Atalay Girgin*

Son yıllarda “ahlak”, “ahlaklılık” ve “ahlaksızlık” kavramları dillerden düşmez oldu. Keza okullarda, yurtlarda öğretmenler ve idareciler tarafından öğrencilere yapılan cinsel taciz ve tecavüz iddiaları da… Toplumsal çözülme ve kültürel çürüme, baştan aşağıya tüm kurumlara sirayet edip onlarla bağlantılı her şeyi sarmalına aldıkça bu kavramların kullanılma sıklığı da arttı. Hatta “yolsuzluk”, “yoksulluk”, “hırsızlık”, “ihaleye fesat karıştırma”, vb. kavramlarının yanı sıra “yolsuzluk hırsızlık değildir” diyerek bunlara dinen icazet veren softaların da…

Böylesi toplumsal çöküş ve kültürel çözülüş dönemlerinde toplumsal bir kurum olarak eğitimin bunların önüne set çekmesi umulur. Elbette eğitimin tek başına toplumsal çözülmeyi durdurması, çöküşü önlemesi mümkün değildir. Hele hele siyasi iktidarların oyuncağı olmuşsa…Yazboz tahtasına dönüştürülmüşse… Ancak yine de eğitimin, en azından kendisini ahlaki boyutta değer erozyonuyla gösteren kültürel çürümeye karşıetkili bir panzehir olması beklenir.

Ne yazık ki beklendiği gibi olmadı. Bu kez kültürel çürümenin zehri, panzehir olması beklenen eğitimi de kendi cenderesine aldı. Panzehir kendi evinde, kendi yurdunda boğuldu, can evinden vuruldu.Failleri biliniyor! Ve zehir, her geçen gün bir kurum olarak eğitimin ulaşabildiği her yerine nüfuz etti.

“Balık baştan kokar ama kuyruğundan temizlenir” derler. Biliniyordu. Balık baştan kokuyordu, hem de leş gibi… Ama birileri bu leş kokusunda keramet bulup onu mis kokulu amber sanıyorlar ve tepeden tırnağa onunla yıkanıyorlardı.Yıkandıkça maddi ve manevi haz ayrıcalığı arzusuyla kuşanıyorlardı. Lakin buna itiraz edenlerin ne onu kuyruğundan temizlemeye yetecek gücü vardı ne de bunlara set çekebilecek...Aslında balığın başını kesmek gerekiyordu ve hala kesmek gerekiyor. Bilmem anlatabildim mi?

İşte “Arzu Okulu”, bu yaşananlara karşı yükselen öfkeyi edebiyatla terbiye etme girişiminin bir sonucu olarak doğdu. Bir itirazdı. Yaşananlara bir reddiye…

Yukarıda yazılanlar çok mu kapalı oldu? O halde bir örnekle anlatayım:

Yaşanmış Bir Olay

Önümde bana iletilen bir dosya var1. İlgililerdeyse çok daha fazlası… Dosyanın konusu, taciz iddiası... İddia dediğime bakmayın! Dosyaya göre aynıyla vaki… Yani erkek öğrencilere taciz… İlgililerin adlarını vermeden kısaca özetliyorum:

Erkek öğrencisine cinsel taciz iddiasıyla daha önce hakkında soruşturma açılan ve bundan dolayı cezalandırılan bir öğretmen, bir başka okula müdür olarak atanır!

Göreve başlar başlamaz da okulun pansiyonunda kendisine bir özel oda kurar. Orada yatıp kalkmaya başlar. Bunu öğrencisinden öğretmenine, idarecisinden hizmetlisine, hatta ilçe milli eğitim yöneticilerine kadar herkes bilir. Sır değildir. Lakin nedendir bilinmez, iş ifadeye geldiğinde, öğrenciler dışında, büyük bir çoğunluğu bundan bihaber oluverir. Hatta idarecilerin tümü… Yani üç maymunu oynar.

Müdür hakkında, neredeyse haftanın dört beş günü pansiyondaki özel odasında yatıp kalktığını da dile getiren bir şikâyet nedeniyle soruşturma ve inceleme başlatılır. Muhakkik olarak görevlendirilen müfettişler, soruşturma sonucunda genellikle idarecilerin ifadelerine dayanan bir rapor hazırlar:

Müdür hakkında ileri sürülen “pansiyonda kaldığına dair iddialar asılsızdır.” Bununla da yetinmezler ve derler ki okul müdürünün “pansiyonda yatıp kalkmasında da herhangi bir sakınca yoktur.”

Hangi müdürün? Yanıtı belli: Daha önce öğrencisine cinsel tacizden ceza almış olan müdürün. Oysa şikâyet dilekçesinde önerildiği gibi, müfettişlerin kamera kayıtlarına bakmaları bile hem idarecilerin ifadelerini, yani yalanlarını hem de rapordaki hükmü geçersiz kılmaya yeterlidir. Ancak ya bakmazlar ya da baktıysalar bile görmezler.İşinaslı ne bakarlar ne de görürler.

Müfettişlerin hazırladığı raporu il milli eğitim müdürü de onaylar. Yani “cinsel taciz” eylemi “sübuta ermiş” olan müdürün, “pansiyonda yatıp kalkmasında herhangi bir sakınca olmadığını” karara dönüştürür. Dosya kapanır! Mutlu son mu?

Sabredin! Daha Bitmedi.

İş bununla kalmaz. Müdürü aracılığıyla il milli eğitimin kurumsal kararı ve ilçe milli eğitimin görmezlikten, bilmezlikten gelmesinin eşliğinde müdür icraatını sürdürür. Müfettiş raporunun il milli eğitim müdürü tarafından onaylanmasından yaklaşık dört-dört buçuk ay sonra olay patlar. Bu kez öğrenciler okul müdürünün erkek öğrencileri taciz ettiği iddiasıyla şikâyette bulunmuşlardır.

Peki; nereye?İlçe milli eğitim müdürlüğüne güvenemeyeceklerini iyi bildikleri için başka bir kuruma…

Bu şikâyet tarihinden yaklaşık iki ay sonra fiilen soruşturma açılır. Müdür hakkında yapılan şikâyetin bilgisi, bir müddet sonra ile ve ilçe milli eğitim müdürlüğüne (öğrencilerin bile güvenmediği kuruma) bildirilir. Yani biri ona referans olan, diğeri de atayan kuruma… Sözüm ona gizlidir. Lakin ne hikmetse, bilgi kısa zamanda müdüre ulaşıverir. Bundan yaklaşık yirmi gün sonra da muhakkik olarak atanan müfettişler okula gelir soruşturma için…

Öğrenciler cinsel taciz iddialarına dair ayrıntılar verirler, ifadelerinde. Hem pansiyondaki özel odanın şekline şemaline, içinde hangi eşyaların olduğuna, hem de müdürün yatağına aldığı öğrenciye ne yaptığına dair… Hatta daha vahimi bazı öğretmenlerin de bunu bildiklerinden söz ederler.

Olay ayyuka çıkmış olmasına rağmen, hala ne öğretmenler ne de idareciler herhangi bir şey bilir! Sağır sultan bile duyar ama onlar bilmez ve duymaz. Özellikle idareciler, müdürün pansiyonda kalmadığında ısrar ederler!Eğer zorunlu olursa “belki ayda bir-iki kez” kaldığını, özel odasının olmadığını söylemektedirler. Hem de hafta içi geldiklerinde okulun önünde arabasını görmemeleri mümkün değilken… Kamera kayıtlarından tespit edilmesi mümkünken…Müdürü savunmaya çalışan öğrenciler bile ifadelerinde müdürün pansiyonda özel odası bulunduğunu belirtirken…İlçe milli eğitim müdürü de idarecilerin kervanına katılır: Müdürün pansiyonda kaldığından da özel odasından da haberi yoktur. İlçe milli eğitim olarak yaptıkları rutin denetimlerde böyle bir şey tespit edilmediği gibi böyle bir şikâyet de gelmediğini belirtir!!!

Ya Sonra…?

Velhasıl her şey bir biçimde göz göre göre yaşanır. Soruşturma biter. Öğrencilerin iddiaları “sübuta er”miştir. Müdür görevden alınır! Tutuklanır. Meslekten çıkarılması teklif edilir. Öğrencilerin payına düşen mağduriyettir, cinsel tacizdir. Müdürün pansiyonda yatıp kalkmadığını, özel odası olmadığını söyleyen, yani alenen gerçeğe aykırı yalan beyanda bulunan idareciler ya görevine devam eder ya da görevlerinde yükselirler.

Ellerinde bulunan özlük dosyasındaki “cinsel taciz” cezasına rağmen, müdürün pansiyonda kendine özel oda kurduğundan, geceleri orada yattığından hiç mi hiç haberleri olmadığı iddiasına sımsıkı sarılan ilçe yöneticileri ise bu üstün hizmetlerinin karşılığı olarak taltif edilirler. Hem de Bakanlık kadrolarına… Kim bilir belki iyi saatte olsunlar yine devreye girer. Birileri ikna edilir. Öğrenciler ifadelerini değiştirir, şikâyetlerini geri çekerler ve bu kez cinsel taciz nedeniyle görevden alınan müdür yine göreve döner. Neden olmasın? Burası Türkiye…

Milli Eğitim Bakanı ve öğretmenler, dahası veliler ve öğrenciler bilmelidir ki bu yalnızca bir örnektir. Yazılanlar ise dosyadaki bilgilerin özetinin özetidir.Ve anlatılanlar bir tek dosyaya ilişkindir. Herkesin malumu olduğu üzre Türkiye’nin birçok yerinden benzer olayların bilgisi gelmektedir. Ve basına yansıyanlar buz dağının görünen kısmıdır.

İşte “Arzu Okulu” ülkenin dört bir yanında yaşanan ve buz dağının görünen küçücük bir kısmından sızan bilgilerle yazıldı. Gerçek olaylardan hareketle, ama gerçek kişi ve kurumlara yer vermeden, yalnızca düşsel ve düşünsel olarak kurgulandı. Peki; “Arzu Okulu” Milli Eğitim Bakanı ve öğretmenler başta olmak üzere, velilere ve öğrencilere ne mi anlatır?

Rüzgâr, kendisine kulak vermeyen bir münzeviye ne anlatırsa… “Arzu Okulu” da onu okumayana, okuyup da anlamayana daha ötesini anlatmaz, anlatamaz.

Anlamak için önce okunması ve bilinmesi gerekir. Bilmekten öteye geçerek anlamak ve anlamlandırmak için de akıl gözünün açık olması gerek... Çünkü bazen, bir romanın satır aralarında saklıdır hakikat. Elbette okuduğunu anlayabilen, anladığını düşünüp sorgulayabilen için… İyi okumalar efendim!

“Arzu Okulu” sizi bekliyor, gerçek arzu okullarını yerle yeksan eyleme yolunda bir başlangıç yapmak için…

* Felsefenin Işığında / Felsefece http://atalaygirgin.blogspot.com

1 Bu dosyanın tarihi, numarası, raporları hangi müfettişlerin tuttuğu, bunlara hangi komisyon üyelerinin ve hangi il milli eğitim müdürünün imza attığı yazılı… Keza dosyada hangi ilçe milli eğitim müdürü, hangi okul müdürü ve müdür yardımcılarının gereceğe aykırı, yani yalan beyanda bulunduğu da var. Yetkililer bunların tümünü biliyor! Lakin gereğini yapmıyorsanız bilgi yüktür, külfettir.