Hepiniz için harika geçtiğini ümit ettiğim 2019 yazını fırsat bilerek, bu yazımda biraz kendi tatil izlenimlerim üzerinden konuşmak istiyorum sizlerle. İnanılmaz güzel anılar paylaşıp, deniz, güneş ve kumsal manzaraları betimleyip, masa başında mesai saatinin bitmesini beklerken size eziyet etmek değil amacım. İsteğim, kendi tatil tecrübelerimden yola çıkarak, eriştiğim rahatlık ve iç huzuru paylaşmak ve daha fazla insanın bu minvalde tecrübeler yaşamasına vesile olmak. 

Eh, istemek başarmanın yarısıdır diye boşuna dememişler. İşte karşınızda, isteklerimle tecrübelerimin bir meyvesi: “Keyifli Vakit Geçirme Kılavuzu” 

Bu kılavuz tamamen gerçek karakterler ve gerçek bir tatil serüveni üzerinden yaptığım gözlem ve edindiğim izlenimler sonucu ortaya çıkmıştır. Birbirini çok da iyi tanımayan hatta bazılarımız için hiç tanımayan beş kişinin, bir teknede, kaçacak herhangi bir yeri olmadan, internet, bilgisayar ve genel anlamda teknolojisiz beş koca günü mükemmel bir ahenk ve keyif ile geçirebiliyor olmasının yarattığı şaşkınlık aslında bu kılavuzun çıkış noktası. Ve bu bileşenlerin bir şekilde genele de uyarlanabileceği inancı. 

Hep daha başarılı olmayı, daha iyi, daha güçlü olmayı kovalarken, hayattan gerçek anlamda keyif almayı unutan bir kitlenin varlığını (ve sayılarının üzücü çokluğunu) daha da net gördüm bu serüvende. İnsanın önce kendisiyle ve sonra da etrafındakilerle şartlar ne olursa olsun keyif almayı bilmesi paha biçilmez bir beceri. 

Kendi tatilim hala devam ederken, bundan sonraki tatillerinizde uygulamanız ve sonuç almanız ümidiyle hepinize harika bir hafta diliyor ve sizleri yer yer masalsı, yer yer de ders kitabı niteliğindeki bu oluşumun ilk bölümüyle baş başa bırakıyorum. 

1) Gerçeklikle Savaşmayan Beş Küçük İnsan 

Kuzey U. isimli 17 buçuk metre uzunluğundaki 1987 yapımlı guletimiz, Göcek Marina’dan denize açıldığında herkesin ilk bakışta göze çarpan ortak özelliği bir rahatlık ve kabul halinde olmasıydı. Hayatta sıklıkla yaşandığı gibi bu ufak tatil organizasyonumuzda da her şey planlandığı gibi olmamıştı. İnsanın yer aldığı her ortamda olduğu gibi olumlu yanlar kadar sıkıntılar, tartışmalar ve bunlardan mütevellit soru işaretleri ve belirsizlikleri de barındıran bir yol olmuştu bu beş farklı kişiyi farklı şehirlerden aynı noktaya getiren. Tüm bunlara rağmen biz seçim hakkımızı o an elimizin altında ne varsa kabul edip, mutlu olmaktan  yana kullandık. Bu, kılavuzumuzun ilk ve belki de en önemli maddesi sevgili dostlar. Olmuş olanla savaşmamak, olanı kabul etmek ve elimizden gelen en iyi şekilde değerlendirmek… 

Hayatta her zaman her şey istediğiniz gibi olmayabilir. Bunu çok iyi biliyorsunuz. Böyle anlarda kafanızın içinde nedenleri, nasılları, keşkeleri düşünüp egonuzu beslemek yerine, derin bir nefes alıp etrafınızda olan bitene bir şans vermektir mutlu insanlar ile mutsuz insanlar arasındaki farkı yaratan. 

O yüzden, bir sonraki maceranızda aksilikler baş gösterdiğinde, planlarınız şaştığında ya da işler istediğiniz gibi gitmediğinde, gerçeklikle savaşmak yerine, var olanı kabul ederek içinizdeki direnci sonlandırmak gibi bir tercih hakkınızın olduğunu sadece hatırlamakla kalmayın, uygulayın lütfen.  

2) Her Ne Olursa Olsun Sakin Olun, Panik Yapmayın 

Ay sonunda evleneceğiniz müstakbel eşiniz ile tanışma tarihinizi unuttuğunuzda, burnunuz kanayıp kanlar içerisinde kaldığınızda, oltanız bozulduğunda, ‘bad trip’e girdiğinizde, bir panik atak krizi kapınızı çaldığında ya da kendinizi denizin içinde bir kavganın ortasında bulduğunuzda sakin olun. Panik yapmayın.  

Bunlar tabii ki de bizim ahşap yüzer dünyamızın içinde karşılaştığımız küçük, birinci dünya problemleri ama hayata dair yansımaları yine de geçerli. Unutmayın ki kalbinizde ufak bir hoplama yaratan ya da kafanızın içinde tehlike çanları çaldıracak her ne yaşarsanız yaşayın, bunu strese girmeden ve panik yapmadan da atlatabilirsiniz. 

Bu noktada sevgili dostum Mantis’ten bahsetmem gerekir. Şayet kendisinin, sakinliği ile en vakur adamı bile çileden çıkarabilecek karakterini beş gün boyunca gözlemlemek ve bu konuda adeta bir ustalık mertebesine ulaşmış iç dünyasından ders alma şansı edindim. Size şu kadarını söyleyebilirim, olacak olan zaten olacağına varıyor dostlar. İnanın hayattaki problemlerimizi kendimizi üzmeden, germeden, büyük resme ve evrenin düzenine inanarak sakinlikle göğüslemek bizi çözüme çok daha kolay götürüyor.  

3) “Anca Beraber Kanca Beraber” Hayır, Teşekkürler.  

Daha çok Türk dostlarımla yaptığım tatil ve programlarda gözlemlediğim bir grup psikolojisini eleştirmek istiyorum kılavuzumuzun bu maddesinde. Bir tatil programı yapıldığında, çoğunlukla plana dahil herkesin aynı anda aynı şeyi yapması gerektiği yönünde bir inanç sezinledim insanımızda. Rakı içilecekse o masa herkesin katılımıyla kurulmalı, happy hour’a  gidilecekse herkes birlikte aynı saatte gitmeli, aynı anda dönmeli, denize birlikte girilmeli, aynı saatte yatılmalı, aynı saate uyanıp birlikte kahvaltı edilmeli... Bunun gibi çeşitli şekillerde örneklendirebileceğim bir grup psikolojisi, çoklu ortamlarda bireylerin kendi özel istek ve ihtiyaçlarının önüne geçebiliyor gördüğüm kadarıyla. Ve bu da zaten hayatının çoğunluğunu başkaları için yaşayan bireyin, ufacık bir özgürlük anı olarak adlandırabilecek tatil konseptine tamamen aykırı bir durum yaratıyor.  

Beş kişilik ekibimizde kafalarımızı en çok rahatlatan durumlardan bir tanesi, bu şekilde bir grup baskısının olmamasıydı. Beş gün boyunca kim ne zaman canı ne isterse onu yaptı ve zaman zaman birlikte, zaman zaman daha küçük gruplar halinde yer yer de tek başımıza kalarak geçirdik vaktimizi.  Ve inanın bana insanın canı istediği için bir gruba ya da aktiviteye katılması ile herkes yaptığı ya da zorlandığı için katılması arasındaki farkı, ortamdaki neşeden, samimiyetten ve suratlardaki kocaman gülümsemelerden anlamak son derece kolay. O yüzden sizden tüm kalbimle rica ediyorum, toplu yapılan tatillerde grupça hareket etmek için ne kendinizi ne de etrafınızdakileri yormayın. Bırakın herkes canı nasıl istiyorsa öyle davransın.  

4) Kendi Kendinin Dostu Olabilmek 

Bir birey olarak gelişmişlik ve bilinç seviyemizi belirleyen en önemli konulardan bir tanesi kendimizle keyifli bir şekilde vakit geçirebiliyor olmak. Tatilimizi şöyle hızla bir gözümün önünden geçirdiğimde, ellerinde kitapları ve sonsuz okuma aşkları ile kendi köşelerine çekilmiş Hakon ve İpot’u, yeni oltasıyla onlarca teknenin arasında balık yakalayacağı inancını bir saniye bile kaybetmeden keyifle yeni hobisini deneyen Tanas’ı, sigarası ve kimsenin bilemeyeceği düşünceleri ile sessizce denizi izleyen Mantis’i görüyorum. Ve her birinin birlikte vakit geçirmek kadar, tek başlarına da kendilerini geliştirmek, dinlemek ve anlamak amacıyla yalnız kalmaktan hoşlandıklarını görerek seviniyordum. 

Eğer tatile gideceğiniz arkadaşlarınızı bir yarışma ile belli kriterler doğrultusunda seçtiğiniz bir gerçeklik olsaydı, tek başına kalabilme ve eğlenebilme testini uygulamanızı ve sadece bu imtihanı geçenlerle program yapmanızı isterdim.  Sürekli konuşma, bir şeyler anlatma, bir şeyler yapma, bir şeylere dahil olma ihtiyacı hissetmeden tek başına rahatlayabilen insan çevresindekileri de rahatlatıyor, huzur veriyor. Ve günün sonunda tatil (ve hayat) huzurdan başka nedir ki, değil mi?    

Bu dört madde ve kısaca betimlediğim dört karakter ile kılavuzumuza, değerli gününüze ve yarıda bıraktığınız işlerinize geri dönmeniz için şimdilik ara veriyorum. Ben de sevgili Mantis ve İpot’un düğünlerine katılmak ve bu harika çiftin aşklarına bir kez daha tanık olmak için İstanbul’u kısa bir süreliğine terk ediyorum.  

Bir sonraki yazıya kadar hepinize konfor alanınızın dışında maceralar, gelişim ve sorgulama diliyorum.  

Kendinize iyi davranın.