Kişisel gelişime adım atmadan önce, hem sektördeki eğitmenlerin liyakatini hem de kendinizi sorgulamayı unutmayın

2016 yılında sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde 9,9 milyar dolarlık bir hacme ulaşan kişisel gelişim sektörünün 2022 yılına kadar 13,2 milyar dolarlık bir değere ulaşması bekleniyor. Dünya genelinde hızla ivme kazanan bu endüstriyi birçok alanda olduğu gibi geriden takip etsek de, ülkemizde de kişinin kendini bulmasını ve erişebileceği en iyi versiyonu olmasını hedefleyen bu alana giderek artan bir ilgi ve yatırım mevcut.  

Motivasyon verici konuşmalar, inzivalar, arınma kampları, holistik eğitimler, yaşam koçluğu, meditasyon uygulamaları, görsel ve işitsel destek programları gibi türlü türlü branşlarıyla özellikle Y kuşağı tarafından büyük talep gören bu endüstrinin, bilgi ve teknoloji çağında yalnızlığa, robotlaşmaya ve özden uzaklaşmaya karşı hayat mücadelesi veren bireye faydalarını anlatmakla bitiremem.  

Fakat her iyinin karşıt bir kötüsü, her faydanın da dengi bir zararı olduğu gibi, kişisel gelişimin aydınlık olduğu kadar karanlık bir tarafının da olduğunu hatırlamanın ve bu konuyu konuşmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.  

Sektörü bir bütün olarak ele aldığımızda ve talebin en yüksek görüldüğü kitlenin özelliklerini incelediğimizde, eğlenceden eğitime, teknolojiden sanayiye birçoklarında olduğu gibi burada da büyük yanlış anlaşılmalar ve istismarlar gözlemliyorum. Günlük dilimizin bir parçası haline gelen tükenmişlik sendromu, duygusal travma, aileden gelen karma, ruhani bütünlük gibi bazı kavramların, kendi duygudurumları ile başa çıkamayan ve sürekli birilerinin desteğine muhtaç bir şekilde içinde bulundukları anlam yoksunluğuna çare arayan bir kesimin elinde bir bahaneye dönüşmesini büyük bir üzüntü ile izliyorum.  

Duyguların ya da manevi hissiyatların ikinci planda olduğu ve para kazanmak, aile geçindirmek ya da kariyer yaparak hayat kurmak gibi kavramların ana motivasyon kaynağı olduğu bir önceki jenerasyondan; hisleri ve kırılgan duygu dünyaları ön planda olan, doğuştan bazı hakların kendisine verilmesi gerektiği inancını taşıyan (entitled), çabucak alınıp, gücenen (easily offended) bir jenerasyona geçişte kişisel gelişimin karanlık yüzünün büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.  

Temsil ettikleri felsefe ve değerler gereği son derece kişisel ve hassas çalışmalar olması gereken aile dizimleri, bağ koparma seremonileri, rehberli meditasyonlar, şamanik  ritüeller, stres ve travma arındırma masajları gibi eğitim ve programlarının bilinçsiz bir şekilde, özlerine aykırı koşullar altında daha bunlardan herhangi birine ihtiyacı olup olmadığını kendisi bile bilmeyen bireylere, havalı ve ‘trending’ başlıklar altında topluca ve mekanik bir biçimde uygulandığını görüyorum.  

Kendi manevi boşluklarını adeta modaya uyum sağlamak gibi genel akıntıya kapılarak doldurmaya çalışan kişilerin, içeriği ve yeterliliği tartışmaya açık birtakım sertifika ve eğitim süreçlerinden geçerek eğitmen olmalarını gözlemliyorum. Tam olarak ne yaptığını bilmeyen, çift haneli bir süre uzunluğunda aldıkları ‘eğitim’ sonucunda kendilerini bireylerin duygusal yaralarına ve zihinsel birikimlerine  dokunacak kadar yetkili ve vakıf hisseden bir ‘uzman’ sınıfının ortaya çıkışına şahit oluyorum.  

Sektördeki eğitmenlerin liyakatleri  kadar, katılımcıların motivasyonlarını da sorguluyorum. Sosyal medyada daha fazla beğeni almak, ‘cool’ olmak, karşı cinsle farklı boyutlarda tensel deneyimler yaşamak ya da en kötüsü, arayışta olan yaralı karakterlerin savunmasızlıklarından faydalanmak gibi farklı motivasyonlar taşıyan kişilerin varlığını tedirginlikle fark ediyorum. Bundan da son derece büyük bir rahatsızlık ve endişe duyuyorum.   

Demem o ki, bireyin psikolojisi ve ruh sağlığı ile direkt temas halinde bulunan kişisel gelişim sektörünün yumuşak karnı istismara çok açık. İşin daha da korkutucu tarafı, bireyin herhangi bir zarar görmesi durumunda bu kaybın diğer sektörlerde olduğu gibi elle tutulabilir sayılar, göstergeler ya da ölçümlerle anlaşılamayacak bir yapıda olmasından dolayı, telafisinin de belirsizliklerle dolu ve belki de senelere yayılan uzun bir yoldan geçmesi. 

Tehlikenin Farkında mısınız? 

Her insan beden, ruh ve zihin üçgeninde ele alındığında son derece kompleks, hassas ve birçok farklı katmanın ahenkli bir denge ile birbirini tamamlamasıyla oluşan bir bütün olarak karşımıza çıkar. Bu katmanların arasında günümüz biliminin sınırlarının bile dışında, insanoğlunun henüz anlayamadığı bağlantılar ve aktarımlar bulunur. Bireyin üzerinde o veya bu metotla çalışılmaya başlandığında, hangi durumların ne gibi açılımları tetikleyeceği, bireyin içinde neleri uyandıracağı her zaman kesin bir sebep sonuç ilişkisi ile bilinmemektedir. Regresyon terapileri, bilinçaltı programlamaları, hipnoz seansları gibi son derece derin ve güçlü konuların yukarıda bahsettiğim ‘eğitmenler’ tarafından gerekli tecrübe ya da yeterliliğe vakıf olmadan uygulanmaları, kişilerin akıl ruh ve beden sağlığını riske atmaktadır.  

Bir ameliyata girdiğinizi ve operasyonunuzu yapan doktorun içinizi açarak organlarınızı temizlediğini fakat sonrasında yarayı kapatmadan ve dikmeden hastaneyi terk ettiğini düşünün. İşte, içsel yolculuk serüvenlerinin bir kısmında da karşılaşılan durum budur. Yaraları açılarak dışarıya saçılmış ve gerekli toparlama çalışmaları yapılmadan ortada bırakılmış kişiler sektörün kurbanlarının bir kısmını oluşturmaktadır. 

Sıklıkla karşılaşılan durumlardan bir diğeri de, kendilerini tanıma ve anlama yolculuklarında karşılarına çıkan duygular, hisler ya da travmalar ile ne yapması gerektiğini bilmeyen ve belki de hiç bilmese daha hayırlı olacağı ya da zamanından önce geldiği için sarsan birtakım bilgiler ışığında gerçek hayatta nasıl var olacağını bilmeyen bir kitlenin oluşumudur.  

Temel Amacınız Mutlu Olmaksa Eğer 

Her insanın eğer psikolojik bir rahatsızlığı yoksa eğer, hayattaki temel amacının mutluluk olduğunu varsayıyorum. Sizi de bu amaçla kendinizi daha iyi hissetmek, geliştirmek adına okuyan, araştıran ve deneyimleyen bir karakter olarak görüyorum. Bu nedenle kendi kişisel gelişim yolculuğunuzda hem dışarıdan gelebilecek hem de kendi kendinize yaratabileceğiniz tehlikelerin farkına  varıp, konuya daha bilinçli bir tavırla yaklaşmanızı istiyorum.  

Öncelikle bilmenizi isterim ki, kendi duygudurumunuzdan  kendiniz sorumlusunuz. Bunu her zaman hatırlamanız ve hayatınızı ona göre yaşamanız kendi sağlığınız açısından son derece elzem. Geçmişte yaşadığınız travmalar, ailenizden kalan maddi manevi yadigarlar, yaralar, durumlar her ne olursa olsun, kimse sizi kurtarmak zorunda değil. Evren size el uzatmaya, düştüğünüz çukurdan sizi çıkarmaya mecbur değil. Başınıza gelenlerden dolayı kimse size borçlu değil. Çektiğiniz acılardan dolayı kimse size fazladan hassas davranmak durumunda da değil. Bunu ne kadar çabuk kabullenirseniz, kendi iyileşme sürecinizde ipleri elinize o kadar çabuk alır ve gelişme kaydetmeye başlarsınız.  


İkinci olarak, her zaman söylediğim gibi lütfen ama lütfen gerçeklikle savaşmayın. Hepimiz bu dünyaya birtakım yükler ile geliyoruz. Ailelerimizi, içine doğduğumuz ülkeyi, içine doğduğumuz şartları seçemiyoruz. Bize dağıtılan ele isyan etmek ve küsmek yerine, sağlıklı bir birey olarak huzurlu bir hayat yaşayabilmek için yapabileceğimiz tek şey, kartlarımızı kabul edip, tanıyarak kendimiz için en iyi oyunu kurmak. Değiştiremeyeceklerimiz ile barışıp, değiştirebileceklerinize odaklanmak ve önümüze bakmak.  

Hızla dallanıp budaklanan kişisel gelişim sektörüne dönecek olursak, neleri deneyimlediğiniz, buna neden ihtiyaç duyduğunuz, motivasyonunuz ve eğitimlerinizi kimden aldığınız konusunda araştırma yapmak ve bilgi toplamak da tamamen sizin sorumluluğunuzda. Dişinizi çektirirken sırf muayenehanesi güzel diye bir dişçiyi tercih etmediğiniz gibi kendi psikolojiniz, ruh ve beden sağlığınız söz konusu olduğunda da, kendinizi bir eğitmene Instagram’da 10 bin takipçisi var diye emanet etmemeniz gerektiğini biliyorsunuz.  

Bu nedenle sizden rica ediyorum: Araştırın, sorun, eğitim almayı düşündüğünüz kişi ile gidin tanışın konuşun, referans alın, sorgulayın. Daha da önemlisi, bilgilerinden ya da özelliklerinizden faydalanmayı seçtiğiniz kişi ya da kişilerin kendi hayatlarını nasıl yaşadığında dair fikir edinmeye özen gösterin.  

Son olarak kişisel gelişim, adından da anlaşılacağı üzere son derece kişisel, şahsa özel bir yolculuk. Kendi üzerinizde öncelikle kendiniz çalışın. Alışkanlıklarınızı inceleyin, bakış açınızı sorgulayın, kimlerle vakit geçirdiğinize, ne yediğinize, içtiğinize,  bedeninize nasıl davrandığınıza, çevreye, hayvanlara karşı tutumunuza bakın. Bu  yolculukta tabii ki destek alacaksınız, öğreneceksiniz, eğitimlere katılıp kendinizi geliştireceksiniz. Ama bırakın bu ihtiyaçlar kendiliğinden doğsun. 

Hepinize gelişim ve sorgulama dolu bir hafta diliyorum.  

Kendinize iyi davranın.