Devlet olarak Türkiye’nin halkıyla paylaştığı “şeffaf bir Ulusal bir Strateji Belgesi” hala yok! Hiç olmadı da zaten. Mevcut olanlar ise milletten gizli ve bunlar devletin kasalarında…

Kritik bir eski kavram olarak “Milli Güvenlik Siyaset Belgeleri” (MGSB) ya da günümüzdeki uluslararası sistemdeki yeni adıyla “Ulusal Güvenlik Stratejilerini (UGS)” eğer tanımlamak istersek; “çağımızda giderek daha karmaşık bir hal alan mevcut veya gelecekte kestirilemeyen tehdit ve risklerin önceden öngörülmeleri ve bunların karşılanarak bertaraf edilebilmeleri maksadıyla ortaya konulan prensipler şeklindeki metinler bütünüdür”, diyebiliriz. Bu resmî siyaset belgesi günümüzde artık çağdaş devletlerin “olmazsa olmazı” hale gelmiş, en önemli ve somut olan milli güvenlik çalışmalarıdır.

Büyük ülkeler, hatta bazen büyüklüklerine de bakılmaksızın diğer ülkeler de dahil söz konusu Ulusal Güvenlik Stratejilerini, hem şeffaflık anlamında kendi halklarıyla paylaşmak (iç kamuoyu oluşturmak) hem de diğer ülkelere, STÖ’lerine (1) , benzeri guruplara veya farklı disiplinlere (çevrecilik, iklim değişikliği, terörle mücadele, doğal afetlerle mücadele, uzay, ölümcül bulaşıcı hastalıklar vs.) karşı izleyecek oldukları güvenlik stratejileriyle ilgili yol ve tutumlarını göstermek maksadıyla açık kaynaklarda yayınlamaktadırlar. Aslında devletlerin çoğu normal olarak güvenlikle ilgili bütçelerini de bu kaynağı kullanarak hazırlamaktadırlar.

Bunları hazırlayan ülkeler ulusal güçleriyle de (Yumuşak güç, kaba güç veya bunların toplamı akıllı güç) eğer orada bir inandırıcılıkları varsa, bu suretle bir anlamda uluslararası sistemde yer alan aktörlere (dış kamuoyu) uyarılar yapmak, onları etkilemek ya da yönlendirmek veya caydırmak imkanlarına da kavuşmuş olmaktadırlar. Aslında bu ulusal güvenlik stratejileri şeffaf olur ise, inandırıcılığı da varsa ve uygulanabilir görünüyorsa, bunu dikkate alacak bütün ülke ya da aktörler için çok önemli “yumuşak güç” etkisi yapar. Hatta şeffaf Ulusal Güvenlik Stratejileri, özünde kaba gücün bel kemiği olan ve gözbebeği gibi bakılması gereken ordunun da gücüne olumlu katkı yapar.

Günümüzde bir ülkenin komşularına karşı “gizli güvenlik stratejileri uygulamasına” kıyasen, “şeffaf ulusal güvenlik stratejileri” uygulaması doğal olarak daha fazla karşılıklı güven ve yumuşama sağlayacağı için tercih edilir. Çağımızda bilginin önlenemez bir hızla yayılması, paylaşılması ve dolayısıyla çağdaş toplumlardaki halkların daha fazla demokrasi istemeleri kapsamında “güvenlik stratejilerinin saptanmasında” daha fazla şeffaflık ve fiili katılım istemeleri de mevcut konjonktürü etkilemeye başlamış görünmektedir. Bunun somut kanıtı ise, yer kürenin her tarafında sayıları artmakta olan protesto gösterileri ve toplumsal olaylardır, denilebilir.

“Uygar bireyler” ulusal güvenlikle ilgili yapılacak uygulamaların hatalarının bedelini “kendi vergileriyle ve veya kendi çocuklarının alın terleri ve daha da ötesi kanlarıyla ödeyeceklerinin” farkında olduklarından dolayı, doğal olarak demokratik kontrol çıpasına sarılmak istemektedirler. Bu insanlar sorgulama yeteneğine sahip olduklarından dolayı sorgularlar ve enerjilerini bir şekilde demokratik usullerle uluslararası sisteme yansıtmaya çalışırlar. Bu anlayış için, ulusal güvenlik stratejilerinin saptanması sırasında dip dalgası değerinde tabandan yani vatandaşlardan gelen muhteşem bir güvenlik anlayışıdır da denilebilir.

Ancak “tam uygar olmayan veya gelişmekte olan ülkelerde” bulunabileceği değerlendirilen “tepeden inme ve şeffaf olmayan UGS” ise demokratik kontrole tabi olmadıklarından dolayı, en azından “risklidir” denmesi gerekir. Üstelik bu tür ülkeler nadir de olsa UGS’ni şeffaf olarak yayınlayabilirler; onlar için bu belgeler ancak ve sadece devletin politik bir aracı olmaktan ibarettir. İşte bu araçla, üstelik kapalı kapıların ardında, ülkelerin üst yönetimleri, liderleri UGS’nin saptanmasında veya uygulanmasında her türlü uluslararası pazarlıkları yapabilirler. Millet ise bu tamamen kapalı güvenlik sistemlerinde bunu göremez; adeta kördür…
Liderlerin vatan ve millet sevgisi derecelerine, bilgi birikimlerine, deneyimlerine, tarih bilinçlerine, kültürlerine, zihin yapılarına, kendi ekiplerinin kalitelerine vs. göre bu kapalı ortamlarda oluşturulan güvenlik stratejilerinin kaliteleri de değişir. Ama bunun riski, bir ülkenin kaderiyle ilgili olduğu için hayati derecede önem taşır, kanaatindeyiz.
Mesela bu tür kapalı bir sistemde en yukarılarda oluşturan ve ülkedeki tüm gücü tam olarak elinde bulunduran bir sistemde, ne yaptığını bilemediği komşu bir ülkeyle ya da ülkelerle gizli bir rekabet başlatıp hırslı bir silahlanma yarışını müteakip o ülkeyi fethetmek arzusuna kapılması çok da yadırganacak bir durum değildir. Yakın tarihte bunun örnekleri de çoktur. Ülkeler bu gizlilik ve kapalılık yüzünden birbirlerine güvenemezler ve her iki taraf da silahlanma yarışını hızlandırabilir. Tabi biz bugün burada ulusal güvenlik sorunlarının çözümlenmesinde karşılıklı tırmanmayı önleyebilecek olan “güvenlik ikilemi, oyun teorileri…” gibi ilginç kavramlardan bahsedemeyeceğiz...

Diğer yandan, önem verdiğimiz bu söz konusu şeffaf UGS içeriğinde aynı şekilde her açıdan siyasi baskı etkisi yaratan ve dolayısıyla iç ve dış kamuoyu oluşturabilecek cümlelerin, karşıt aktörlere uyarılarda bulunduğunu söyleyebiliriz. Örneğin; yürürlükteki 2007 Ermenistan UGS’nde “Türkiye’nin Ermenistan hudut kapısını açmamasının yarattığı olumsuzluklar, Azerbaycan Türkiye arasındaki partnerlik, sözde soykırım vurguları, AB ile müzakere sürecindeki Türkiye ile bir normalleşmeye ihtiyaç bulunduğu…” gibi hususlara yer verilmiş olup, bütün bunların Türkiye’ye karşı açık siyasi baskı olarak belgelere konulduğu dikkati çekmektedir. Aynı şekilde, 2007’de açık kaynaklarda yayınlanan Azerbaycan Ulusal Güvenlik Stratejilerinde yer alan “Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığı ve bu nedenle Ermenistan ile ilgili ortak politikalarda hem fikir olunduğunun” vurgulanması da UGS vasıtasıyla dünyaya açık ilan olarak görülebilir…

ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Hollanda gibi önemli ülkelerin ve Ermenistan, Azerbaycan gibi gelişmekte olan ülkelerin bile bu hayati belgelerini böyle açıkça internete koyması, son on yıllar dikkate alındığında dikkat çekici bir gelişmedir. Yunanistan’ın UGS ile ilgili tutumu aynen bizimkisi gibidir; yani orada da bu belge “gizlidir ve şeffaf değildir (2) . Açık kaynaklarda, İsrail ve İran’ın güvenlik stratejilerine de rastlanılmamıştır. Rusya ve Çin’inkilere de ancak dolaylı olarak ulaşılabilmektedir. Uluslararası en önemli organizasyonlardan olan AB’nin “2016 Güvenlik Strateji Belgesi” ve NATO’nun “2010 Stratejik Konsept” adlı dokümanları olmakla beraber, bunlar ülkelerin UGS kadar geniş kapsamlı ve detaylı değildir.

Bu uygulamanın bir anlamda, o ülkeyi yöneten iktidarların dönemsel açık manifestoları haline geldiği ve gelmeye de devam edeceği anlaşılmaktadır. Özellikle de bu yeni çağda 2002’den beri her dört yılda bir Milli Güvenlik Stratejilerini yayınlayan ABD Başkanlarının bu konudaki başarı durumları, bu belgelerde yazıp uyguladıklarının karşılaştırmalı sonuçlarına göre görev sonlarında dünya çapında kendi karneleri gibi değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Yani bu tür uluslararası güvenlik dokümanları, o ülke liderinin dünya gözünde “neyi söyleyip neyi yaptığını”, bu yayınladığı manifestosundan takip ederek görecek ve gelecekte onu (ve dönemini) buna göre değerlendirecektir.
Türkiye ise bu açıdan bakıldığında şu an, Milli Güvenlik Kurulunda devletin belli başlı kurumlarıyla koordineli olarak saptanan ve eski dünya düzeni gereğince hazırlanan ve gizliliği olan, “Milli Güvenlik Siyaset Belgelerini” kullanmaktadır. Bu gizli doküman,

Türkiye örneğinde meşhur Kırmızı Kitap olarak da anılır ve yüksek gizlilik dereceli bir belge olması dolayısıyla kamuya açık değildir, tartışılamaz. Bunların, “ülke ve bölge isimlerinin ana başlıklarının yer aldığı, belli bir mantık içinde kaleme alınan ancak modüler olmayan uzunca bir klasik metin olduğu” da bilinmektedir.

Zaten Türkiye’nin sahip olduğu bu belgelere, bir dönem farklı paradigmaları savunan bazı akademisyenlerce ve hatta bir kısım siyasetçilerce uzun yıllarca “anti demokratiktir” yaftası yapıştırılarak bu çalışmaların bitmek tükenmek bilmeyen “vesayet korkusu soslu siyasal şüphecilik” gibi nedenlerle, daha muhteviyatı bile nedir tam bilinmeden önyargılı bakıldığını günleri de görmüştük; bu durum medya kayıtlarından da kolaylıkla gözlenebilir. Ancak bugün durum, o zamanlara kıyasen pek de değişmemiştir ve ulusal güvenlikteki kapalılığı o tarihlerde acımasızca eleştirenler her nedense ekranlarda meydanlarda bu nedenle hiç görünmez olmuşlardır.

Bu konunun kalbi olan Ankara’da konuşlu 80 yıllık Milli Güvenlik Kurulu (MGK), 2003 yılından itibaren değişikliklere uğrayarak ve artık senede sadece 6 defa toplanması öngörülen (3) , “atanmışlar seçilmişler dengesi, sivilleşme” tartışmalarıyla kurumsal fonksiyonları bir anda epeyce tırpanlanmıştı. Ancak kurumun şeffaflığı pek değiştirilememişti. Mesela buna örnek olarak MGK’nun sitesinde, o da “Çalışmalar” başlığı altında yalnızca toplam 30 farklı ülke ve konuda ulusal ve uluslararası güvenlik strateji çalışmalarını görmeniz mümkündür (4). Bir de her toplantıya ait kısa basın açıklamaları vardır. İlginçtir ki kurulduğundan beri bir Anayasal kurum olan MGK sitesinde “Çin'in Kuzey Kutbuna Yönelik İlgisini” gösteren bir strateji çalışması bulabilirsiniz ama “kendi ülkenizin ulusal güvenlik stratejisini orada göremezsiniz”.

Aslında mevcut Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (Kırmızı Kitap), Anayasa’mızda yazılı özelikle de ilk 4 madde ve başlangıç hükümleri muhteviyatı doğrultusunda düşünen, üst düzey bürokratların aralarında (Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Milli Savunma Bakanlığı, İç işleri Bakanlığı, İlgili diğer bakanlıklar, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT, Milli Güvenlik Kurulu, vs.) koordineli olarak hazırladıkları resmi ve gizli bir dokümandır ve bu, kurumların içinde bile tartışılamamaktadır. Bu dokümanı sadece bu çalışmaya katılan personel görebilmektedir, kolay ulaşılabilir bir doküman değildir.

Dolayısıyla bu durum, halkta bir anlamda kuşkular yaratıp toplumun milli güvenlikle ilgili konulardan uzak kalmasına da neden olmaktadır (suskun toplum). Siyasi parti programları da bildirgeler de bu konuda hayret edilecek kadar genel yazılmışlardır. Bir yandan kapalılık bir yandan da iç siyasi çekişmeler nedeniyle, özellikle ülkenin geleceğini kurgulayacak hem kendi hem de sonraki nesillerimizin güvenliklerini ciddi olarak etkileyebilecek kısa, orta ve uzun vadeli yazılı ve şeffaf milli güvenlik stratejileri uzun bir süredir iktidara kim gelirse gelsin halkla tam paylaşılamamaktadır. Millet, uzun yıllardır bu peş peşe seçimlerden de yorgun düşmüştür; aklı geçim derdinde olup milli güvenlik stratejilerini düşünebilecek bir halde değildir, demek kolay yanlışlanamaz.
Zaten geleceği ilgilendiren bu tür milli güvenlik stratejileriyle ilgili orta ve uzun vadeli konularının medyada uzun bir süredir reyting kaygıları vs. gibi nedenlerle neredeyse hiç tartışılmadığı da dikkati çekmektedir. Bugün neredeyse tek ses haline gelmiş o koca medya, birkaç istisnası hariç, sadece ve sadece cari ve güncel ağırlıklı kolaycı güvenlik konularına yoğunlaşmaktadır. Tartışma konuları, iyi bilindiği gibi varsa yoksa sadece güncel askeri operasyonel konularıdır. Memleket evlatlarının toprak olduğu bu konuları asla küçümsemeyiz. Ama burada demek istediğimiz, daha önceki bir köşe yazımızda belirttiğimiz (5) yöntemle yani “etkiye tepki” yönetiminden kaynaklanan bu aynı tür cari konular her nedense, parti programlarında olmadığı halde hep aniden millet olarak bir anda halkın gündemine gelivermektedir. Keşke UGS de, kapsamı veya formatı olsun tartışılabilseydi.

İncelendiğinde, UGS genellikle mantıki bir akış izlemektedir. Ülkelere göre değişmekle birlikte bu belgenin “bir kalıbı veya formatı vardır” da denilebilir. Dikkati çeken bir diğer önemli avantajı da “Ülkelerin yayınlamış oldukları bu yazılı Ulusal Güvelik Stratejileri, devlet adamlarının, siyasilerin veya üst düzey bürokratların özellikle de uluslararası platformlarda kendi başına yapacakları ülkeyi bağlayabilecek fevri söylem hatalarını ve veya keyfiliklerini de bir anlamda önleyebilir” olmasıdır.

Sonuç olarak, yapılan inceleme esnasında görüldüğü kadarıyla artık birçok devletin UGS’ni şeffaf olarak, internet üzerinden tüm dünyayla paylaştıkları görülmektedir. Mutlaka bazı devlet sırları buralara dahil edilmemiştir ama yine de eski soğuk savaş yıllarına nazaran güvenlik bağlamında şeffaflık adına önemli bir fark yaratıldığı söylenebilir. Dolayısıyla UGS hazırlanırken, ülkelerin bütün devlet sırlarını ve en gizli stratejilerini her noktasıyla kamuya veya dünyaya açmaları da beklenmemelidir. Devletler “sadece paylaşmak istedikleri kadarını açıklamaktadırlar” demek de pek dayanaksız olmayacaktır. Yani devletlerin bir “asli ve görünen”, bir de söz konusu UGS eğer tutmazsa buna karşı tedbir niteliğinde “görünmeyen” güvenlik stratejileri de olabilir. Bu da gayet normal bir durumdur.

Bu işin uzmanı olarak, iktidara gelecek bütün adaylara şunu öneriyoruz; K. Atatürk’ün eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, artık şeffaf ulusal güvenliğe sıra gelmiştir. Bu işe ilk olarak “yazılı bir Ulusal Güvenlik Stratejileri (UGS) belgesinin ortaya konmasından ve özellikle de bunun hızla halkla paylaşılması suretiyle, şeffaf hale getirilmesinden” başlanmasını söylüyoruz ...  (6)
“Güzel Yarınlara” … 8 Haziran 2018, Kadıköy

1- Sivil Toplum Örgütleri (STÖ veya STK/ Sivil Toplum kuruluşları) resmî nitelik taşımayan, bağımsız olarak çalışan, siyasi, çevresel, kültürel ve sosyal maksatları doğrultusunda toplumda görüş oluşturmak için lobicilik de dahil demokratik ikna ve benzeri eylemlerde çalışan gönüllük usulüyle çalışan ancak kar maksadı gütmeyen gönüllü bireylerin bir araya gelerek oluşturdukları dernekler, odalar, vakıflar ve sendikalar bunlara örneklerdir. Bağışlarla ve veya toplanan aidatlarla yaşamlarını sürdürürler. Demokratik hayatın önemli bir parçası olarak düşünülürler (NGO/ Non Governmantal Organization).

2- 1997’de yayınlanan Yunanistan Savunma Bakanlığı sitesinde yer alan genel bilgilerin dışında, “güncel, belirgin ve paylaşılan” yenidünya düzenini içine alan bir mantıkla hazırlanmış, şeffaf bir Yunanistan UGS’ne açık kaynaklarda rastlanılmamıştır.
3- 2016 yılında sadece altı; 2017 de ise sekiz kez toplanmıştır.
4- Bu bilgilerin çoğu zaten internette mevcuttur.
5- (Gerçek Gündem, 2 Haziran 2018)  https://www.gercekgundem.com/yazarlar/cihangir-aksit/262/degisim-mi-degisimcilik-mi

6- *Bunun “nasıl olacağı”, diğer bir köşe yazımızın konusu olacaktır….