Savaşta yoklar,

Depremde yoklar,

Vergide yoklar,

Yardımda yoklar...

Aslında yardımda varlar ama hep kendileri toplarlar. Camide toplarlar, kurbanda toplarlar, işyerinde esnaftan toplarlar. Toplumda bir asalak gibi yaşarlar ama asalak deyip de küçümsememek lazım.

O asalaklar ülkeyi ele geçirdiler.

Başkomutanlık Büyük Meydan Savaşı öncesiydi.

Birinci ve İkinci İnönü Savaşları bitmiş, Sakarya savaşı büyük bir kan deryası içinde kazanılmış, artık büyük bir meydan savaşı hazırlıklarına başlanmıştı.

Atatürk Konya civarına gelmiş askerleri denetliyordu. Denetlemeler sürerken 1 Nisan 1922 günü Okulları ve Medreseleri dolaştı. Ilgın’a geldi. Orada Medrese öğrencilerinden biri Mustafa Kemal’e askere gitmek istemediğini söyledi. Yanlarında, Sovyet büyükelçisi İ.Aralov ile Azerbaycan büyükelçisi İbrahim Abilov da vardı. Mustafa Kemal sinirlendi;

-Millet kan içinde yüzerken burada besiye çekilmişsiniz. Askere alınmanız için hemen emir vereceğim diye cevap verdi. Ve Sovyet Büyükelçisi Aralof’a dönerek şöyle dedi;

-Savaş bitince onlarla daha ciddi konuşacağım. Onları mali kaynaklarını ve vakıf gelirlerini keseceğim. Bu vakıflar bu mollaların yaşam kaynağıdır. Dinç, sağlam delikanlıları askerden kaçıran 17.000 medrese var. Bu tam bir kolordu demektir”

Atatürk elbette olayın vehametini ve tehlikenin büyüklüğünü biliyordu. Kurtuluş Savaşından sonra bütün tekke ve zaviyeleri kapattı. Dediğini yaptı, medreseleri, cemaatleri ve tarikatları kapatarak toplumu bu gerici asalaklardan temizledi.

Ancak özellikle 1950 yılındaki Adnan Menderes’in karşı devrimi ile birlikte gelinen noktada yine asalaklar semirildi. Kenan Evren döneminde beslenip büyütülerek AKP döneminde ise devleti ele geçirme noktasına getirildi.

Önceleri hac, umre, bağış, fitre, zekât ve kurban derisi gibi gelirleri varken, artık kamudan beslenen devasa holdinglere dönüştüler.

Sadece evleti değil, devletin ekonomisini de ele geçirdiler.

Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı.

Cemaat ve tarikatların nasıl çalıştıklarını, nasıl öğrenci topladıklarını, nasıl toplumu semirip büyüdüklerini araştırdı.

Battaniyeden tahrik olan ve bu konuda fetva veren şeyhler bile varmış. Çocuklara tacizde bulunan tarikat şeyhlerinin bulunduğu bir ülkede battaniyeden tahrik olan ve bu konuda fetva verenlere şaşırmamak gerek.

Esergül Balcı Hocanın araştırmasına göre bu tarikatlardan yetişen gençlerin bir kısmının teröre bulaşmış. “Afrin’de, İdlib’de evlatlarımız terör örgütü PYD/YPG ile yani PKK’nin Suriye koluyla savaşıyor. Bunların lideri Salih Müslim’in kardeşi de Gaziantep’te Zehra adında bir medrese açıyor. Mehmetçik, Suriyeli teröristlerin aileleri Türkiye’de medrese açsın diye mi şehit oluyor?” diyor Esergül hoca. Vay efendim sen misin bunu söyleyen. Hemen soruşturma açıldı.  

Tarikatlar hakkında değil, Esergül Hoca hakkında.

Yani Tarikat ve cemaatlerin sanki dokunulmazlığı var. Araştırmak bile yasak. Bu olay bile tarikat ve cemaatlerin Adaleti nasıl ele geçirdiğinin açık kanıtı. Esergül Hoca ne yapsın, emekli olmuş ve İyi Partiden siyasete atılmış. Şu an çalışmalarını İYİ Parti Eğitim Komisyonu’nda sürdürüyor.

Yine araştırmasına göre ülkede 400 civarında tarikat ve cemaat var ve tam 1 milyondan fazla çocuk tarikatın elinde. Atatürk’ün dediği gibi bu bir Ordu demektir.

Şu anki Türk Ordusunun sayısı kadar. Şimdi bir de 15 Temmuz kayıp silahlar meselesi var. O da resmi rakamlara göre 100 binden fazla. Yivsiz silahlarla birlikte yüzbinleri de aşıyor. 

Şimdi bu silahların cemaat ve tarikatların ve AKP’nin bazı kadrolarının elinde olduğunu düşününce durum oldukça vahim görünüyor. Tehlikenin boyutu sadece battaniyeden tahrik olma meselesi değil.

Eğer bu konuda bir işlem yapılmazsa ve ilk seçimde bu hükümet cemaatleri, tarikatları ve kadrolarıyla birlikte paketlenip gönderilmezse vay ülkenin haline..