Çiğiltepe Orta Okulu ile ilgili son yazımıza (Bakınız, 28 Haziran 2020: 'Çiğiltepe Ortaokulunun' İsminin Değiştirilmesi Üzerine (1)) ve de birçok yazılı sözlü basında yer alan aydın yorum ve tepkilerine gösterilen genel ilgiyi ve paylaşımları görünce “Bu yüce ulus kolay kolay değerlerinden vaz geçmez!” düşüncem iyice perçinlendi zihnimde. Zaten en kötü olanı umutsuzluktur bizce…

Dünkü yazımızdaki duruşumuzun ve de bizle aynı düşünen insanların ısrarlı sorusunun, MEB. tarafından olmasa da Ankara Milli Eğitim Müdürünce cevapsız bırakılmamış olmasından memnunluk duymakla birlikte “yazdığımızın hâlâ neden arkasında durduğumuzu” da son kez ve birkaç paragraf ile vurgulamayı gerekli görüyoruz.

Öncelikle, Ankara İl Milli Eğitim Müdürü sosyal medyadan bu yapılan yorumlara şöyle cevap vermiş; “Ortaokul’un ismi Albay Reşat Çiğiltepe değildi. Mahallemizin ismi olan Çiğiltepe Ortaokulu idi… Aynı arsa içinde ve ortaokulun yanında ‘Çiğiltepe’ ilkokulu var ve ismi aynı devam ediyor…”

Yani aslında kendisi “O kadar da büyük bir değişiklik değil bu!” demek istiyor. Ama bu durumdan sorumlu olduğunu da o kanaldan kabullenmiş oluyor. Kuşkusuz devlet bürokrasisinde bu tür kalıcı işler bazı yazışmaları gerektirir. Bunların nasıl geliştiğini oturduğumuz yerden bilemeyiz ama sonuç itibarıyla çok net bir durum da var ortada; artık orada resmi adres olarak Milli Eğitim’in “Çiğiltepe Orta Okulu” yok. Yerine “Turhan Polat Ortaokulu” var…

Her şeyden önce o okulun öncesinde içini bilenler, “ÇİĞİLTEPE” adının nereden geldiğine dair bilgilerin okuldaki bilgilendirme panolarında, tarihçede yer aldığını ısrarla söylemektedirler…

Öncelikle bu tip ülkemize özgü sokak, tesis, okul, yer, tepe vs. adlarının, şahısla ilgili değil de sadece o yerle-bölgeyle ilgili “coğrafi anlamda isimler olduğu” zaman zaman iddia edilse bile (mesela Çiğiltepe Mahallesi-Mamak/Ankara gibi) bu yaklaşımlar o yerin tarihsel değerini anlam olarak farklı kılmaz.

Eskiden o tarihlerde, söz konusu ismin o yere konulmasının sebebi kuşkusuz belliydi; ama varsayalım ki bu sebep “ne Miralay Reşat Çiğiltepe’nin şahsı ne de kanlı Çiğiltepe/ Afyon sırtları” olsun. Yani kimilerine göre söz konusu Orta Okula adını veren Çiğiltepe, sadece “coğrafi ve idari alelade bir isim” olsun. Gerçek yine de değişmez ki.

Mamak’taki “Çiğiltepe” semtinin-mahallesinin ismi, istesek de istemezsek de Büyük Taarruz ’da ele geçirilmesi uğruna şehitler verilen, yaralılar verilen, Mustafa Kemal Paşa’nın emrindeki değerli milli mücadele kahramanlarından birisi olan Tümen Komutanının da hayatını kaybettiği göğüs göğse muharebelerin cereyan ettiği “tarihi bir yer” olarak anılır.

Hatta biraz daha ileriye gidip açık kalplilikle diyebiliriz ki ÇİĞİLTEPE isminin “özgül ağırlığı”; o dehşetengiz hücum sırasında o çok kuvvetli savunulan tepeyi ele geçirebilmek için onca dökülen şehit ve yaralıların kanları-canları dikkate alındığında, o güzel insan Miralay Reşat Çiğiltepe’den daha da fazladır ve de insanımızın çoğunluğu için anlam ifade eden bir “cumhuriyet tarihi” sembolüdür.

Ama her ne olursa olsun, o tepeyi asıl anlamlandıran da 57’ inci Piyade Tümen Komutanı muharebe alanlarında 18 kez yara almış Miralay Reşat Bey ve oradaki o günkü kanlı zaferdir. Eğer bunlar olmasaydı, zaten ne o semtin ne de o okulun adı “Çiğiltepe” olacaktı. Yani bizce Çiğiltepe’yi o kan ve can veren insanlar, o can veren fedakâr insanları da Çiğiltepe anlamlandırıyor. Hepsi aslında birbirini besliyor…

Yani özetle “Çiğiltepe”, Miralay Reşat Bey’in Atatürk tarafından verilen soyadıdır; “Çiğiltepe”, 26-28 Ağustos 1922 tarihinde 57’nci Piyade Tümeni’nin Büyük Taarruz ‘da icra edilen ve sadece ilk üç gün içinde 154’ü şehit, çoğu ağır olmak üzere toplam 400’den fazla yaralı verilen, “Ders alıcı harp tarihinde” de anılan KRİTİK VE KANLI BİR MUHAREBENİN ADIDIR; Aynı “Çiğiltepe”, uğruna Miralay Reşat Bey de dahil Mehmetçiklerin can ve kan verdiği COĞRAFİ BİR TEPENİN VE CİVAR SIRTLARIN ADIDIR. İşte bunların hepsi de bu milletin çoğunluğunun gözünde çoktan birbiriyle özdeşleşmiştir, öyle lafla birbirinden kolay ayırılamaz…

Ayrıca bu durumun benzer örnekleri de ülkemizde çok fazladır. Bilgi kaynaklarını şöyle bir tarayınca çok sayıda okullarımızın adı Cumhuriyet’imizin temellerini oluşturan o kanlı muharebe alanlarının isimlerini ya da komutanlarının adlarını taşıyor… Mesela Anafartalar, Tınaztepe, Conkbayırı, Sakarya, Atatürk, Çakmak, İnönü, Karabekir, Orbay, Çalışlar vs. gibi özellikle okullar, ülkemizde o kadar çoktur ki…

Dolayısıyla, değiştirilen isim aslında nereden bakarsak bakalım öyle basit bir okul-yer adı değişikliği vs. olmuyor. Daha da büyük bir ruhun, milli birlik beraberlik ve de milli mücadele ruhunun, millete yansıyan sembol isimlerinden birisi, durup dururken bilerek-bilmeyerek “ortadan kaldırılıyor durumu” oluşuyor. Özeti budur….

Ulusal değerlere sahip olmak açısından da olaya bakabiliriz. Ne güzeldir ki Büyük Taarruz ruhu, Çiğiltepe adı ile ta Ankara Mamak’a kadar ulaştırılmıştır. İster bölge adı olsun ister tepe adı olsun ister sokak, isterse de bir ulusal kahramanın soyadı olsun, bu durum bize göre milletimizin o geçen zaman içindeki bir “kadirbilirliği” olarak görülmelidir.

Önce bütün bunlarda anlaşalım, diyoruz…

Diğer yandan internette kısa bir tarama yapınca zaten Mamak/Ankara, Afyon Sincanlı, Sandıklı vs… gibi farklı yerlerde birkaç adet daha “Çiğiltepe” adlı okullarımız da mevcuttur. Ama o zaman da soru akla gelir; bir yerde o aynı isim var diye başka yerdekilere gerek kalmadığını mı düşünmek gerekiyor? Peki ya bunun sonucu olarak, benzeri tutumlar ve değişiklikler bu tür milli değer olan isimlere karşı peş peşe her tarafta yapılmaya başlanırsa ne olacak?

Ulusumuz bu tür milli konularda özellikle son yıllarda çok hassas zaten. Hele değişiklik yapılan mekânın bir devlet okulu olması da konunun önemini misliyle arttırıyor. Kör göze parmak türü bir değişikliğe gitmeye hakikaten gerek yoktu. Bırakalım okulun adı öyle kalsın, “yeni verilecek” isim için ise bağışlayanı tatmin edecek başka yepyeni bir okul, sahi neden düşünülmesin ki?

Bizce bu konuyu uzatmaya ve hele daha fazla savunmaya da gerek yoktur, bu inceliği onca günlük çalışma ve hayat gaileleri arasında tam düşünememiş olmak ve bu yanlışlığı kabullenmek, katiyen “geri adım atmak” değil aksine devlet kurumlarına yakışan bir “büyüklük” de olur. Bunun ise toplumun çoğunluğunda olumlu bir karşılığı olur… Üstelik böylece sonrasında bu örnekten ders alınır ve bir daha da benzeri tür hatalar yapılmaz.

Son sözümüz ise şu olur; yanlış yerlere değil de gelecek nesilleri aydınlatabileceğimiz en önemli kurum olan “Milli Eğitime öncelik veren” ve önemli bağışlar yapan, aydın vizyonlu vakıflar ya da hayırseverler iyi ki varlar. Bizim şahıslarla vs. işimiz de olmaz zaten. Bağıştan mutlu oluyoruz ama bu şekilde hele devlet kurumlarında bilerek bilmeyerek acemice milli değerlerle ilgili değişiklik yapılması da bizce uygun olmuyor.

Ayrıca oldukça eminiz ki, bir anda konunun ortasında kalan fakat net bir sorumluluğu bulunmayan bağışçı insanlarımız da şu son haliyle bu söz konusu değişiklikten pek de hoşnut olmayabilirler... Bu doğruysa, keşke onlar da bunu (kapalı olarak da olsa) ilgililere iletebilseler…  

Evet, “Fazla izah, mizahı bozarmış” derler… Önceki yazımızda dediğimiz gibi; henüz yol yakınken, bir an önce gereken o makul düzeltmenin yapılmasını ve dolayısıyla “Çiğiltepe Orta Okulu” panosunun tekrar alındığı o yere takılmasını” Millî Eğitim Bakanlığı’ndan bekleriz, dileriz… Neden olmasın?

Güzel günlere…