Ak Parti TBMM Grubu tarafından birkaç gün önce CHP, MHP, İyi Parti ve HDP’nin TBMM gruplarına iletilmiş olan önerilerin basına sızdırılmasını takiben yaşanan gelişmeleri biliyoruz.

Öncelikle umut ediyoruz ki bu sızdırılan öneriler bir kanun teklifi haline getirilmemeli ve TBMM gündemine asla alınmamalı. Yanlışın neresinden dönülse kardır.

AKP, 18 yıldır aynı taktiği izliyor. Önce yapacağı değişiklikleri bir yoluyla basına sızdırıyor. Tartışmaları alevlendiriyor. Toplumun çeşitli kesimlerinden tepkiler alıyor. Eylemler , protestolar birbirini izliyor derken birden AKP o konuda geri adım atmış gibi yaparak derin bir sessizliğe gömülüyor. Bir anlamda sahte ricat yapıyor. Bu sırada toplumsal tepkiler ölçülüyor ve  “ enerji boşalması” yaşanıyor. Toplumun zinde kesimleri bir an başarıya ulaştıklarını düşünüp sakinleşirken gündem değişiyor. Farklı ve “çok önemli” başka bir gündem yine kamuoyunu sarsarken önceki plan alelacele uygulanıyor. Önce bahset – sonra muhalif enerjiyi boşalt- toplumun gazını al- bekle- aniden saldır ve sonuç al.  Western filmlerindeki düşmanın mermisinin bitmesini bekleyip baskın yapan kovboy yöntemiyle Tekel işçilerinin haklarından tutun, 4+4+4 eğitim sistemine , taksim meydanına cami yapılmasından , limanların satışına , stratejik kurumların özelleştirilmesinden ,AKM’nin yıkılmasına, üniversitelerin bölünmesine, doktorların çalışma düzenine… vs  kadar bir çok mesele bu yöntemle halledildi.

Şimdi yeni bir dönemdeyiz. Barolar bölünmek isteniyor. 18 yıldır her yerde muktedir oldular. Üniversitelerden , sivil toplum kuruluşlarına , ordu kademelerinden, meslek odalarına, yerel yönetimlerden, gazetelere , televizyonlara , ajanslara hatta muhtarlara. Tek muhalif yapı kaldı : BAROLAR. Savunma makamı tarihin her döneminde olduğu gibi hukuksuzluklara karşı görevini yaptı. Teslim olmadı. Ergenekon / Balyoz kumpası döneminde FETÖ’cüler tarafından “darbeci” olmakla suçlanacak kadar saldırılara uğramasına rağmen bağımsızlığını ve ilkeli duruşunu korudu.  Bakalım “son kale” de düşecek mi?

Türkiye Barolar Birliği Başkanı ile illerdeki baro başkanlarının karşı karşıya gelmiş hatta çatışıyormuş gibi bir görüntü çizmeleri çok yanlış oldu çünkü bu durum  böl-parçala-yönet sürecini daha da hızlandırabilir. Oysa Metin Feyzioğlu ve diğer 80 il baromuz ve aklı selim düşünen herkes bu yasaya açıkça karşı olduklarını belirtmekteler. Bir avukat olarak derhal bu bölünmenin birleşmeye evrilmesini umut ediyoruz.

Peki söz konusu yasaya neden karşıyız?

Öncelikle yasa başta Avrupa’nın dünyanın en büyük barosu olan İSTANBUL BAROSU olmak üzere  en büyük 3 ilimizin barolarını hedef alıyor. Buradaki barolar TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ yönetimini belirleyici güce sahip. Bu baroların bölünmesi TBB’nin yönetiminin ele geçilmesini sağlayacak. Daha vahim bir konu ise şu sorunun cevabında saklı : Bu baroların bölünmeleri hangi esasa göre olacak?

Eğer uzmanlık alanlarına göre yapılacaksa ve tıpkı doktorlarda olduğu gibi avukatlarda da uzmanlık kriterleri getirilecekse amenna. Ancak teklifte böyle bir sınıflandırma yok.

Her 2.000 üyeyi bulan barosunu açsın denilerek ayrışmanın siyasi olması hedefleniyor. Düzenlemenin avukatları siyasi görüşlerine göre bölerek, AKP’li baro, FETÖ’cü baro, PKK’li baro, şu tarikat yanlısı baro, şu parti yanlısı baro vb. vahim örgütlenmelere yol açması kaçınılmaz.

Böyle bir ayrışmada elbette savunman ihtiyacı olan kişiler iktidara yakın baroya bağlı avukatları tercih edecekler. Üye sayıları azalan ve ideolojik temelde örgütlenen diğer barolar da toplumsal muhalefet edecek gücü bulamayarak ve  marjinalleşerek etkisizleşecekler.

Aslında bu yasayı ve doğuracağı sonuçları sadece tahmin etmiyoruz yaşadıklarımızdan biliyoruz. Daha önce öğretmen örgütlenmelerinde ve sendikalarında bu bölünmeyi yaşadık. Bir sonraki yazımızda öğretmen örgütlenmeleri tarihi üzerinden konuya ışık tutmaya çalışacağız.

Birlik dileğiyle…