Ali Erbaş bildiğiniz Ali Erbaş.

Atatürk’e hakaret olayı ile ilgili olarak sadece o paragrafı Diyanet'in sitesinden kaldırmış o kadar.

Ne bir özür, ne de bir tekzip yok. 

Ha! Bir de önemli Arap İslam din adamlarına çağrıda bulunarak Ayasofya’da birlikte saf tutmak için çağrı yapmış.


O zaman biz de hatırlatalım..

Tarih 2 Ocak 1918 

-İngiliz Başbakan Lloyd George, “Ayasofya eski hüviyetine iade edilecektir” dedi..

-Fransız Müsteşar Berthelot, “Ayasofya eski zaman anıtı olarak kalacak, orada çeşitli  inançta dinî ibadetler yapılacak, Müslüman ibadetine izin verilmeyecektir” dedi.

-7 Kasım 1918 günü Albay Murphy, Binbaşı Chilton, Yüzbaşı Hoylet ve Teğmen Dveyk’ten oluşan ilk İngiliz Heyeti İstanbul’a gelerek tersaneye el koydu. Çünkü 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesiyle İstanbul kapıları açılmıştı.

-10 Kasım 1918’de İngiliz Generallerinden Gory ve Vaugh ile Fransız Generali Brunoust İstanbul’a geldi.

-12 Kasım günü bir Fransız Tugayı İstanbul’a geldi. 

-13 Kasım günü 58 adet düşman savaş gemisi İstanbul Boğazına yerleşti. Yine aynı gün 3500 İngiliz ve Fransız askeri karaya çıktı. Boğazdaki kaleler düşman eline geçti.

-15 Kasım1918’de İngiliz İşgal komutanı Maitland Wilson, Beyoğlu'ndaki Kız Lisesi'ne Karargâh kurdu. İstanbul önlerinde demirleyen savaş gemisi sayısı 167'ye kadar çıktı.

-16 Kasım 1918 günü 400 İngiliz askeri daha İstanbul’da karaya çıktı.

-17 Kasım 1918 tarihinde Fransız Amiral Amet, beraberinde Yunan subayları ve İtalyan temsilcisi ile birlikte Pangaltı Rum Kilisesi’ndeki ayine katıldı.

-23 Kasım 1918 günü Fransız İşgal Komutanı General d’Esperey İstanbul’a geldi.Fakat karşılamayı sönük bulduğu için geri gitti.

-17 Ocak 1919 günü General Wilson Zabıta Komutanlığını ellerine aldığını bildirdi. General Fuller de Polis Kontrol Müdürü oldu. İngiliz İşgal Komutanı Amiral Caltorphe idi Diyarbakır Valisini kurşuna dizecekti. Zor ikna edildi. Yardımcısı Amiral Webb idi.

-7 Şubat 1918 günü Suriye ve Çukurova’yı işgal eden İngiliz İşgal Komutanı Allenby geldi.

Aynı gün Francet d’Esperey geldi, gazeteci Süleyman Nazif’i az kalsın asacaktı.

-Yunan Komutan Kakolidi geldi.

-Papaz Frew geldi. Arabistanlı Lawrance gibi çalıştı.


Peki bunlar nereye mi geldi? İstanbul’a geldi.

İstanbul’da ne mi yaptı?

Turist gibi gezmedi. İstanbul’u işgal etti. Türk generallerini tutuklattı. Milletvekilini tutuklattı. Yazarları gazetecileri tutukladı. Hükumet yönetimine el koydu. Anadolu işgalini İstanbul’dan yönetti. Daha ne mi yaptı?

Ölünün körünü yaptı; dövdü sövdü, aşağıladı hakaret etti. Daha fazlasını da sorma işte; tecavüz etti, saldırdı.


Galata Kulesine kendi bayraklarını astı. Her yeri işgal bayraklarıyla donattı. Kendi zabıtalarını kurdu. Kendi Ordusunu kurdu. Kaleleri zapt etti. Tersaneleri ve gemileri zapt etti. Sonra da 16 Mart 1920 de Osmanlı Meclisini basarak kapattı. Milletvekilini tutuklayarak Malta’ya sürdü.


30 Mart 1919 günü Başbakan Damat Ferit, Padişah Vahdettin birlikte ile gizli bir esaret Anlaşması imzaladı. Celal Bayar “Ben de yazdım-Milli Mücadeleye gidiş, 7’nci Cilt.91’nci sayfada yazdı. Bu anlaşmanın birince maddesine göre Anadolu İngiliz mandasına girecek, Türklerin geleceğini İngiltere belirleyecekti. İkinci maddesine göre de Boğazlar İngiliz gözetiminde olacaktı.

Bu gizli anlaşma 1925 yılında “Başbakan Damat Ferit’in bir İhanet Belgesi” başlığıyla Chicago Tribune‘de yayınlandı.  


10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması imzaladı.

Antlaşma Padişahın gönderdiği Başbakan Damat Ferit başkanlığındaki heyet tarafından imzalandı. Osmanlı resmen bitti. İmzalanan anlaşmaya göre Edirne ve Kırklareli dahil olmak üzere bütün Trakya Yunanistan’a verildi.


İstanbul mu?

Uluslararası ortak komisyona verildi. Osmanlı da değildi. İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi Osmanlı İmparatorluğu'nun bulunmadığı bir komisyona bırakıldı.


Yani Sevr ile İstanbul elimizden tamamen çıktı. Ayasofya çıktı.


Sonunda,

Bunların hepsini oradan kovan Atatürk oldu. 4 Ekim 1923'te Şükrü Naili Paşa’yı bizzat kendi kurduğu Kuvayı Milliye askerleriyle birlikte İstanbul’a gönderdi. Ve bu İşgal komutanlarının hepsini de İstanbul’dan def etti.

Padişah Vahdettin bir İngiliz gemisiyle kaçtı.


Aradan yaklaşık 100 sene geçti.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Ayasofya’da bir hutbe okudu.

Papaz Frew’e bir şey demedi, Amiral Web’e bir şey demedi. General Milne’ye bir şey demedi. Maitland Wilson’a bir şey demedi. Allenby’ bir şey demedi. Ayasofya’da Müslümanların ibadetine izin verilmeyecektir diyen Fransız Müsteşar Berthelot bir şey demedi. Amiral Caltorphe’ye bir şey demedi. 

Yukarıda isimlerini saydığım işgalcilerin hiç birine bir şey demedi. Beyaz bir ata binerek Fatihe özenip İstanbul sokaklarında cirit atan F. d’Esperey’e bile bir şey demedi.


Ama İstanbul’u bu işgalcilerden kurtaran Mustafa Kemal Atatürk’e dil uzattı.


Sen kalk onca işgalciye bir laf etme, İstanbul’u kurtaran Atatürk’e lanet oku.


O Atatürk ki Trablusgarp’ta  Müslümanlarla birleşip Hristiyanlara karşı savaşmış, Bolayır’da Bulgarlara karşı savaşmış, 1915 de Fransız ve İngiliz askerlerini Çanakkale’de denize dökmüş, böylece hem Halifeliği, hem Osmanlı Payitahtını kurtarmış, senin Ayasofya’nı da kurtarmış, Doğu’da Bitlis’i ve Muş’u Ermeni ve Ruslardan geri almış, Filistin’de, Amman’da, Şam’da, Halep’te, Adana’da İngiliz-Fransız Hristiyan Ordularına karşı savaşmış. Kurtuluş Savaşı vermiş, Yunanı İzmir’den Ege’den atmış, İstanbul’dan bu saydığımız İşgalci Komutanları kovalamış,

İstanbul’u ve Ayasofya’yı kurtarmış, sen kalk elinde bir kılıç ile Atatürk’ün kurtardığı İstanbul’u kurtarmış gibi Ayasofya minberinden Atatürk’e lanet oku.

Olacak iş mi?


Ali Erbaş unutma;  bu topraklarda nefes alan herkesin Atatürk’e bir hayat borcu vardır. Senin de önce Allah’a, sonra Atatürk’e ibadet ve inayet borcun vardır. Çünkü bütün bu ülke Atatürk tarafından kurtarılmış, bu gün bütün camiler Atatürk’ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılmıştır. 


Unutma; Diyar-ı İslam olmayan yerde Cuma namazı Farz değildir. Yani sen Ordu’lusun.

Ordu’nun Diyar-ı İslam olmasını kime borçlusun?

Atatürk’e borçlusun..

Ve şu an Atatürk’ün kurduğu Diyanet İşleri başkanlığının reisliğini yapmaktasın.


Atatürk olmasaydı bırak İstanbul’a İslam liderlerini çağırmayı,

Anadolu da bir tek bile Müslüman kalmayacağı için sen anca, 

Papaz çağırırdın..