• BIST 102.270
  • Altın 149,304
  • Dolar 3,5481
  • Euro 4,2028
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 22 °C

Vefâysa vefâ, cefâysa cefâ

Özgürce

Bıktık ya hep iyi gün dostlarından. Hâni sıkıldık ya. Onlara atfen işte bütün sitemkâr tümceler. Akıl daha baştayken, vicdân daha kalpteyken hâlâ. Sevgimiz burnunun ucunu bile göremeyecek kıvamdayken yoğunluktan. Olması gerektiği gibi yâni...

Kaçmak yakışmaz bize. Yok olmak, toz olmak, zerresi kalmamak. İyi günde yanında olmak ve kötü günde sıvışmak. Yanımızda olmayan sol yanımızda da olmaz demek ve söze hâinlik etmek, büyük lâfları yemek. Hayır. Yakışmaz...

Bu yüzden değil midir hep yitmeler? Umutların solması? Boşa çekilen kürekler? Biz öyle insanlar yüzünden ömrümüzü çürütüp, soğumadık mı hayattan? Alkışlayan da oldu, git diye gözümüzün içine bakan da. Ama biz hep bardağın dolu tarafını gördük inatla. Ve elimizden geleni ardımıza koymadık iyilik anlamında...

Hep iyi şeyler istemedi mi düşmanca yaklaşanlara bile? Gönlümüzden en parazitli güzellikleri geçirmedik mi, şeytan diyor ki cızırtıları arasında bastırmak için sesini. İstedik ve yaptık. Kimse anlamasa da bizi...

Boşver demedik mi, Allah bilsin. Gözyaşlarımızı melekler silsin. O yüzden ağlarken hiç yere eğmedik başımızı ya işte. Hep gökyüzüne kaldırdık. Melekler erişebilsin diye. Ve gözyaşlarımız bizi ağlatanlar kadar eğilmesin diye...

Oturduğumuz yerden büyük lâflar da etmedik, küçük de atmadık oysa. Hep anlaşılmak istedik ama nâfile. Kime göre, neye göre bilinmez. Bize göre vardı her şeyin bir sebebi. Biz en çok da bu nedenlerin ardına takılıp kaldık. Ve kamyon arkasına takılmış bir çocuk edâsı, önemsemezliği ve tehlikesiyle karşılaşmaktan hiç korkmadık...

Ölümü aklımızın ucuna bile getirmedik. Verdiğimiz sözlerden caymadık. Hiçbir kavgadan kaçmadık. En çok da kendimizle ettiğimizden. Biz zâten en çok kendimize karşı acımasızdık. En amansız mücâdeleyi kendimizle verdik ve hiç yorulmadık...

Hep yalnızdık hayatın en koyu demlerinde. Ellerimizden tutan da olmadı bizi düştüğümüzde kaldırmak için. El veren de olmadı ya neyse. Hep kendilerini kurtarmak için uzattılar ellerini ekseri...

Bilsek de bilmezden geldik yâren, bütün âzâmetimizle. Çünkü biz hep güvendik. En çok da kendimize. Bu bile ağır geldi onlara...

Varsın gelsin. Varsın en koyu anından gecenin, gündüzün ışıltılarını çıkartsın onlar. Biz doğru bildiğimiz hiçbir şeyden caymadık. Dost dediklerimizin ellerini hiç bırakmadık. Sallandık ama yıkılmadık. En çok ondan korktular işte. Hasta olabiliriz, ama daha ölmedik dedik ya, ondan çekindiler. Dostu düşmanı bildik ya bu sâyede. En anlamlısı oydu bizim için...

Yıllarca beklesek belki böyle bir mükâfât alamazdık. Beklesek, inansak ya da bilsek de tam emin olamazdık. Ama oldu ya işte, her şeyi öğrendik. Allah dilerse her şey olur çünkü. Ve hiç bir pus sonsuza kadar gizli kalmaz...

İyilik saklanabilir ama kötülük saklanmaz. Kimse saklama gâyretinde de değil zâten. Artık her şey âşikâr. Eskiden yüzleri kızarırdı insanların ama artık pembeleşmiyor bile...

Biliyorum, demek istediğimi anlarsın. O yüzden bu rahatlığım. İçimde bir kötülük olmadığını biliyorsun. Zerre kadar menfaat. Ya da başka bir insâni muamma. Ben insan değilim ki zâten. Öyle kâbûl etmiyorum kendimi. O yüzden bu rahat tavırlarım...

Ama asla kendini bilmez değil. Fütûrsuz değil. Hiç olmadı. İnsan olmayı istemiyorum. O yüzden de değilim kendimce. Oldum olası meleklere zaafım. Ve her duygum melekçe...

Bilinmez bir âlfâbeden, duyulmaz seslerle sözcükler geçiyor içimin en kuytularından. Hepsini kendime saklıyorum şimdilik. Sana ve sona. Çünkü özel olsun istiyorum bana. Kimse bilsin istemiyorum. Ve biliyorum günü gelecek...

Şimdi en sessiz tümcelerle adlandıramadığım her şeyi, avaz avaz susarak içimde biriktirdiklerimi ilân edeceğim Dünyâ'ya. Zamansızlık şu an için sâdece belimi büken...

Söylemek istediğim çok şey var oysa ve söylemek istediğin biliyorum. Ama her şey her zaman o kadar kolay olmuyor işte. Bilemiyorsun, güvenemiyorsun haklısın. Kimse bilsin istemiyorsun...

Ben de öyleyim işte. Bâzen en söylenesi şeyleri getiremiyorum dilimin ucuna. Çıkmıyor o harfler, bir cümle oluşturup dudaklarımdan. Zihnimde sayfalara dökülmüşken tüm belirsizlikler...

Yine de umutsuz değilim. Güzel gözlerine bakıp, yüzünü göreceğim günü bekliyorum. Seni senden duyacağım zamanı. Güldüğünü görmeyi iple çekiyorum...

Söylemek istediklerim ve istediklerinle söyleyebileceklerimiz çok farklı birbirlerinden farkındayım. Sen ne dersen de alınmam ve senden kırılmam ben hep aynıyım. Ne istersen o olur önemli değil. Benden yana sıkıntın olmasın şu sayılı günler karalamasında...

Geldiğim gibi gideceğim ve ömrümde biteceğim. Önemi yok. Biraz protestim zâten şu sıra. Her şeyi protesto ediyorum. En çok da kendimi. Niye bu kadar duygusal takılıp, mantığımı kaldırıyorum rafa diye. Oysa ki mantık benim ilk adım oldu her zaman...

Nokta koyamıyorum hiçbir cümleye, hayatı da üç noktalarla yaşıyorum ekseri. Bu sebeple bitemiyor belki de. Olsun varsın. Hepimizin bir amacı var ya şu hayatta. Ben benimkini buldum, yalnızlığa yârenlik. Bitene kadar. Yalnızlık bile yalnız kalmamalı benim kaldığım kadar. Sensiz...

Ece Burçin Güneyli

Bu yazı toplam 11684 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.