Herkesin malumu ya Koronavirüs günlerindeyiz. Bu meret de bulaştıkça bulaşıyor. Sırnaşık mı sırnaşık! Sanki bulaşmak için bahane arıyor.

Eline geçen, önüne çıkan hiçbir fırsatı da kaçırmıyor haspam… Hele de biri yakınlaşmaya görsün olur olmaz birilerine… Ve bir Fransız öpücüğü konduruversin birinin dudaklarına… Örneğin; otel odalarında… Kapı arkalarında… Boş bir sınıfta… Bir garsoniyerde… Kapısını arkadan kilitleyiverdiğiniz bir makam odasında… Gözlerden uzak köşe bucak bir yerlerde… Tenhada menhada… Al başına belayı…

İyi de… Koronavirüs günlerindeyiz diye memleketim insanı hiç kaçamak yapmasın, hiç öpüşmesin mi? Hiç sevişmesin mi? Ya da işini öpüşmeden mi görsün? Olur mu hiç öyle şey?

Yeri ve zamanı ne olursa olsun… Her şey adabınca, usulünce olmalı… Sevişmeden öpüşmek olursa da öpüşmeden sevişmek olmaz. Ama her ikisi için de hijyen önce gelir!

Peki; Koronavirüs haspası, meydanı boş bulup kırıta kırıta, hem de sırnaşık ve işveli bir halde ortalıkta dolaşıp dururken, daldan dala konarken nasıl olacak bu iş? Memleketim insanı nasıl öpüşecek? Nasıl sevişecek? Hem de öpüşmeden… Yok! Daha neler!

İşte… Memleketim insanına karalar bağlatan, neredeyse “Milli Mesele”ye, toplumsal bir krize dönüşüp, hükümeti bile yerle yeksan eyleyebilecek bu sorun üzerine MEB bürokratlarından birileri kafa kafaya verip günler ve geceler boyu düşünmüşler! Bir çözüm bulabilmek için kapandıkları odalarda yemeden içmeden kesilmişler! Sararıp solmuş, iğne ipliğe dönmüşler! Elbette her şey memleketimin güzel insanları, öğretmenleri için “milli” ve “yerli” bir çözüm bulabilme uğruna…

Yasalarda, genelgeler ve yönetmeliklerde, kara kaplı kitapların sayfaları arasında nice formüller, nice yol ve yöntemler aramışlar! Ama nafile! Bulduklarını sandıkları ya da akıllarına gelen hiçbir şey işe yaramıyormuş! Tam da her şeyden umudu kesmişken, ne olduysa, kimin aklına geldiyse, uçuk mu uçuk, ama Hızır misali bir öneri çıkıvermiş ortaya… Başlangıçta kendilerinin bile işe yarayacağından kuşkulu oldukları, burun kıvırdıkları bir öneri…

MEB bürokrasisinin, bu fedakâr ve cefakâr; varlarını yoklarını eğitime vakfetmiş, “gerçek vatansever, gerçek Müslüman”, “yerli ve milli” bürokratları kararsızlık içinde bocaladıkça öneri sese dönüşüp odanın içinde dalga dalga yankılanarak, kulakları sağır edercesine dolaşmaya başlamış: “Fransız öpücüğü değil! Dezenfekte ‘öpüş’ zamanı…”   “Fransız öpücüğü değil! Dezenfekte ‘öpüş’ zamanı…”

Dezenfekte ‘Öpüş’ Hep Birlikte Söğüş

Ses yitip ortalıktan el etek çektikçe kendilerine gelen bu hayırsever, “gerçek vatansever, gerçek Müslüman”, “yerli ve milli” MEB bürokratları gaipten gelircesine, Hızır misali peyda olan bu öneriyi vatan-bayrak-millet-ümmet aşkına hayata geçirmeye karar vermişler. Gayri milli “Fransız öpücüğü” de neymiş, yerli ve milli dezenfekte öpüş varken…

Sonra düşünmüşler: Dezenfekte öpüş için, dezenfektan gerek ve dezenfektan aparatı! Hem de ahşap stantlı… Ama öyle azar azar, birer ikişer değil, demişler! Ve hemen kolları sıvamışlar! Elbette kendileri için hiçbir çıkar gözetmemiş, hiçbir şey istememişler! Her şey vatan için, her şey devlet-millet-ümmet için! Hele de mevzu eğitim ve öğretmenlerse, gerisi teferruattır, deyip kimi yollara düşmüş kimi telefonlara sarılmış!

Nerelerden nerelere ulaşmışlar! Mesele hizmet, çözüm de “yerli ve milli” olunca memleket kazan olmuş onlar kepçe… Hem de ne kepçe…

Yolları Adana’ya düşmüş! Buraya kadar gelmişken, elbette Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ve onun müdürüne uğramamak olur mu? Elbette olmaz!

Peki; sonra ne olmuş? Elbette kebaplar yenmiş, yanında şalgam suları içilmiş! Ardı sıra tatlılar mideye indirilmiş! Eh bunları sindirmek de gerek… Dahası pamuk elleri cebe atıp faturayı da ödemek… Ya da bunu birilerine ödetmek gerek! Onlar da sonuncuyu tercih etmişler! İş bağlanmış… Ve sonunda öpenler memnun, öptürenler ve bu ‘öpüş’e aracılık edenler memnun! Hele de ‘öpüş’ dezenfekte edilmişken… Sıra kelle söğüş ziyafetindedir artık!

Ah bir de oyunbozanlar ve söğüşlendiklerini fark edip mızıkçılık yapanlar olmasa… Aslında her şey daha güzel olacaktır ya… Neyse…

Bu noktadan hareketle sadede gelelim: Peki; iş kimler arasında bağlanmış? İşte, iddialara göre rant tezgahının tarafları ve bazı unsurları…

Adana İl MEM Müdürü Veysel Durgun

Ara başlıktan da anlaşılabileceği gibi, iddialara göre, bu dezenfekte ‘öpüş’ işinin Adana’daki asıl organizatörü ve aktörü İl Milli Eğitim Müdürü sıfatıyla Veysel Durgun’dur. Durgun yetkisini ve nüfuzunu kullanarak en yakınındaki özel kalem müdürü Hüseyin Demir’den başlayarak şube müdürlerine dek bu süreci organize etmiştir. O dönem Yüreğir İlçe Milli Eğitim Müdürü Salih Erden de bu sürecin bir parçası kılınmıştır. En azından iddialar bu yönde…

MEB merkez teşkilatındaki baş aktörlerinden biriyse, iddialara göre bir bürokrattır. Kendisi “MEB’de Ahlâki Çürüme ve Ahlâksız Teklif”1 başlıklı iki yazıma, hakkındaki başka iddialar nedeniyle konu olmuştu. “MEB’de Büyük Operasyon” metnini yazdığı iddia edilen ‘Vali’nin “has adamı” olarak nitelenen bir daire başkanı… Yani MEB merkez teşkilatındaki rant ve koltuk çetelerinden birinin içinde…

İl Milli Eğitim Müdürü Veysel Durgun, MEB’deki söz konusu daire başkanı ve saz arkadaşlarının anlaşması sonucu, önceden bağlantı kurulmuş olan firmaya ilk etapta 500 adetlik “Elektronik Ahşap Dezenfektan Standı” siparişi verilir. Mayıs ayı başında kesilen ilk faturaya göre, bunların birim fiyatı “1420 TL”dir (Sakın ha! Bu fiyata ahşap dezenfektan standı mı olurmuş, demeyin! Malum… Mal öpmeye ve öpülmeye ve birilerini öptürmeye hazır müşteriye satılır).

Ancak her bir dezenfektan standı için okul müdürlerinden istenen para “1675 TL”dir. Cihaz ücretlerinin yatırılması istenen banka IBAN numarası ise yukarıda adı geçen birine aittir. İl Milli Eğitim Müdürü Veysel Durgun’un özel kalem müdürü Hüseyin Demir’e. Her şey kontrol altındadır artık.

İlk partide 500 adetlik bir dezenfekte ‘öpüş’ gerçekleştiren ekibin, daha sonra bu sayıyı nerelere kadar çıkardığı şimdilik bilinmemektedir. Ancak bazı okul müdürlerinin bu dezenfektan stantlarından, İl Milli Eğitim Müdürünün gazabına uğramama kaygısıyla, 2’şer 3’er aldığı dillerdedir.

Şimdi siz “Buraya kadar olup bitenlerde ne var ki…” diyeceksiniz! “Sonuçta alan memnun satan memnun! Öpen memnun öptüren memnun! Bize ne bundan… İhale yapılsa ne olur yapılmasa ne olur?” İş bunlardan ibaret olsa “Haklısınız!” derdim. Ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Hele hele iddialara göre hiç mi hiç değil!

Mesele İhalede Değil Şişirilmiş Faturada

Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ndeki olayın duyulmasından kısa bir süre sonra oyunbozanlar ve söğüşlenenlerden bazıları seslerini çıkarmaya başlar.

Önce CHP Adana Milletvekili Orhan Sümer, bir “Soru Önergesi”yle sorunu Meclis’e taşır. Birkaç gün sonra da Evrensel Gazetesi daha ayrıntılı bir haber2 yapar.

Evrensel Gazetesi’nin haberinde de Milletvekili Orhan Sümer’in “Soru Önergesi”nde de ağırlıklı olarak, bu dezenfektan aparatlarının ihale yapılmadan alınmış olması üzerinde durulur. Bu önemlidir. Ancak daha önemli sorun faturadaki şişirilmiş fiyatla bunlar için anlaşılan fiyat arasındaki farktır.

İnternet ortamında kısa bir araştırma yapan herhangi biri bile hem faturada yer alan birim fiyat hem de okul müdürlerinden istenen ücretle piyasadaki gerçek fiyatlar arasındaki farkı çok net görebilir. Asıl sorun ve asıl vurgun burada yapılmıştır.

İsteyen araştırıp aradaki fahiş farkı hesaplayabilir: Elektronik Ahşap Dezenfektan Standı üzerindeki aparatın ürün kodu “XDQ110”dur. Bunun üzerine monte edildiği ahşap standı ise herhangi bir marangoz atölyesinde adedi yaklaşık “100 TL”ye, hadi bilemediniz 150-200 TL’ye yaptırabilirsiniz. Birim maliyeti 300 ile 500 TL arasında değişebilecek alelade bir aparat okul müdürleri üzerinden okulara 1675 TL’ye satılmıştır. Peki; aradaki fark kimler arasında pay edilmiştir? Asıl soru ve sorun budur.

Nitekim Ekim ayı sonlarına doğru sosyal medyaya düşen bir iddia bu hesabı doğrular niteliktedir. Hatta benim kabataslak ve yuvarlayarak yaptığım hesap, iddia edilen rakamın yanında “devede kulak” bile değildir. Bu rantın ve vurgunun MEB’deki ayağı olan daire başkanına işaret eden ve ihbar özelliği taşıyan bu iddia ve paylaşımda aynen şöyle denilmektedir:  “Adana il mem müdürüne zorla sattırdığın 1.5 milyon dezenfektan ücretini kim ile bölüştün?”

İşte birilerinin “Fransız öpücüğü” değil! Dezenfekte ‘öpüş’ macerasının faturası…

Sözün Özü: Ne yazık ki MEB ve Türkiye’de eğitim en tepeden en aşağıya dek bu insanlara emanettir. Çocuklarınız bu insanlara emanet! Bu insanlar içinse eğitim, eğer ucunda rant yoksa, dertler sıralamasında bir dert bile değildir. Olsa da olur, olmasa da…

 

* Ankara Üniversitesi, DTCF Felsefe Bölümü mezunu ve “Arzu Okulu”, “Aşk Mavidir Öğretmenim”, “Lağımpaşalı”, “Öğretmen Düzenin Duvarındaki Tuğla”, “Edebiyat Nedir Ki…”, “Allah dedi Üstad-ı Azam” kitaplarının yazarı. Felsefenin Işığında / Felsefece; http://atalaygirgin.blogspot.com

1  İlgili Yazı İçin Tıklayın: https://www.gercekgundem.com/yazarlar/atalay-girgin/2698/mebde-ahlki-curume-ve-ahlksiz-teklif

2 Evrensel Gazetesi’nin Haberi İçin Tıklayın: https://www.evrensel.net/haber/404690/il-milli-egitim-okullara-iban-atti-dezenfektan-cihazi-parasini-okullardan-istedi