Serin 1 Mayıs sabahıydı.

Samsun’a gideceklerin listesini hazırladı. Listenin ilk sırasında Albay Kazım Dirik vardı.  Kendisini telefonla aradı;

-Ben Mustafa Kemal. Kazım Albayım sizinle biraz konuşmak istiyorum dedi.

Kazım Albay meraklanmıştı.

Böylesine acele ne vardı? Kendisiyle ne görüşmek istiyordu? Mustafa Kemal Paşa çok geçmeden Kazım Albay’ın evine geldi Gayet sakin ve de candandı. Kanepeye oturdu;

 -Kazım Bey, ben Anadolu’ya gidiyorum. Sizi kurmay başkanı olarak yanıma almak istiyorum. Ne dersiniz? diye sorunca Kazım Albay hiç düşünmeden şu cevabı verdi:

-Benim için büyük bir şereftir paşam. Emrinizdeyim.

 

Bu cevabı alan Mustafa Kemal, Kazım Bey’i bir süre süzdü, gözlerinin içine baktı;

-Hayır, önce düşününüz. Normal günlerde değiliz. Anadolu’da büyük işler yapmak, kanadı kırılmış yurdumuza yeniden can vermek için kellemizi vermek gerekebilir dedi.

Ama Kazım Albay hiç tereddüt etmedi;

-Paşam, sizin emrinizde yurt hizmetine hazırım. Canım, başım, her şeyim bu topraklar içindir dedi. Mustafa Kemal bu cevaptan memnun oldu, ama yine de bir kez daha uyardı:

-Hayır Kazım Bey. Bu yetmez. Daha iyi düşününüz. Yuvanız var. Çoluğunuz çocuğunuz var. Eğer başramazsak onları sefil ve perişan etmek, onları hain durumuna bırakmak var. Bunları göze alabilecek misiniz?

-Bugün neyimiz kaldı ki paşam? Yarının umuduna sarılmaktan başka. Yurt için çalışmak, sizin emrinizde, sizinle birlikte çalışmak şerefi her şeyden üstündür dedi Kazım Bey.

 

Bu sözleri duyan Mustafa Kemal sustu. Kendisi bekardı ama Kazım Albay evliydi ve çocukları vardı. Olabilecekleri biliyordu. Bu kurtuluş mücadelesinde başarılı olamazlarsa kendileri için kurulacak olan idam sehpalarını ve darağaçlarını düşündü. Kendileri en fazla ölür, öldürülür ya da asılırdı. Ama ya eşler, çocuklar ve de torunlar, ömür boyu hain sayılırdı. Mustafa Kemal sigarasını içti. Ve son sözü söyleyerek ayrıldı:

-Peki. Yarın Harbiye Bakanlığında İsmet Bey (İnönü)’i görünüz. O gerisini tamamlar.

 

Listenin ikinci sırasındaki de “Dr. Refik Saydam” idi.

Çünkü Mustafa Kemal’in böbrek ağrıları vardı. Arkadaşlarının tavsiyesi üzerine İstanbul’a yabancı bir doktora gitmiş, ama onun verdiği ilaçlar sonunda ağrıları daha da artmıştı. Anadolu’ya geçince daha da artacağı ve önlem alınmazsa böbrek zehirlenmesine kadar ilerleyeceği biliniyordu. Bu yüzden Dr.Refik Saydam’ı seçmiş, kendisini Türk hekimlerine emanet etmişti.

 

Ayrıca bilinmeyen bir akıbete doğru gidiyorlardı.O yüzden gözünü kırpamayan iyi nişancı, ölümden korkmayan 9 subaydan bir koruma grubu seçti.

 

Hazırlıklar tamama yakındı. Samsun’a gitmeden once Mustafa Kemal Paşa Deniz Bakanı Avni Paşa’ya sordu;

-Bizi Samsun’a götürecek olan vapur hazır mı?

-Bandırma Vapuru emrinizdedir Paşam.

 

Yaverleri elinden ayrılmıştı. Anadolu’ya gidince isyan bayrağını çekecekti. Başarırsa yeni bir ülke kuracak, başaramazsa asılacaktı.

 

Mustafa Kemal Paşa Samsun’a gideceklerin listesi ile ilgilenirken hızlı adımlarla Galata köprüsünden geçiyordu. Eski yaverlerinden Muzaffer Kılıç ile karşılaştı. Mustafa Kemal’in yüzü çelik gibi gergin ve gözeri tunç gibi parlaktı. Yaver Muzaffer Kılıç kendisini görünce hemen sordu;

-Paşam sizi rahatsız etmemek için evinize sık uğramıyorum, bir emriniz var mı?

Mustafa Kemal Paşa durdu, yaverinin gözünün içine dikkatlice baktı;

-Birkaç gün sonra Anadolu’ya gidiyorum dedi. Yaver ise;

-Paşam ben sizinle olmayacak mıyım? diye sitemli bir cevap verdi. Mustafa Kemal elini yaverinin omzuna koyup gözlerini gözlerine dikti.

-Tehlikeli bir yolculuk yapacağız

-Olsun Paşam. Ben sizinle ölüme bile giderim dedi.

Atatürk ve arkadaşları, Samsun’a kelle koltukta gitmişti..