Baştan söyleyelim, Büyük Taarruz ‘un bunca yıldır saygı görmesinin ve de başarısının sırrı, bu muhteşem zaferin Başkumandanı Mustafa Kemal Paşa tarafından üstelik zafer sonrasında hem millete hem Millet Meclis’ine hem de onun bağrından çıkmış öz evladı olan Mehmetçiğe mal edilmiş olmasıdır.

Mareşal Mustafa Kemal Paşa’dan asla “bu savaş planını aslında ben hazırladım ve imzaladım, savaşı şöyle maharetle yönettim, böyle başardım, şöyle mükemmel emirler verdim, eğer ben olmasaydım vs.” gibi sözleri hiç göremezsiniz.

Onun bizzat kaleminden çıkan “Söylev” inde ya da Atatürk Araştırma Merkezi yayınlarından olan, onun çeşitli tarihlerde ve yerlerde yaptığı konuşmalardan derlenen Söylev ve Demeçlerinde bile bu tür kendisine direkt pay çıkartan çeşitli gururlanmalara, öğünmelere, böbürlenmelere katiyen rastlayamazsınız.

Onu ülke insanımızın gözünde “en büyük ve ölümsüz yapan” tam da budur işte ...

Kurtuluş Savaşı’nı ve kadrolarını kötülemeye çalışan o istisnaları, İngiliz-Yunan hayranı, zaman kaybı meczupları ise hele artık bu çağda hiç ciddiye alamayız… Biz önümüze bakalım, yeter ...

İkinci Dünya Harbinin ünlü kurmay subay ve generallerinden Meinstein bir zamanların önemli kitaplarından birisi olarak bilinen “Kaybedilen Zaferler” adlı eserinin önsözünde “Kurmay subayın imzası olmaz!” der. Bunun anlamı aslında şudur; bir askeri başarı ya da zafer sonrası o harekât planını o karargâhtan bizzat her kim hazırlamış olursa olsun, uygulama sonucunda ortaya çıkan “başarı ya da zaferin sahibi”, o plana en son imzayı atan ya da onayı veren Başkumandandır.

Mesela Büyük Taarruz ile işgalci Yunan Ordularına son darbeyi vurup onları Akdeniz’e dökebilmek için, Millet Meclis’inden Başkumandanlığın devamı maksadıyla üç aylığına son kez bir yetki daha isteyip, böylece alınan bu yetkiyi muharebe alanlarında kullanmak suretiyle “savaşın tüm sorumluluğunu her yönüyle sırtına yüklenen” bir Başkumandan, tarih önünde zaferin asıl sahibi olur.

Savaşların ebedi kanunları, kuralları, kaideleri böyle olmasaydı eğer, kumandanlar özellikle de mağlup olduklarında suçu hemen ast kademelere atıp sorumluluktan kolayca sıyrılırlardı. Gerçi tarihin çöplüğü, sadece zaferlere “Benin başarım!” diyerek sahip çıkan ama “Yenilgileri” ise katiyen kabullenmeyip, bu başarısızlıkların suçunu sürekli ast kumandanlarına atan, çapsız liderlerle de doludur.

Tarihte, vuku bulduğunda büyük zafer ve büyük başarıların ardından, övgüyü hak etse dahi bunu tek başına sahiplenmekten kaçınan, o erişilmez tevazuu ile daima gölgede kalabilen, kazanılmış zaferler için sürekli kendisine ortaklar çıkartan, “biz her şeyi hep birlikte başardık, asıl başarı yüce Milletin, Mehmetçiğin ve Millet Meclisinindir” diyen Atatürk gibi bir liderin, dünya tarihinde bir eşine daha rastlamak gerçekten çok ama çok güçtür.

Mesela o ünlü “Büyük Taarruz Planı’nın hazırlanışı ve uygulanışı aslında buna çok iyi bir örnektir. Atatürk’ün Söylev’ini, Söylev ve Demeçlerini, İnönü’nün Hatıralarını, Gnkur. Basımevinin arşiv belgeleri ve harp ceridelerine dayanarak kaleme alınan 1968 basımlı “Batı Cephesi-Büyük Taarruz” kitabını, Fahrettin Altay’ın Hatıralarını, Asım Gündüz’ün anılarını, TBMM Gizli Zabıtlarını vs. dikkate aldığımızda Büyük Taarruz Planı’nın hazırlıklarının Sakarya Savaşı’nın hemen ardından başladığını görürüz. Zaten Mustafa Kemal Paşa söylevlerinden birinde “Büyük Taarruz ’un Sakarya Muharebelerinin bir devamı olduğunu” da söyler. Dolayısıyla Ankara TBMM’nin seçerek tam yetki ile donattığı Başkumandanın aklı fikri, sürekli Sevr anlaşması işgal koşullarına, iç isyanlara son vermektedir.

Öncelikle uygun koşulları barış ile sağlamaya çabalar. Ancak temsilci olarak Londra’ya gönderilen Fethi Okyar’a yapılan “düşük seviyede temas aşağılaması”, kendisi Ankara’ya geri gelince ters teper. Mustafa Kemal Paşa “Demek ki çözüm, barış ile olmayacak, sadece silah gücü ile olacak!” der. Ve gerek Büyük Taarruz Savaş Planı hazırlıkları, gerekse mali, manevi, idari hazırlıklara başlanması 1921 yılının sonbaharını bulur. İşin güzel tarafı bu taarruzun acilen başlatılarak Yunanlıların kati bir muharebe ile yenilmesi arzusu, askerler kadar TBMM’in de arzusudur.

Savaş deneyimi tam olan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz Planının hazırlanması için aslında belirli bir fikir sahibidir. Ama onun yönetim tarzında astlarının düşüncelerini dinlemek, kendi fikrini daha da geliştirmek, yaşamının her döneminde her daim vardır. Bilhassa da Başkumandan sıfatıyla kendi Genel Kurmay Başkanı olan Fevzi (Çakmak) Paşa’ya bu konularda çok değer verir. Her fırsatında kafasındaki ana fikri silah arkadaşlarıyla sohbet ederek tartışır, sorgular-sorgulattırır ve sürekli geliştirir. Onun kafası her daim böyle farklı çalışırdı. Bu silah arkadaşları arasında, en tepede o dönemde İsmet Paşa, Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir, Refet Bele, Rauf Orbay gibi isimler yer almıştır.

Daha sonraları ise özellikle de Ağustos 1922 ayının başlarından itibaren Batı Cephesi Ordu ve bazı Kolordu Komutanları ile de “Büyük Taarruz Planı” hakkında gerek görüşerek gerekse telle karşılıklı tartışmalar yapar. Mesela bunlara Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın emrinde görev yapan 1 ve 2’nci Ordu Komutanları Nurettin ve Yakup Şevki Paşalar, Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Altay, Kolordu Komutanları İzzettin Çalışlar, Kemalettin Sami Beyler, Cephe Komutanlığı Kurmay Başkanı Asım Gündüz gibi isimleri de sayabiliriz. Özellikle de 20 Ağustos 1922’den itibaren sessiz sedasız Akşehir’e gelince “Büyük Taarruz Planı” üzerine en üst düzey komutanlarla günlerce süren detaylı plan tartışmalarına başlanır. Zira artık taarruzu yapacak olanlara detaylı görev taksimlerine de sıra gelmiştir. Böylece, Büyük Taarruz Planının benzer bir provası harita üzerinden de olsa aşama aşama yapılmış da olur.

Bu yapılan gizli plan çalışmalarında olup bitenlerin stratejisini düşünürsek eğer özetle, Mustafa Kemal Paşa “güneydeki Birinci Orduyu diğer bölgelerden kuvvet kaydırarak takviye ederek asıl taarruzu güneydeki 1’inci Ordu cephesi olan Şuhut-Afyon istikametinden yapmak” arzusundadır. Kuzeydeki 2’nci Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa’nın ise, buna paralel olarak şiddetli taarruzlar yaparak karşısındaki kuvvetleri kendisine bağlamasını, asıl taarruzun yeri hakkında düşmanı yanıltmasını ve de en önemlisi de öndeki Yunan kolordularının gerisinde ve ortasında duran Diyennis’in Yunan 2’nci İhtiyat Kolordusunu böylelikle tereddütte bırakarak hareketsiz kılmasını ve böylece asıl taarruzun yeri hakkında Yunanlıları şaşırtmasını, istemektedir.

Dolayısıyla Başkumandan ’a göre bu başarılırsa eğer; güneydeki Nurettin Paşa’nın komuta ettiği Türk 1’inci Ordusu kolorduları ve tümenleri Yunan cephesini sıklet merkezi ile yaracak; aynı anda da cephenin en güneyindeki masa gibi yüksek Ahır Dağları üzerindeki gizli saklı yollardan geçirerek Sincanlı Ovasına indireceği Fahrettin Paşa’nın 15’inci Süvari Kolordusu ile de, Yunanlıların gerilerine hızla akarak, Yunan topçu mevzilerine, emir komuta merkezlerine, lojistik tesislerine saldırılması, oralardaki bütün telefon telgraf irtibat hatlarının parçalaması, İzmir’e giden demiryollarının tahrip edilmesi, hatta mümkün olursa kuzey istikametine doğru Yunan birliklerinin atılarak meydan muharebesi koşullarını oluşturacak şekilde kuşatmalar yapılması, ve rastladığı her yerde düşmanın süratle kılıçtan geçirilmesi mümkün olacaktır. Yarmanın gerçekleştirilmesi ve ardından da olası bir meydan muharebesinin kazanılmasının ardından, ver elini İzmir ve Bursa… Plan budur…

Ancak Akşehir’deki Büyük Taarruz Plan çalışmaları, özellikle de emrinden tümenler alınacak ve güneyindeki 1’inci Ordu’ya kaydırılacak olan 2’nci Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa tarafından “çok riskli” bulunur. Böyle tehlikeli bir taarruzun kuzeyde yaratacağı boşluğun Yunanlılar tarafından fark edilerek oraya kuvvetlerin kaydırılarak, onlara hızla Ankara’nın yolunun açılacağı bile ısrarla söylenir. Hatta İsmet Paşa’nın hatıratında kendisine itirazlarını daha önce yazılı-sözlü olarak ileten Yakup Şevki Paşa’nın bu hararetli tartışmalar sırasında orada bulunan herkese “Bu tertibi yapanlar ileride çok mesul olurlar. Söktüremezsek her şey kaybolur gider. Bu tehlikeli plandan vaz geçelim…Cepheden taarruz edersek hiçbir riski yok ama netice alamayız. Bu tertip harbi bitirmez!” fikrinde ısrar ettiğini yazar.

Satırlarına devamla hatıralarına göre İsmet Paşa ise bu fikre hemen orada karşı çıkar. “Büyük bir süvari kuvveti yaptım. Bir senedir uğraşıyoruz. Nefes almadan taarruz edeceğiz ve büyük süvari kuvvetiyle İzmir’e gideceğiz, bizim bu tertibimizle başka çare yoktur!” der.

Batı Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz ve Ali Fuat Cebesoy’un hatıralarında ise, aslında özellikle de ilk başlangıçta da dahil bu tür bir cüretkâr taarruzu/ Büyük Taarruz Planını sadece Yakup Şevki Paşa değil, İsmet Paşa’nın da Nurettin Paşa’nın da riskli bulduğu belirtilmektedir. Ancak bu durumlar yukarıda da belirttiğimiz gibi İsmet Paşa’nın hatıralarında yer almamaktadır.

Mustafa Kemal Paşa ise kendi yazdığı Söylev’inde büyük bir zarafetle parlak bir zaferle sonuçlanan “Büyük Taarruz Planının” hazırlanması süreçlerinde kendi başarısına ya da rolüne neredeyse hiç değinmemekte ve zaferin tüm başarısını “biz bilinciyle silah arkadaşlarına” atfetmektedir.

Oysa İsmet Paşa’nın “Kurmay Başkanı Asım Gündüz’ün” kendi hatıralarında anlattığına göre, Mustafa Kemal Paşa Akşehir’e o habersiz ilk gelişinde, (İsmet Paşa uzakta bir yerde denetlemede iken) direkt olarak Batı Cephesi karargahına gelir ve Asım Gündüz ile o ilk “Büyük Taarruz Plan” taslağı üzerinde detaylı olarak bir süre görüşürler. Plan ile ilgili fikirleri de uyuşur.

Büyük Taarruz Planını doğal olarak karargahıyla birlikte ilk hazırlayan isim olarak Batı Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz’ün artık içi çok rahatlamıştır ama anılarında yazdığına göre İsmet Paşa daha sonra bu taslak planla ilgili olarak beklenmedik değişiklikler ister. Mesela Kuzeydeki 2’nci Ordu’nun bir gün önce yani 25 Ağustos’ta taarruza başlamasını karargahına dikte eder. Asım Gündüz anılarında vaz geçirmek için istifayı bile düşündüğünü yazar.

Akşehir’e 20 Ağustos tarihinde ikinci gelişinde ise bu zor durumu öğrenen Fahrettin Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’nın kulağına fısıldamasıyla söz konusu bu değişiklik daha ilk baştan reddedilir. Durumu bir şekilde öğrenen İsmet Paşa’nın ise kendisine kızdığını da anlatır hatıratında Asım Gündüz… Askerlikte böyle şeyler zaman zaman olabilir, doğal karşılanmalıdır…

İsmet Paşa kendi hatıratının Büyük Taarruz ile ilgili bölümlerinde, Asım Gündüz’ün bu detaylarına pek yer vermez. Ama o günkü hararetli tarihi toplantıda “İtirazlar üzerinde duruldu fakat Büyük Taarruz Planı bu tartışmalardan sonra en sonunda kabul edildi. Ben Başkumandan ‘a fikrimi kabul ettirdikten sonra ordulara bunların tatbikini emrettim” şeklinde bir not düşmüştür (İsmet İnönü Hatıralar, Birinci Kitap, Bilgi Yayınları, Sf.284). İsmet Paşa böylelikle bu konuda Atatürk’ün vefatından sonra yayınlanan anılarında “Ben Başkumandan ‘a fikrimi kabul ettirdim!” demek suretiyle söz konusu bu Büyük Taarruz Planına bir nevi tamamen sahip çıkmış da olmaktadır.

Tarihimizin bu en yaşamsal ve değerli savaş planının sahipliği için (Büyük Taarruz Planı) Mustafa Kemal Paşa ise incelememize göre aslında zafer sonrasında 4 Ekim 1922 günkü Meclisteki söylevinde şöyle diyor: “Efendiler! Taarruzumuz öteden beri, Genel Kurmay Başkanı Paşa’nın (Fevzi Çakmak) çok derin ilme, bilgiye ve deneyimlere dayanarak hazırladığı plan içinde oluşacaktı. Bu plan düşman ordusunu kaçırmak için değil fakat boğmak esasını ihtiva eden bir plandı. Bu plan içinde hazırlık emrini verdikten sonra tatbikî amacımızı gizlemekte yarar görüyorduk. Onun için kendisi ve ben tekrar Ankara’ya döndük. Ankara’ya dönüşümde Bakanlar Kurulu’ndaki saygıdeğer arkadaşlarla beraber bu durumu bir kez daha düşündük. Gördüm ki bütün Bakan arkadaşlar da tüm kalpleriyle Başkumandanlığın bu kararını (Büyük Taarruz Planını) uygun görüyor ve destekliyorlar… Bakanlar kurulu arkadaşlarımızın da oyları elde edildikten sonra tekrar buradan kayboldum. Batı Cephesi Karargahı’na Akşehir’e gittim…Artık düşmanı yenmek için her şey hazır olmuştu, düşmanın aralıksız olarak İzmir’e takibi için gereken bütün önlemler alınmıştı. 25 Ağustos’ta taarruz için emrettim …”

Yani, Atatürk’ün bu sözlerine göre Büyük Taarruz Planının sahibi ise Mareşal Fevzi Çakmak oluyor. Belki de burada genel planlamadan da bahsediliyor olabilir. Zira Genelkurmay Başkanı olarak Mareşal Çakmak doğal olarak orduların her şeyinin planlanmasından sorumlu. Sözlerde bir hata yok…

Sonuç olarak; bize göre alışılmış ve geleneksel askerlik sanatı kuralları gereği “Büyük Taarruz Planı” ilk başta öncelikle Batı Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz ve Karargâhı (Tevfik Bıyıkoğlu vb.) tarafından kaleme alınmıştır. Dolayısıyla o karargahtaki bütün şube reisleri tarafından planın ekleri hazırlanarak (harekattan istihkama, sağlıktan lojistiğe, istihbarattan muhabereye, personelden topçuya vb.) tüm parafeleri alınmıştır. Sonrasında, söz konusu bu çetin plan gerek İsmet Paşa’nın gerekse Mareşal Fevzi Çakmak’ın “parafe onayından” geçmiştir. En sonunda da Mustafa Kemal Paşa’nın onayına sunulmuş, başına Başkumandanın imzaladığı tarih yazılınca da “Harekât Emri” haline dönüşmüştür.

Sonu başarı ya da başarısızlık olsun bir “Savaş Planının” tüm sorumluluğu, imzalamak suretiyle bunu üstlenen o “kişiye aittir”. Geriye kalanların emekleri saygındır ancak komutan imzaladığı andan itibaren başarı da başarısızlık da o komutanındır. Planın sahibi de böylece imzalayan komutan olur. “Askerlikte ya da askeri bir harekatta” yetki devredilse de komutan sorumluluğu devredilemez.

Bir konuya daha dikkat çekmek isteriz; Mustafa Kemal Paşa aslında eğer istese hem TBMM reisi olarak hem de tam yetkilerle donatılmış bir Başkumandan olarak hiç kimselere sormadan da benzer bir “Taarruz Planı” hazırlanmasını dikte edebilirdi. Ama o öyle yapmamış, neredeyse bütün sıralı astlarını, büyük komutanları liderlik, bilgi, deneyim ve yaratıcı zekasıyla ikna ederek ya da en son kertede gereksiz direnenlere karşı iradesiyle kesin tavır koyarak “karara ortak etmiştir”. Bu, bugünün çağdaş yönetimlerinde de önde gelen temel bir kuraldır.

Zaten onun kafasında, daha ilk baştan itibaren (Sakarya Meydan Muharebesinden hemen sonra) kurguladığı bir ati sonuca doğru kendisi yürümüş ve herkesi de liderliğiyle zafere sürüklemiştir. İşte bu yüzden de Harp Akademilerinden hocası olan Yakup Şevki Paşa, o tam zafer belli olup da “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir! İleri!” direktifini yazdırırken, yanına gelmiş ve kendisinden zarafetle özür dilemiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın cevabı da “Başarı sayenizde kazanıldı” şeklinde olağan üstü saygılıdır…

Onun askeri dehası ve de liderliği sayesinde “Büyük Taarruz Planı” uygulamaya konup kan ve can pahasına başarılmış, bugün bu cennet yerler bizlere vatan yapılmıştır. Büyük Taarruzda takımıyla beraber atıyla yalın kılıç düşmana saldırırlarken, o çok genç yaşta vurulup Afyon Sincanlı Ovasına üç parmağını bırakan dedem Süvari Teğmen Parmaksız İrfan’ın da (Uludoğan) aralarında bulunduğu, bu dünyadan göç etmiş tüm şehit ve malul gazilerimizin ruhları şad olsun.

Mustafa Kemal Atatürk, aslında büyük askeri dehasına rağmen, büyük bir tevazuu ile emek verdiği o “Taarruz Planının” büyük başarısını, kendisini öne koymadan ast komutanlarına paylaştırmasıyla tarihe geçmiş ve de savaş alanlarında “Büyük lider nasıl olunur?” sorusunun cevabını mükemmel bir şekilde dünyaya göstermiştir.

“Büyük Taarruz Planının” başarısını ve özünü tam anlayabilmek için ise, sevgili gençlerin ilk olarak, Onun bizzat kendisinin kaleme aldığı “Söylev’ini okumak” bizce aynı zamanda temel bir yurttaşlık görevidir…
30 Ağustos “Kutlu Olsun!”