“Söylesem tesiri yok

Sussam gönül razı değil”.

Fuzuli’nin bu yalın deyimi, aradan 5 asır geçmesine rağmen geçerliliğini koruyor.

Güncelliği kalmasa da, geçmişte yaşanan bazı olaylara değinmek, bir zorunluluk oluyor adeta. Tarihe not düşmek adına, geçen haftanın bizim gözümüze çarpan olaylarından satır başlarıyla şöyle:

Yaşlı karıkocanın sokak ortasında ellerinde kâğıt kalem, market ile manav arasındaki fiyat farkını tartıştıkları günün akşamında, 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Beştepe’de verilen resepsiyondaki sofrayı düşündük. Kaşıkla mı, çatalla mı yenileceğini bile bilemediğimiz, adı, adresi, menşei meçhul bir ikram sofrası. Bir haftalık işçi emeği karşılığında bir bardak şurup. Yerli ve milli ekonomiyi tartıştığımız saatlerde enternasyonal bir menü sergileniyordu Beştepe’de. Öz be öz yerli ve milli mutfağımızın ezo gelin çorbası- balığı salatası- kebabı baklavası- pilavı fasulyesi boynu bükük kaldılar, sanki bizim değillermiş gibi.

Banka kuyruğunda, üç aylık maaşıyla kira, mutfak, su, elektrik, doğalgaz zamları arasındaki dengeyi düşünen emekliler vardı.

Hormonlu, ilaçlı, katkı maddeli, gdo’lu ürünlerle şaşkına dönen vatandaş bir de şarbonlu et sürprizi yaşadı.

Yıllar yılı komşu ülkelere canlı, sağlıklı hayvan ihraç eden güzel ülkemizin şimdi Okyanus ötesinden kurbanlık, yemeklik et ithal etmesi üzücüdür. Dahası bir yönetim perişanlığıdır. Şimdi vatandaş bu hayvanlarla geldiği öne sürülen şarbon paniği yaşamaktadır. Bu mikrop nereden geldi? Nasıl geldi? Ne vakit geldi? Bu soruların yanıtı aranmaktadır.

Cumhurbaşkanının Kazakistan gezisinde ülkeler arası, bölgeler arası, uluslararası sorunların, devlet adamları, bakanlar, uzmanlar arasında konuşulduğu masanın bir ucunda damad-ı şehriyari, öbür ucunda mahdum bey oturmuştu. Bir oligarşik çıkışın gölgesinde çocuk oyuncağına dönüştürülmüş bir diplomasi görüntüsüydü bu.

Hukuk, milli olduğu kadar evrensel değerleri de içeren bir düzenlemeler bütünüdür. Yoksa “Berlin’de hakimler vardır” sözü günümüze kadar gelir miydi? Keza hukuk normları dünyevidir, uhrevi değil.

Koçibey Risalesi’ne, mecelleye evet de, ülkemizde bir Devrim Kanunları, bir Medeni Kanun, bir Mahmut Esat Bozkurt da var, değil mi?

Ulusların hayatında istila da vardır, kurtuluş da. Sultan Alpaslan’ın Anadolu’ya gelişinden 200 yıl sonra da Timur gelmiştir taa Semerkand’dan Ankara’ya kadar, yüzlerce fille, etrafı hortumlayarak.

Çetelerin ve devletlerin Suriye’de savaşı var. Bizim, kimin yanında, kimin karşısında olduğumuz belirsiz.

Balkan Antantı’nın, Sadabat Paktı’nın, Hatay Davası’nın güçlü, güvenilir Türkiye’sini unutmadık.

O günleri ve o kadroyu hasretle, rahmetle, minnetle anıyoruz.