Osmanlıya özenen kadınlar bu yazıyı iyi okusun.

Çok fazla geriye gitmeye gerek yok, sadece bir asır önce Osmanlıda kadının adı yoktu.

‘Kısmet’ denen bir şey vardı. ‘Kısmet’,  gelecekte kadının eş talihiydi. Ama bu eşi seçmek kadına ait değildi. Erkeğe aitti. Erkeğin karakteri, kişiliği, huyu, mal varlığı kadının kısmetiydi.

14 yaşına gelen her kız kısmet diyerek evlendirilirdi. 14 yaş bir çocuk yaşıydı.

Ya 14 yaşından küçükse?

İşte bu noktada “Şahitlikler” devreye girerdi. Bu işi meslek edinen şahitler çağırılırdı.Para karşılığı getirilen şahit, çocuğun 14 yaşından küçük olmadığına dair şahit olur ve böylece çocuğun yaşı büyütülmüş olurdu. 14 yaşından küçük bir kızın isteyeni olursa bu yöntemle evlendirilirdi.

Osmanlıda kadının evlilik hayatındaki görevi; erkeğine karşı ses çıkarmamak, erkeğinin emrini yerine getirmekti. Erkek karısını bir hiç yüzünden bırakabilirdi. Tuzu fazla kaçmış bir fasulye bile erkeğin karısını bırakma sebebiydi. Hatta kadının yüzünde çıkan bir sivilce bile boşanma sebebiydi. Kadını savunacak tek bir güç ve kudret yoktu.

Osmanlıda kocası tarafından boşanan kadın kendi kaderine terk ediliyor. Annesi babası ölmüş, kardeşleri de geri istememişse maalesef sokağa düşüyordu. Kadının hayatı bir drama dönüşüyordu.

Daha geriye gidersek; Eski Türk toplumlarında kadın erkekle eşit haklara sahip olup toplumda erkekten daha saygın konumdaydı. Topluluk yönetebilirdi. Örneğin kocası Süleyman Şah Fırat boylarında ölünce o zor dönemde grubun başına geçip Domaniç’e kadar yöneten ve getiren bir kadındı. Hayme Ana idi.  Osmanlı devleti kurucusu Osman Bey babaannesi Hayme Ananın elinde büyümüştü.

Türk toplumu geçmişte anaerkil bir yapıya sahipti.

Ancak II.Murat döneminde maalesef kadın hareme atıldı, cariye yapıldı. Kanuni zamanında ise kadın mahrem sayıldı. Eve ve saraya kapatıldı. Peçeye kapatıldı. Bunda Yavuz Sultan Selim’in halifeliği devlete bayrak yapması, Türk kültürünün Arap etkisi altına girmesinde önemli etkisi vardı.

Ancak Türk Kadınının peçeye kapatılmasında sadece Arap değil, Bizans kültürünün de etkisi oldu.Çünkü peçe, çarşaf gibi kıyafetler Musevi ve Bizans kıyafetleriydi.

Osmanlıda kadın Batı’dan gelen modayı takip etmemesi için kanun bile çıkarıldı. III. Osman döneminde kadının tek başına sokağa çıkması yasaklandı. Yanında bir erkek olması gerekiyordu.Kadınların sandala binmesi de yasaktı. Ancak Saray kadınları sandala binebilirdi.

Osmanlıda kadınlar 1839 yılında ilan edilen Tanzimat fermanıyla küçük ama bazı haklara kavuşmaya başladı. 1943 yılında ebelik eğitimine başlandı. 1847 yılında Tavukpazarı’ndaki esir pazarı kapatıldı. 1853 Kırım Savaşından sonra da hayat sahnesine çıkarak bu savaşta yaralılara ilk yardım müdahalesiyle toplumda ‘bende varım’ demeye başladı. Kadınlar ilk ez 1858 yılında mülkiyet hakkına sahip oldu.

Osmanlıda kadın hareketi II.Meşrutiyetin zorla ilan edilmesinden ve 1908 Jön-Türk devriminden sonra hızlanmaya başladı. Bu dönemde kurulan kadın dernekleri ve dergileri aracılığıyla kadınlar seslerini duyurmaya ve haklarını aramaya başladı. O ana kadar kadının adı nüfus kağıtlarında bile yoktu. Kadına nüfus kağıdı verilmesine karşı çıkanlar bile oldu. Ya memur kadının adını sorarsa, ya birisi kadının adını okursa?

Bu yüzden Arnavutluk’ta isyan bile çıktı.

Osmanlıda kadınlar modayı takip edemezdi. Yasaktı. Devlet dairelerine girmeleri bile yasaktı. Ancak 1913 yılında feminist kadınlar topluca postaneye girerek eylem yaptı ve bu yasağı kaldırdı.

‘Elbette o çağda Osmanlıda kadınların Modern haklara sahip olması beklenemezdi’ diyenler olabilir. Ama Osmanlıdan önce Türk kadınları sosyal hayatta erkeklerle aynı seviyedeydi. Hatta İbn-i Batuta’nın seyahatnamesine göre 13.yüzyılda Anadolu’da kadınlar daha saygın bir yere sahipti. Ama daha sonra kadın Osmanlıda karanlık bir döneme girdi.  

Osmanlıya özenen kadınlarımız kızlarımız şunu bilmeli ki;

değil sosyal haklar, Osmanlıda kadın insan haklarına bile sahip değildi.

Ancak Cumhuriyetin ilanından sonra haklarını aldı.

Cumhuriyet ilan olmasa,

14 yaşında kim bilir kime cariye olacaktı..?