Yaygın bir deyimdir. İngiltere kaynaklı sanırım, şöyle: “Kötü iktidarlar, oylarını kullanmayan iyi vatandaşlar tarafından seçilirler”.

Bu ironik deyime tamamen katılmasak da, o iyi vatandaşların bazı eleştirilerini kabul etmek zorundayız. Örneğin; sadece ve sadece oy çokluğuna dayanan, oy çokluğuna indirgenmiş bir sistem; parti liderinin otoritesiyle şekillenip parti liderinin tercihiyle uygulanan bir düzen; seçim sandıklarında oynanan katakulli; oy sayımındaki hilelerle sonuçlanan bir yönetim.

Şimdi böylesi bir malul ve marazlı demokrasi nasıl savunulur? Bitmedi. Buna bizim ülkemizde uygulanan ve uyarlanan örnekleriyle din, mezhep, etnik kimliklere dayanan ayrımcılığı, hac pazarlamasını, Kâbe sömürüsünü de katın. Kredi, ihale cambazlığını da ilave edin. Her seçim arifesinde görüldüğü gibi parti etiketi olan veya olmayan bir kısım insanların transfer borsasını da ekleyin… İyi vatandaşlara bir yere kadar hak vermemek, katılmamak mümkün değil.

Ne var ki, bütün bu arızalarına rağmen, demokrasi yine de kötülerin iyisi, yönetim biçimlerinin en az zararlı olanıdır. O nedenle demokrasinin artılarından yararlanarak, ülkeyi düzlüğe çıkarmak için çalışılmalıdır. İnançlı, kararlı kişilerin oluşturduğu güçlü örgütler yaratarak, her türlü iletişim aracından sonuna dek yararlanarak, toplumun bütün katmanlarını kucaklayarak, geçerli projeler üreterek, başta iyi vatandaşlar olmak üzere, yandaş olmayan vatandaşları da, yandaşlarla beraber oy kullanmaya yönlendirmek gerekir.

31 Mart 2019 yerel yönetim seçimlerine ülkemiz büyük sıkıntılar, büyük sorunlarla giriyor. 17 yıllık AKP iktidarı iç ve dış politikadaki son derece yanlış siyasetiyle Türkiye’yi bunalımın karanlığına soktu. Hayvancılık öldü. Tarım bitti. Ekonomi tıkandı. Eğitim ve yargı kurumlarımız değerini, önemini, yüceliğini büyük ölçüde kaybetti. Hayat pahalılığı, işsizlik, sokak cinayetleri, uyuşturucu ölümleri önlenemez boyutta. Her türlü üretim durdu. Her türlü dış alım hızlandı. Üstüne üstlük devletin hazinesi tamtakır. Üretim bir yana, satacak meta da kalmadı.

Bugün Türkiye’nin dost diyebileceği bir ülke kalmamıştır. Cumhuriyet’in geçmişteki dost kuşağı, düşman kuşatmasına dönüşmüştür. İsmet İnönü, “Bir memlekette namuslular, en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça, kurtuluş yoktur” diyordu. Eski bir bakan olan İsmet Yılmaz ise geçtiğimiz günlerde “Bizi desteklerseniz ruz-i mahşerde kurtulursunuz” diyor.

Sözün özü: Seçimlerde oy kullanmak, bir yönüyle birilerinin seçilmesini sağlamak ise bir başka yönüyle de birilerinin seçilmesine engel olmak düzenidir. Nitekim eski Yunan’da seçmenler, seçilmesini istemedikleri kişinin adını yazarlarmış midye kabuklarının içine, Agora’da.