Biz çalıyoruz.

Sizi bilmem ama biz sülalece çalıyoruz.

Güzel ve zengin bir köyümüz vardı. Gün boyunca çalışılır, paralar kazanılır, akşam olunca uyumazdı. Amcam çalardı, dedem çalardı. Hatta dedem başka köylere gider orada da çalardı.Tabii tek başına çalmazdı. Yanında arkadaşı vardı, çoğu zaman arkadaşı ile birlikte çalardı.

Ama ne yalan söyleyeyim babam çalmazdı.

Çalamazdı.

İlkokulda öğretmenim çalardı.

Hatta ilkokul Müdürü bile çalardı..

Bir gün okul müdürünün çaldığı herkes tarafından anlaşıldı. Şaşırmış, hayretler içinde kalmıştık.

E onlar çalınca sonra bütün öğrenciler de çalmayı öğrendi.

Büyüdüm,

Fabrikada işe girdim, müdür çalıyor, şef çalıyor, meğer depo sorumlusu da çalıyormuş. Fabrikada çalmayan neredeyse yok gibi.

Duydum ki komşular da çalıyor. Allah allaah, yahu dedim bu nasıl iş?

 

Sonra dedim ki arkadaş ben de çalacağım. Onlardan eksiğim ne?Bu üç kuruşluk dünyada çocuklarıma bir miras bırakmayım mı? Sonra çocuklara da  çalmayı öğrettim.

Şimdi onlarda çalıyor.

Ama biz ne mi çalıyoruz?

Tabii ki saz çalıyoruz.

Geçenlere gittik meyhaneye arkadaşlarla, çaldık, eğlendik. saat 12 olmuş. Görevliler geldi. Uyardılar. ‘Yasak hemşerim’ dediler. Cumhurun başı yasaklamış. Meğer çalma sırası ondaymış.

İyi dedik o da çalsın ama, bizim gibi çalsın. Saz çalsın, gitar çalsın, keman filan çalsın. O kadar koyunlar var. Ne bileyim onlara flüt çalsın.

Ama insanların yaşam hakkını çalmasın.