidecek sözler duymaya, garantiler edinmeye çalıştılar. 

Kendileri de sıklıkla söylediği için yalan olduğunu bile bile “En güzel yalanı” yani “Tamam, adaysın” sözünü işitmek istediler.

Geldikleri yere döndüklerinde ise bekledikleri olmayınca, kargaşa başladı. 

Oyuna talip olduğumuz bırakın sağ ve muhafazakâr seçmeni, bizim seçmen tabanımız CHP’nin bu görüntüsünden sizce nasıl etkilenecek?

Daha içinde birlik sağlayamayan, MYK’sından PM toplantılarına kadar hemen her yerde, herkesin birbirine girdiği, ortalığın toz duman olduğu CHP’ye seçmen oy verecek mi?

Tüm bunları, “CHP’de böyle tartışmalar, süreçler olur, çünkü bizde parti içi demokrasi var” diye açıklayanlara seçmen inanacak mı?

Yine her seçim öncesinde söylenen en güzel yalanlardan olan, “Bu kez AKP bitti. Ekonomi perişan. Mutfakta yangın var. Halk artık bunlardan bıktı. Biz kazanıyoruz, AKP gidiyor” söylemleri durumu idare etmeye yetecek mi?

Seçime 2 ay kala açıklayacağınız adayın yapacağı çalışma kazanmaya yeter mi?

Seçime 2 ay kalmışken, istifa edenler, küsenler, kamplaşanlar, köşesine çekilenler nedeniyle nasıl birlik sağlanacak ve çalışma yürütülecek

Bizim kabilede ŞEF bolken, APAÇİ yokken, kimle çalışacağız.

Seçime 2 ay kalmışken, ortada belirlenmiş bir strateji yokken nasıl kazanacağız?

Bu saatten sonra seçim stratejisi olsa kaç yazar?