Esat’ın Başbakan Erdoğan ile birlikte tatile çıktığı günlerdi.  Ancak her şey Amerika ve Avrupa’nın düğmeye bastığı 2010 yılındaki Arap baharı ile başladı. Bu bahar filan değil, Ortadoğu petrolleri için henüz sosyo-ekonomik gelişimini tamamlamamış Arap toplumunun kaosa sürüklenmesi ve parçalanmasıydı.

26 Ocak 2011 ‘de Arap Baharı Suriye’ye sıçradı.Daha doğru tabirle sıçratıldı.

İşte bu noktada 2011 yılında ABD Başkanı Obama, Başbakan Erdoğan ile tam 13 kez görüştü. Ortalama ayda bir görüşüyorlardı. New York’ta BM Genel Kurul toplantıları sırasında Başkan Barack Obama, Türkiye’yi yakın bir dost, ortak ve NATO müttefiki olarak nitelendirdi ve; “Birçok konuda birlikte çalıştığımız için Erdoğan’a teşekkür ediyorum” dedi.[1]

2012 Haziranının ikinci haftasında Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Frank Ricciardone Türk-Amerikan ilişkilerinde çok daha heyecanlı bir döneme girildiğini ve iki ülkenin ‘dost ve ortak’ olduğunu söyleyerek ikili ilişkiler açısından en acil sorunun Suriye konusu olduğunu belirtti. Esad rejiminin çekilmesini istediklerini, gerek bunun için gerekse Suriye halkına yardım edebilmek için Türkiye ile birlikte çalıştıklarını da sözlerine ekledi. 

Amerika’nın, Suriye’nin parçalanması için AKP Hükumetinin sırtını sıvazlamaya başladığı dönemlerdi o yıllar. AKP Hükumeti de bu sıvazlanmaya zaten razıydı. Çünkü IMF Dünya Bankası bahar toplantıları için Washington’da bulunan  Başbakan Yardımcısı Ali Babacan Suriye yönetimini eleştirerek Amerika’yı dost, ortak ve müttefik olarak nitelendirdi ve ‘Amerika'yla daha derin bir ortaklığa hazır olduklarını’ söyledi. [2]
 Tüm bu karşılıklı açıklamalar Suriye’nin parçalanmasına yönelik bir planın gereğiydi. 2012 Temmuz ayında Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü Ortadoğu uzmanı Steven Heydemann, ‘Suriye rejiminin sonunun geldiğini’ söyledi. Ve plan uygulanmaya geçildi.

Ve artık Esat’ı karalama kampanyası da başlamıştı. Erdoğan ile ailece tatile giden Esat birden Esed yapıldı. Laf oyunlarıyla küçümsenmeye çalışıldı.

16 Ağustos 2012 tarihinde Suudi Arabistan’ın Mekke kentinde de İslam İşbirliği Teşkilatı dördüncü olağanüstü zirvesinde katılan dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise; “Esat’ın kendi halkına savaş açtığını, o güzelim şehirlerini harap ettiğini ve 'Tüm bunlara maruz kalmamak için, Esat’ın devrilerek Esat sonrası rejime geçişin süratle gerçekleşmesi gerektiğini” söyledi. Esat’ın bir an önce devrilmesi için İslam İşbirliği Teşkilatı görüşmelerinde kulis yaptı.[3]

Bu tarihten 20 gün sonra 5 Eylül 2012 tarihinde Başbakan Erdoğan ‘Şam Emevi Camii’nde namaz kılmak istediğini’ belirtti.[4]  Şam’da namaz kılmak demek, Şam’ı fethetmek demekti.

Ve bütün bunlar Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Stratejik derinlik” planının bir parçasıydı. Çünkü 2001 yılında piyasaya sürdüğü “Stratejik Derinlik” kitabı için Davutoğlu 2015 yılında “O zaman yazdığımı şimdi uyguluyorum” demekten çekinmedi.[5]  Ve The Economist dergisi 2007’de AKP’nin Dış Politikasına yön vermesi bakımından Ahmet Davutoğlu’nu "perde gerisindeki güç" olarak tanımladı. Stratejik Derinlik; Amerikan destekli, Yeni Osmanlıcılık hayalinden başka bir şey değildi.[6]

Tüm bunlar bir Amerikan projesiydi ve Ortadoğu’da Barzani’nin kurduğu Kürdistan coğrafyasının Akdeniz’e uzatılmak istenmesinden başka bir şey değildi. Irak’taki Musul-Kerkük Petrolleri Suriye parçalanmadan Akdeniz’e ulaştırılamazdı. Bu amaçla Kuzey Suriye’de de taşeron bir Kürt devleti kurulacak ve Barzani’nin kurduğu Irak Kürdistan’ı ile birleştirilecekti.

Plan’ın ilk adımı ÖSO ile atıldı.

ÖSO(Özgür Suriye Ordusu) 29 Temmuz 2011’de Riyad El-Esad liderliğinde Suriye  Ordusundan kaçan ve halktan toplanan sabıkalılarla birlikte yaklaşık 40 bin askerle kurulmuştu. ABD,İsrail ve Türkiye destekledi.Türkiye’nin çeşitli yerlerinde ÖSO askeri kampları kurularak 2000 kadar ÖSO üyesinin bazı kamplarda eğitim gördüğü basına yansıdı. Kırşehir İl Jandarma Komutanlığı Hirfanlı Askeri Eğitim kampı da basına yansıyanlardan biriydi.[7]

ÖSO grupları Suriye’nin kuzeyinde iç savaşa ve kaosa neden oldu. Bu kaos sonrası Suriye Nüfusunun önemli bir kesimi Türkiye’ye göç etti. Aslında bu da Amerikan planının bir parçasıydı ve PKK’nın Suriye kolu olan PYD’ye verilmek istenen Kürt koridorunun insandan temizlenmesiydi.Amerikan’ın ve Abdullah Gül’ün “Bölge halkına barış için” konulu açıklamaları, Bölge halkına zulüme dönüştü. AKP bunu hesapladı mı bilinmez ama uyguladığı yanlış politikalarla Türkiye kısa sürede mülteci kampına çevirdi.

Olay bununla da bitmedi;

Ebu Muhammed El Cevlani adında bir cihatçı, Arap Baharından sonra 2012 yılında IŞİD Lideri Bağdadi tarafından Suriye’ye gönderilip Esat’a karşı El-Nusra cephesinin temelini kurdurttu.Bu dönemde Cevlani Suriye’de büyük bir güç yarattı.Ancak daha sonra Bağdadi’den ayrılarak El Kaide örgütünün lideri Eymen Ez Zevahiri’ye bağlandı. Suriye El Kaidesi olarak bilinen El Nusra Cephesini kurdu.

Ancak Amerika El Nusra’yı kara listeye alınca El Cevlani 5 milyon nüfuslu İdlib’te HTŞ(Tahrir el-Şam) adıyla faaliyet yürütmeye başladı. Şehre hakim oldu. İdlib’te Çin Özerk Uygur Bölgesinden gelen Türkistan İslam Partililerden, Türkmenistan’dan, Özbekistan’dan, Tacikistan ve Afganistan’dan gelen selefi ve cihatçı düşünceye sahip silahlı kişileri bünyesine topladı. Bu grupların içerisinde Işid’den, Öso’dan, El Nusra Cephesinden ayrılanlar da büyük çoğunluktaydı. 

Ancak ABD HTŞ(Tahrir el-Şam)’ı da kara listeye alınca  Ebu Muhammed El Cevlani bünyesindeki azılı grupları İdlib’ten Afganistan’daki El Kaide’ye gönderdi. Çünkü örgütünü devam ettirmesi için masum rolüne bürünmesi gerekiyordu. Şimdi öyle yapıyor.2016 yılında siyah IŞİD maskesini çıkararak sivil ve silahsız kıyafetlerle halk arasında dolaşarak resim veriyor ve Amerika’ya şirin gözükmeye çalışıyor. Amacı, ABD’nin kara listesinden çıkmak.

Ve bünyesindeki azılı silahlı grupları Afganistan El Kaidesine gönderince 8 yıldır Suriye’de yaşanan Terör Örgüt Gruplarının halka olan baskısının aynısı, şu an Afganistan’da yaşanmaya başladı.

Afganlılar Türkiye’ye bu yüzden geliyor. Afganistan’dan kaçıp gelenler, İdlib’teki Cevlani’nin El Kaideye gönderdiği azlı gruplarla güçlenen Afganistan El Kaide’sininin baskısından kaçıp gelenlerden başkası değil.

AKP Hükumeti son 10 yıldır Suriye konusunda taraf oldu ve bu radikal dinci örgütleri destekleyerek adeta arı kovanına çomak soktu. Kendisine yakın gördüğü bu sabıkalı, silahlı gruplar adeta Türkiye’yi mesken tuttu. Ve Suriye halkının önemli bir kesiminin Türkiye’ye göç etmesine neden oldu.

Şimdi de Suriye’deki kaostan beslenen Silahlı Dinci Gruplar rolünü bu kez Afganistan’da oynuyor. Bu yüzden AKP’nin bu silahlı dinci gruplarla oynaşma politikası, ülkemizde mülteci akınıyla bumerang etkisi yapıyor.

Sonuçta;

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov “Taliban’ın gelecekte yönetimi silah yoluyla ele geçirebileceğini” söyledi. Taliban'ın Afganistan'ın 419 ilçe merkezinin 200'den fazlasını kontrol altına almış durumda. Eğer 2 yıla kalmaz Afganistan’da Kuzey Suriye gibi şiddet kaosunda patlarsa, -ki bu süreç başladı-, işte o zaman İran üzerinden Türkiye’ye gelen Afganlıların önü alınamayacaktır.

Artık AKP Hükumeti Radikal dinci gruplarla oynaşmayı bırakıp, örneğin İran’a selefi bir gözle mezhepsel dışlamayla bakmayıp, dış politikada komşu Devletlerle ciddi ciddi masaya oturup bir an önce önlem alması gerekiyor.

Yoksa hepimiz kendi ülkemizde azınlıkta kalacağız..

[1]) VOA, (ABD uluslararası multimedya haber kuruluşu) 30 Aralık 2011 tarihli Barış Ornarlı’nın “2011 Yılında 'Türk Amerikan Baharı” başlıklı yazı
[2]) VOA, (ABD uluslararası multimedya haber kuruluşu) 2 Nisan 2012 tarihli Barış Ornarlı’nın “Amerika'yla Daha Derin Bir Ortaklığa Hazırız” başlıklı yazı
[3])  15.08.2012 tarihli Cumhuriyet gazetesi.
[4])  05.09.2012 AK Parti Genişletilmiş Grup toplantısı.
[5]) 23.01.2015 Agos gazetesi. Ümit Kıvanç’ın “Davutoğlu’nun ‘Stratejik Derinlik’inden demokrasi çıkmaz” başlıklı yazısı.
[6]) 12.12.2019 Sol Gazetesi. Ali Ufuk Arıkan “Bir Davutoğlu portresi: Stratejik bataklıkta gerici bir politikacı...
[7]) 21.05.2017 Hürriyet Gazetesi.  “Yeni Öso Eğitimi” başlıklı yazı...