Yazı dizimizin önceki iki bölümü izleyerek (Tıklayınız, 17 Kasım 2021: SATRANÇ, EN GÜZEL HARP OYUNU- 1) (Tıklayınız, 20 Kasım 2021: SATRANÇ, EN GÜZEL HARP OYUNU- 2)  konuyu buraya kadar getirdikten sonra bugün bu son bölümde ise, öncelikle evrensel askeri literatürdeki “taarruzda manevra şekilleri” acaba satrançta da hatta sivil yaşamda da var mı, onu biraz analiz edelim.

Kuşatma: Rakibin zayıf bir yanının kullanılarak kuvvetlerinin gerisine düşmek ve “onu bulunduğu bölgede” imha etmek demektir. Genelde tek taraflı kuşatma tercih edilir. Ancak oyunun ileri safhalarında kalelerle vezirle çift taraflı kuşatmalar da durumun imkân verdiği ölçüde yapılabilir. Askeri kurallardaki gibi elde edilecek başarı, satrançta da kuşatmanın “Baskın” tarzında yapılmasına bağlıdır. Kuşatmayı yapacak kuvvetler; at ve fillerle takviyeli kaleler ve vezir gibi yüksek hareket kabiliyetine sahip taşlardır. Rakibi şaşırtacak, tereddütte bırakacak ve aklını allak bullak edecek tali (ikincil) taarruzları ise; piyonlar ve hafif taşlar icra ederler. Kuşatmanın başarısı, piyonlarla (vs.) yapılacak tali taarruzun, cephedeki “rakibi-düşmanı tespit edebilme kabiliyetine” bağlıdır. Kuşatmaya karar verildiğinde, rakibin tertibatındaki kuvvetli kesimlerine çatmaktan kaçınılır; açık ya da zayıf yanları aranır. Onun savunmasının gerisine düştükten sonra de mat ağı örülerek, özellikle de ağır taşlarla onun yanına ve gerisine peş peşe bunaltıcı darbeler vurulur. Böylece şah “bulunduğu mevzilerde” mat-imha edilmiş olur.

Burada şahı cepheden yapılacak şiddetli taarruzlarla-hamlelerle, bulunduğu yerde değil de “bizim istediğimiz ve avantajımıza olan bir bölgeye” doğru çekilmek zorunda bırakarak, o bölgeye topladığımız-yığdığımız-yığacağımız hareket yeteneği çok olan ağır/güçlü taşlarla mat-imha da edebiliriz. Bunun adı askeri literatürde çevirmedir.  

Ayrıca atlarla, uçar birlik harekâtı (Helikopterli birlik, Hava İndirme) icra ederek, onun savunmasının gerisindeki hayati öneme haiz kritik bölgeler ele geçirilebilir, rakibin gerideki önemli-güçlü rakip taşlarına taarruz edilebilir. Böylece düşey kuşatma yapılmış olur. İşte oyun süresince sürekli “kuşatmaya müsait yan” aranması, koşulların oluşturulması bu manevra için son derece gereklidir. Satrançta da satranç tahtasının ortalarında fırsat yakalanırsa önce bir cephe yarmasını müteakip, ardından kuşatma yapılabilir. Ancak iyi düşünülmemiş hesapsız kuşatmalarda “gereksiz yere büyük kuvvet/ değerli taş kaptırma riski” de vardır (Askeri tarih literatüründe de felaketle sonuçlanan tıpkı 1812 Napolyon’un ve 1942 Hitler’in kış seferleri, Enver Paşa’nın 1914 Sarıkamış kuşatması gibi). Büyük Usta Horowitz de “Tek bir kötü hamle, kırk iyi hamleyi boşa çıkarır!” der... Acaba sivil yaşamda da bu var mıdır sizce?

Yarma: Arazide (satranç tahtası), rakibin taşlarının tertibatı, kuşatmaya imkân vermiyorsa, başvurulacak bir manevra şeklidir. Özellikle rakibin, açılışından sonraki savunmasında ve taşlarının dizilişinde; eğer güç geniş cepheye yayılmışsa, rakipte bir odaklanma/taşları arasında karşılıklı destek yoksa, zayıf noktalar ortaya çıkarılmışsa ve de elimizde de mevcut yeterli ağır ve hafif taş varsa, hele de bunlar aklımızdaki yarma bölgesinde kullanılabilecekse, satrançta da yarma yapılabilir. Yarmanın piyonlar ve hafif taşlarla başlatılması genelde alışılmış bir yöntemdir. Rakibin özellikle satranç tahtasının merkezinden veya merkezine yakın bölgelerdeki piyonlarının düzenini bozarak onun mesela bir piyonuyla bizim bilerek verdiğimiz bir “yemlik” taşı yemesi suretiyle (Gambit/ feda etmek), o an bir piyon zararımıza rağmen daha sonrası için rakibin savunmasında “gedik açmak ve tertibatını bozmak (rakibin iki piyonunun arka arkaya getirilmesi)” yarmadaki piyonlarımızın en önemli görevlerindendir. Spielmann “İyi bir “gambit/feda” doğru olan değil, rakibi şaşırtıp karmaşaya itendir” der. Ama “Yaşım arttıkça piyonlara daha çok değer vermeye başladım” diyen büyük usta Keres de haklı olabilir.

Böyle “Küçük bir değeri feda edip daha büyük amaca ulaşmak aslında sivil hayatta da yok mudur? İşte elde edilen bu önemli gedikten, sütun boyunca “başarıdan faydalanma” için, önce hafif taşlarla (atlar, fillerle) takviyeli “ağır taş görev kuvvetleri (vezir ve kaleler)”, şiddetle rakibin derinliklerindeki hayati öneme haiz ihtiyatlarına (vezir, kale, at, fil) ve veya direkt olarak şahına taarruz ederler. Böylece rakibin savunmasının sürekliliği ortadan kaldırılmış olur. Kuşkusuz oyunun ileriki safhalarında rakip, mümkünse şah ile rok yaparak, satranç tahtasında daha emniyetli bir köşeye yer değiştirerek zaman kazanır ve de yeni bir savunma tesis edebilir. O zaman da bu savunmanın zafiyetleri aranır. Yarma gediğinden giren kuvvetler, askeri taktiklerde olduğu gibi, o gediği ne kadar genişletirlerse, başarıdan faydalanacak ağır taşların (vezir, kaleler, vs.) harekâtı o kadar kolay olur. Bazen gedik, rakip tarafından karşı hamlelerle (askeri literatürde karşı taarruzlar ile) kapatılabilir. Böylece ağır taşlarımız, bir anda karşı tarafın savunma hattının gerisinde mahzur kalabilir. Bu takdirde en az zarara razı olup, durum daha da kötüleşmeden takas etmek en doğru yol olabilir (Çekilmek-vurup kaçmak mümkün olmuyorsa). Onun için, bu tür manevralar yapılmadan önce çok iyi bir hesap ve planlama yapılmalı, rakibin yapabileceği karşı hamleler (Düşman imkân ve kabiliyetleri) hata yapmadan çok iyi analiz edilmelidir. Büyük usta Tartakower “Oyunun galibi sondan bir önceki hatayı yapan oyuncudur!” diye boşuna söylememiştir. Af yoktur…

Cephe taarruzu: Ezici bir üstünlükle oyuna başlayamadığımız veya oyuna her iki taraf da eşit kuvvetlerle, aynı şartlarda başladığı için bu manevrayı tatbik imkânı ya ilk başlangıçta ya da ezici üstünlük sağlandığında çift çıkış yapan piyonlarla veya planladığımız bir tali taarruzlarda ise tespit kuvvetleri (piyonlar, hafif taşlar) tarafından cephe taarruzu yapılabilir. Cephe taarruzunun satrançta da muharebedeki gibi uygulaması zordur. Dolayısıyla az tercih edilir. 

Stratejik Taarruzu özetle bitirdik. Şimdi de satrançtaki Stratejik Savunmadan kısaca bahsedelim; Askeri literatürdeki, daha sonra taarruza geçmek için lüzumlu vasıta ve elemanları toplamak maksadıyla, şahın ve hayati öneme haiz bölgelerin (ağır taşların bulunduğu bölgelerin) korunması için alınan savunma tedbirleridir. Nimzo-Hint savunması, Sicilya savunması, Pilsbury savunması, Niemzoviç savunması, Brid başlangıcı, savunmaya güzel örnekler olarak bilinir. Savunmada, rakibin yapacağı hatalar ve istismar edilecek zayıf tarafların ortaya çıkması da beklenir.

Şimdi biraz da askeri stratejide çok önemli olan “planlama becerisi” konusuna girelim, satrançta bunun hangi anlama denk geldiğini irdeleyelim. Evet mesela satrançta başlangıç için rakibi bilmek, onun oyun şeklini, açılışını taktiklerini öğrenmek önemli bir konudur (Örnek: Her zaman Ruy Lopez açılır, pasiftir, inatçı değildir, taarruzlardan morali çabuk bozulur, atlardan korkar, veziri giderse çöker, aşırı cesurdur, risk almaz, taş değişmekten korkar, aşırı taş değişimcidir vs.). Bunları bildikten sonra, onun hamlelerine uygun olarak açılışlar planlanır veya rakip, açılışımızla bizim istediğimiz şekilde tepki göstermeye zorlanır. Ancak rakip her zaman aynı taktik ve teknikleri kullanmayabilir. Planlama yaparken sürprizlere de hazır olmak gerekir. Özellikle rakibimizle ilk maçımız-karşılaşmamız durumunda onun yetenekleri hakkında da hiçbir bilgiye sahip olmayabiliriz. Oyun kurarken veya müteakip safhalarda zihnen yapacağımız planlarda bu husus da göz önünde bulundurulur. İyi bir oyuncu ayrıca sürekli olarak, müteakip harekâtı-hamleyi düşünür, dolayısıyla mutlaka “birkaç hamle sonrasını” planlar; hareketlidir, taarruz ruhludur, büyük maksatlar için hesaplı-planlı riskleri göze alabilir, eninde sonunda inisiyatifi ele geçirir...

Planlamayı yaptık, peki satrançta “icra-uygulama” için nelere dikkat etmek gerekir?       

Tıpkı muharebedeki gibi hem inisiyatifi kazanmak/ kaptırmamak, hem de rakibin taktiklerini öğrenmek için oyunun başlamasıyla özel gayret sarf ederiz. Ancak bunlar “Boş hamle” (Ad Libitum) olmamalıdır (Örnek: veziri ileriye götürdük, rakip öyle bir hamle yaptı ki vezirimizi yine eski yerine çektik) işte böyle bir durumda rakip, bir hamle ve avantaj kazanmış olur. Bu tür boş hamleler, savaşta ve satrançta inisiyatifin kaybedilmesine neden olabilir. Oyunda piyonlarla, rakibin ileri elemanlarına açılışla taarruz edip onun taktiklerini ortaya çıkarmak veya üstünlüğü “yem vermek-feda” suretiyle de sağlamak istenebilir. Muhaberede “cebri keşif” dediğimiz bu husus satrançta “Gambit” olarak karşımıza çıkar. Açılışlar, başlangıçta yapılan keşif ve gözlem harekatının, ta kendisidir. Bunu iyi yapan oyunda-savaşta avantaj sağlar (Ruy Lopez, Petrof..)

Aynı şekilde satrançta savunma yaparken de rakibin taarruz hazırlıklarını bozucu taarruzları; piyon-fil-at, hatta bazen kalelerle yapabiliriz. Bu husus için görev kuvvetlerinin teşkil edilip kullanılması çok önemlidir. Görev kuvvetlerinin teşkili, görüldüğü gibi yeni bir olay olmayıp, satrancın ortaya çıktığı 9’ uncu yüzyıldan beri bilinen bir usuldür. Mümkün olduğu kadar, birbirini koruyan taş sistemi kurmaya gayret edilmelidir. Fillerle takviyeli kaleler, kalelerin birbirlerini desteklemesi, fillerle takviyeli piyonlar gibi “karşılıklı destek” içindeki taşlar kendi değerlerinden çok daha güçlü bir kuvvetin (sinerji) ortaya çıkmasına neden olur, daha çok emniyet sağlar. Sivil hayatta da bizce benzer durumlar yaşanmaktadır.

Savunmada piyonlar hem emniyet kuvvetlerini hem de birinci hat birlikleri bölgesini ve buradaki engel/ mayın tarlalarını da temsil ederler. Uygulanacak savunma genelde “Aktif” olmak mecburiyetindedir. Piyonlar taarruzi olarak ilerler, açılıp mümkün olduğu kadar fazla ateş sahası elde etmeye çalışırlar. Böylece ilerden savunma sağlanmış olur. Ancak piyonlarla gerideki taşlar arasında, mutlaka karşılıklı destek olması gerekir. Aksi takdirde parça parça mağlubiyetler olur. Askeri literatürdeki emniyet kuvvetlerinin Asıl Muhabere Sahasındaki birliklerin ve ihtiyatların kullanılmasını ihtiva eden savunma doktrini, dolayısıyla görüldüğü üzere satrançla çok benzerdir. Savunma sırasında, sürekli taarruz için fırsatlar kollanır, gereken hazırlıklar (planlama, yığınak vs.) yapıldıktan sonra da “genel karşı taarruza” geçilir.

Genelde, satrançta stratejik operatif ve taktik anlamda oyun şu şekilde gelişir: Taraflar merkezde (Geometrik merkezdeki 4 karede-kritik arazi) üstünlük sağlamak amacıyla ileri harekete geçip, açılış yaparlar. Her iki taraf da karşı tarafın piyon (piyadelerinin) düzenini bozmaya ve merkezde inisiyatifi ele geçirmeye çalışır (Piyon fedası-gambit de dahil) üstünlüğü sağlamış olur. Sonunda, bir taraf diğerini savunmaya mecbur eder. Şahın rok yapmasına (Emniyet tesisine) ya da kaçmasına imkân vermeden mat edilmesini (imhasını) sağlamak maksadıyla, şahın bulunduğu tarafa doğru bütün güçle amasız bir taarruza girişilir. Karşı taraf da bunu bildiği için, savunmasının emniyetle devamlılığı sağlamak maksadıyla, rok yaparak şahı daha emniyetli arazi kesimlerine (köşelere) kaçırmak isteyecektir. Diğer taraf da bu roku önlemek için fillerle atlarla açmazlar, çatallar yapmak gibi her türlü gayrete baş vuracaktır.

Satranç oyununda taarruzda ihtiyat; askeri literatürdekine benzer tarzda beklenmedik durumları karşılamak, başarıyı genişletmek, taarruzları takviye etmek maksadıyla kullanılan hareket kabiliyetleri yüksek olan atlarla, fillerle takviyeli kaleler veya vezirden meydana gelir. Savunmada ihtiyat ise asıl savunma hattında meydana gelen girmeleri bertaraf etmek ve giren kaleleri, filleri, atları, veziri imha etmek maksadıyla; yeterli kuvvetle uygun zamanda karşı taarruzu yapmak için kullanılırlar. Savunmada kuvvetli ihtiyat, ayrıca emniyet sağlar.

Oyuna daima beyaz başlar, dolayısıyla beyaz her zaman bir hamle üstünlükle muhabereye girer, dolayısıyla ilk inisiyatif de beyazdadır. Ne var ki sonradan yapacağı hatalarla, bu avantajı kaybedebilir. Oyuncuya üstünlüğü kaybettiren bir hamleden satrançta “Tempo kaçırmak” şeklinde söz edilir. Bu tempo birden arttığı gibi, küçük küçük üstünlüklerle de artırılabilir. Ustaların oyununda, genellikle tempo ağır ağır artar.

Peki, satrançta da kısa durum muhakemesi (VDAM) ya da durum değerlendirmesi var mıdır?

Satranç başlangıçta da belirtildiği gibi, oyun sürekli muhakeme yapılmasını ve durumun sorgulanmasını-değerlendirilmesini ister. Karşılaşılan her durum için, aşağıdaki başlıklardan oluşan “kısa bir durum muhakemesi” yapılır ve böylece hangi hamle yapılacaksa ona karar verilir.

Vazife: Rakibin savaşma-mücadele azim   ve   iradesini yok etmek veya şahı yok ederek onu mat etmektir. Durum içinde bu vazifeyi yerine getirecek görevler kendiliğinden çıkabilir (İnisiyatifi ele geçirmek vs.).

Rakip-karşı taraf (Askeri literatürde düşman): Genel olarak şu imkân ve kabiliyetlere (DİK) sahiptir: Rakip uygun açılış yapıp, merkez karelerde üstünlük sağlayabilir, bu üstünlüğü filleriyle, atlarıyla, kaleleriyle, veziriyle takviye edebilir, rok yapmanızı engelleyebilir, buna paralel olarak cephedeki harekatının temposunu arttırarak küçük taarruzlarla inisiyatifi ele geçirilebilir, açmaz ve çatallar yaparak baskın sağlayabilir…

Bu hususlar sağlandıktan sonra rakip, gelişmelere paralel olarak ayrıca şunları da yapılabilir: Bazı cephelerden çektiği ağır ve hafif taşlarıyla bir bölgede sıklet merkezi tesis edip, savunma cephemizde yarma veya kuşatmalar yapılabilir. Bu harekâtını müteakip ağır taşlarıyla başarısını geliştirebilir. Stratejik ihtiyatlarımızı (Vezir, kaleler vs.) imha edebilir, hareketsiz bırakabilir. Mat Ağını kurabilir. Şahımızı mat edebilir.

Arazi: Satranç tahtası, küçücük 64 kareden ibaret olmasına rağmen, askeri literatürdeki aşağıda sıralanan GÖKEY kurallarını aynen ihtiva eden meydan muharebelerinin cereyan ettiği çok büyük ve geniş bir oyun-muhabere sahasıdır.

-Gözetleme ve Ateş Sahaları : Taşın cinsine ve satranç tahtasının çeşitli bölgelerine göre bu sahaların etkinliği değişmektedir. Örnek olarak bir piyonun ateş sahası; düşman olduğu takdirde bir kare ileri sağa veya bir kare ileri soladır (ilk açılışta iki kare de ileri gidebilir-En passant kuralı). Kısaca kendi çevresindeki birer karede, gözetleme ve ateş sahası elde edilebilir. Oysa vezir; önünde taş olmadığı müddetçe, diyagonal veya sütunlar boyunca, satranç tahtasının hudutlarına kadar, çok daha uzun gözetleme ve ateş sahası sağlar. Ayrıca Satranç tahtasının üzerindeki çeşitli karelerin çeşitli gözetleme ve ateş sahaları vardır. (Örnek: merkezdeki bir vezir dört bir köşeye diyagonal, artı şeklinde 4 kenarın ortasına sütunlar boyunca, 8 ayrı istikamette, uzun gözetleme ve ateş sahaları sağlayabilir. Oysa aynı vezir köşelerden birindeki kare üzerinde olduğu zaman sadece bir diyagonali iki de sütun boyunca olmak üzere, sadece üç istikamette gözetleme ve ateş sahası sağlar). Satranç tahtasının kenarları, dışarıdan bir tehlike gelmeyeceğinden emniyet sağlar, ama ateş/manevrayı kısıtlar.

-Örtü ve Gizleme: Bütün taşlar şah için, birbirleri için örtü sağalar. (Örnek: Piyonlar gerisindeki bütün taşlar için, rakibin görerek ateş eden bütün silahlarına karşı örtü sağlar. Ancak at gibi görmeyerek ateş eden silahlar/helikopterli birlikler bu örtünün üzerinden aşıp hedeflerini imha edebiliriler). Satrançta, somut bir gizleme, oynayan şahıs her şeyi gördüğünden ve taşların gözleri olmadığından kuşkusuz yapılamaz.

-Kritik Arazi: Oyunun başlangıcında merkezdeki 4 karedir. Ele geçiren taraf, üstünlüğü sağlamış olur. Müteakiben muhaberedeki gibi, uygulanan harekatın nev’ine, vazifeye göre yeri değişir. (Örnek. Rakip şahın bulunduğu kare ve civarı kritiktir veya rakip ağır taşların bulunduğu kesimler kritik arazilerdir vb.).

-Engeller: Bazen taarruz edene karşı piyonlarla hamleler yaparak (öne alarak vs.) engeller yapılabilir. Ayrıca gerektiğinde şahın veya ağır taşların önüne çekilen hafif taşlarla, engelleme yapılabilir. Satranç tahtasının dışı geçilmesi mümkün olmayan engeller olarak düşünüldüğünde; rakibi özellikle köşelere, kenarlara sıkıştırmak suretiyle imha etmek, en doğru yollardan biri olabilir.

-Yaklaşma İstikametleri: Oyunun gidişatına göre, bazen sütunlar boyunca, bazen de diyagonal olabilir. Kenarındaki sütunlar (yaklaşma istikametleri) yan emniyeti sağlarlar.

Mevcut Kuvvetler: Uygulanan manevraya göre gücü değişmekle beraber başlangıçta kendimize ait 16 adet yalnız hareket eden taş-birlik vardır. Bunların imkân kabiliyetleri aynı cins taşlarda aynı, farklı taşlarda ise farklıdır (Örnek: İki piyon aynı özellikleri, bir piyon ve fil birlikte ise farklı özellikler taşır). Kuvvet/ taş kaybı hem askeri literatürde hem de satrançta önemlidir zira kâr zarar hesabı sürekli yapılır. Ancak uluslararası büyük usta Tartokower “Taş kaybetmemek uğruna çok oyun kaybedilmiştir” diyerek konuya özel dikkat çekmiştir. 

Sonuç: Buraya kadar belirtilenleri tam sorgulamadan okuduysanız sanki “iyi satranç bilen, iyi liderdir, yöneticidir, komutandır ya da iyi satranç bilen her insan yaşamda başarılı olur” gibi bir iddia ortaya çıkabilir. Kuşkusuz böyle olamaz. Eğer böyle olsa, Fisher’in (ABD), Spassky (eski SSCB)’nin Petrossian’ın Ruy Lopez’in meydan muharebeleri kazanmış komutanlar ya da dünya devi büyük şirketlerin CEO’ları olmaları gerekirdi. Ama Atatürk’ün iyi bir satranç oyuncusu olduğunu biliyoruz. Seyahatlerindeki özel vagonunda hep bir satranç masası vardır.

Satranç, özellikle de bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde bütün ve büyük bir çağdaş eğitim sistemindeki önemli yardımcılardan biri olarak düşünülmelidir. Bir tamamlayıcıdır ve bizce yaşamda da gereklidir. Hele bir asker ve veya lider için bu oyunu oynamak, okumak kadar gereklidir. En başlangıçta da belirtiğimiz gibi insanlarımızı gençlerimizi satrançta “usta veya büyük usta” yapmak değildir amacımız. Ama taktik operatif ve stratejik usul ve kaidelerin hatta harp prensiplerinin kuşkusuz en başta askeri eğitim sahasında ve çoğu bölümleriyle sivil yaşamlarda da önemli izdüşümleri olan bir akıl oyunudur satranç. Dolayısıyla satranç, mesela lider-önder-yönetici yetiştirirken, hiç maliyetsiz/ekonomik olarak birlikleri-kurumları-iş yerlerini etkin yönetebilmek için önemli bir yardımcı araç olabilir. Bu yönüyle satranç az ya da çok, aslında yaşamdaki karmaşık yönetim mücadelelerinin ya da krizlerin-savaşların bedavaya 64 karede simülasyonu anlamına da gelmektedir. Büyük ustalardan aynı zamanda bir finansçı olan 38 yaşındaki Paskal de “Satranç tahtası insan zihninin jimnastik salonudur” demektedir…

Evet savaş ya da mücadele, en güzel “yaparak” öğrenilir. Ama bu, çağımızda “zorunlu olmadıkça” gereksizdir ve çok pahalı bir yöntemdir. Üstelik burada tekrar soralım; acaba bütün bunları dünyada az ya da çok, mesela “iç ve veya dış politik yaşamda, uluslararası platformlarda, diplomaside ve çoğu çetin geçen sivil yaşam mücadelelerinde…” ya kullananlar varsa? Olamaz mı bu acaba? Bunun cevabını en başta da dedik, siz okurlara bırakıyoruz…

Kısacası; askeriyede veya sivil yaşamlarımızda okullara, kışlalara “satranç göstermelik değil, daha fazla girmelidir”, diyoruz. Müsabakalarla teşvik edilmeli, dergilerde gazetelerde daha fazla satranç köşeleri açılmalıdır bize göre. Aslında 2005 yılında bizim benzer yazı içeriğiyle bizzat kaleme aldığımız “Askerlik ve Kışlalarda Satranç” adıyla Mehmetçiklere öğretici-eğitici resimli küçük bir kitapçık “seferberlik ruhuyla” şanlı ordumuzun hudutlar dahil kara hava deniz jandarma sahil güvenlik tüm kışlalarına kadar yayınlanmıştı. Halen de kullanılıyordur…

Ülke genelinde ise kahvelerde, kafelerde öyle göstermelik olsun diye değil, artık hakkettiği yeri almalıdır satranç. Düşünün bir kere; mesela Türkiye’deki sayısı 130 bin civarlarını bulan her kahvede “okeye, piştiye, tavlaya rakip olarak” çok sayıda satranç köşelerinin de hazırlandığını ve ülke çapında “özel ve büyük bir satranç seferberliği” ilan edilmesiyle çok sayıda banliyö-köy-kasaba-mahalle-semt satranç kurslarının açıldığını… Kulağa ne hoş geliyor değil mi?

Eminiz ki, bu “satranç seferberliği” hamlesinin hemen arkasından, çoğunlukla boş zaman geçirilen kahvehanelerde, “klasiklerden oluşan küçük bir kitaplık ve duvara asılı günlük gazete/ mecmua köşesi” uygulamaları da peşi sıra gelebilecektir. Hatta bir sonraki aşamada bugünün her tarafı saran erkek egemen o basık kahvehaneleri bir gün başkalaşım geçirip “internetli sosyal iletişim mekanlarına, çağdaş kafelere” de dönüşebilecektir.

Bizce bu durum şu an rüya gibi görünüyor ama gümbür gümbür gelen ve her şeyi sorgulayan gençlerimiz nedeniyle gelecekte imkânsız da değil. Hem daha önce model olarak bunu yardımımızla Kandıra’da bir köyde deneyen de oldu, biz de bunun tarihçesini yazmıştık (Tıklayınız: 26 Haziran 2018, “Kandıra Kaymakamı” ve İlk Köy Kültür Merkezi Denemesi (2006 / 2007). Atatürk’ün Türkiye’sine bu çağda “satranç seferberliği” hakikaten çok yakışır... Bilenlere düşen görev ise satrancı bıkmadan usanmadan ve de “cinsiyet ayrımı yapmadan” öğretmektir. Bütün arkadaşlarımıza, kardeşlerimize, çocuklarımıza satrancı öğretelim, sevdirelim. Satranca ülkece göstermelik değil, çok daha fazla sahip çıkalım[1]*... “Öğretmenler Günü”, tüm ülkeye kutlu olsun.  (Yazı dizisi sonu-Bitti)

[1]* Bu yazıyı benim (Piyade Yüzbaşı Cihangir Akşit’in) Temmuz 1984 tarihinde yayınlanan K.K: Dergisindeki kendi köşe yazımdan tekrar derledim. Bu yazının orijinali, Ege Üniversitesinin Fen Fakültesi WEB sitesinde de yayınlandı. Aynı yazıyı bizzat İngilizceye de çevirip Türkçesiyle yayınlamıştık: (http://www.bluepoint.gen.tr/chess/chess.html ).