Kamuoyu araştırmalarının açıkça ortaya koyduğu üzere AKP’nin seçmen desteğinde ciddi bir gerileme yaşanıyor. Son birkaç ayda AKP’nin oy oranının yüzde 30’un da altında ölçülmeye başlamasıyla birlikte bu partinin yirmi yıldır domine ettiği Türkiye siyasetindeki birinci parti olma konumunu yitirip yitirmeyeceği tartışılmaya başlandı. Son seçimden, yani 24 Haziran 2018’den bugüne AKP’nin 12 puanın üzerinde, MHP’nin 5 puana yakın oy kaybettiği görülüyor.

İktidar bloğunun kaybettiği oranda bir artışın muhalefet tarafına yükseliş olarak yansımıyor olması çeşitli yorumları da beraberinde getiriyor. Aynı oranda bir yükselişin muhalefet tarafında yaşanmıyor olması, muhalefetin oylarının artmadığı anlamına gelmiyor. Hem CHP’nin, hem İYİ Parti’nin hem de diğer muhalefet partilerinin oyları artıyor. Hatta örneğin CHP özelinde bugün belki de esas tartışmamız gereken, bu partinin önümüzdeki seçimden birinci parti olarak çıkıp çıkamayacağı olmalı.

Bu, hem CHP açısından hem de genel anlamda muhalefet açısından önemli bir soru. Öncelikle böylesi bir hedef ve imkânın söz konusu olması, iktidar bloğunun çok çeşitli avantajlarına rağmen psikolojik üstünlüğün çok daha güçlü bir biçimde muhalefete geçmesine katkı sağlıyor. İkincisi ve daha önemlisi, CHP’nin birinci parti konumuna yükselmesi, siyasetin yeniden inşa edileceği seçim sonrası süreçte bu partinin oynayabileceği kritik rolü güçlendiren bir etki yaratacaktır. Dahası, CHP’nin birinci parti olması kendi solunda yeni bir kanalın açılması ve bu “sol dalga”nın AKP sonrası sürecin helalleşme-hesaplaşma dengesi üzerinde etkili olması açısından son derece önemli görünüyor.

Peki, CHP gerçekten önümüzdeki seçimden birinci parti olarak çıkabilir mi?

Sorunun kısa yanıtı, evet. CHP’nin önümüzdeki seçimden birinci parti olarak çıkma olasılığını kuvvetlendiren çeşitli imkân ve fırsatlar söz konusu.  Bu imkân ve fırsatların bir kısmı CHP’ye dışsal, bir kısmı da doğrudan CHP’yle ilgili. Öncelikle AKP’nin oy oranının geldiği seviye, CHP bir türlü aşmayı başaramadığı yüzde 30 barajına takılıp kalsa bile bu partinin birinci parti olmasını sağlayabilir. Ancak seçim sürecine girildiğinde bundan çok daha ciddi ve etkili fırsatların CHP’nin önüne çıkacağını da görmek gerekir.

CHP’nin iktidar bloğundan kopan seçmenlerin desteğini alıp alamadığı tartışmasına girmeden önce, bunun kadar önemli iki seçmen kümesinin siyasal tercihlerini analiz etmenin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Birinci küme, önümüzdeki seçimde ilk kez oy kullanacak genç yeni seçmenler. İkincisi de son seçimde kaybetme psikolojisi, inançsızlık ya da sisteme tepki nedeniyle sandığa gitmeyerek oy kullanmamış seçmenler.

Türkiye gibi son derece kutuplaşmış bir siyaset ortamına sahip ülkelerde siyasi tabloyu değiştirmek için ilk kez oy kullanacak ve oy kullanma hakkı olduğu halde sandığa gitmeyenlerin tercihini etkilemek son derece önemlidir. Çünkü kimlikleri doğrultusunda kutupların içine hapsolmuş seçmenlerin bir kutuptan diğerine geçmesini sağlamak daha önce oy kullanmamış birinin tercihini değiştirmekten her zaman daha zordur.

Genç yeni seçmen: Yaptığımız araştırmalar CHP’nin 18-22 yaş aralığındaki ilk kez oy kullanacak genç seçmenler arasında açık ara birinci parti olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki seçimde toplam seçmenin yüzde 10’undan fazlasını oluşturmasını beklediğimiz bu genç seçmen kümesi, ülke ortalamasının yaklaşık olarak 10 puan üzerinde bir destekle CHP’yi destekleme eğiliminde.

Oy kullanmayanlar: 24 Haziran 2018’deki son milletvekilliği seçiminde oy kullanmadığını ifade edenler içinde kaybetme psikolojisi, inançsızlık ya da sistemi protesto etmek için sandığa gitmeyen bir grup seçmenin AKP’nin kaybetme ihtimalinin oluşmasıyla birlikte yeniden oy kullanma motivasyonu kazandığını ve bu küme içinde de en çok desteğin yine CHP’ye yöneldiğini ölçüyoruz. Muhalefet açısından hem ilk kez oy kullanacak genç seçmenlerin hem de geçmişte oy kullanmamış olanların sandığa gitmesini sağlayacak hazırlıkları yapmak kritik önemdeki konulardan biri.

İktidar bloğu seçmeni: İddia edilenin aksine, AKP ve MHP’ye oy vermiş seçmenlerden CHP’ye hiç de küçümsenmeyecek oranda oy geçişi olduğunu gözlemliyoruz. Şöyle ki, dört yıl önce AKP’ye oy verdiğini söyleyen 100 seçmenden sadece yüzde 55’i AKP’yi desteklemeye devam ederken, 6’sı CHP’yi, 5’i İYİ Parti’yi, 5’i MHP’yi, 2’si DEVA’yı, 1’i HDP’yi destekleme eğiliminde. Geri kalanlar kararsız, oy kullanmayacak ve diğer partiler şeklinde dağılıyor. AKP’nin son seçimde aldığı oy oranını göz önünde bulundurduğumuzda CHP’nin oy oranına 2 puanın üzerindeki katkının bu seçmen kümesinden geldiğini tespit edebiliyoruz.

Kürt seçmenler: İl bazlı yaptığımız araştırmalar, CHP’nin Kürt illerinde oy artışı değil, adeta bir oy patlaması yaşadığını gösteriyor. Kuşkusuz yüzde 2 olan oy oranını yüzde 10-15 aralığına çıkardığı bir ilde CHP hâlâ milletvekili çıkarmakta zorlanıyor olsa da, ülke genelindeki oy oranına daha önce hiç olmayan bir katkı sağladığını da göz ardı etmemek gerekir.

Bununla birlikte ev kadınlarının hâlâ CHP’nin en güçsüz olduğu seçmen kümesi olduğunu vurgulamak gerekir. Aile Destekleri Sigortası gibi doğrudan ev kadınlarına hitap eden bir projenin bu seçmen kümesine doğru bir biçimde aktarılamıyor olması, CHP’nin arzu ettiği sıçramayı yapamıyor olmasının temel sebeplerinden biri olarak değerlendirilebilir. Ankara’da dile getirilen yukarıdan bir vaat olarak değil, yüz yüze ilişki kurularak doğru bir biçimde aktarıldığı takdirde önümüzdeki süreçte CHP’nin oy oranına en büyük katkıyı sağlama potansiyelinin, bu derin yoksullaşma ortamında Aile Destekleri Sigortası olduğu görülüyor. 

Sonuç olarak Kemal Kılıçdaroğlu faktörü, cumhurbaşkanı adayının CHP’li olma ihtimali, CHP’li büyükşehir belediyelerinin olumlu etkisi, seçim sürecinde cumhurbaşkanı adayının belli olmasıyla birlikte parti örgütünde ortaya çıkacak sinerji gibi şu an ölçemediğimiz unsurları hesaba kattığımızda, CHP’nin önümüzdeki seçimden birinci parti olarak çıkma ihtimalinin hiç de küçük olmadığını söyleyebiliriz.