• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 15 °C

'Türkiye’deki gazetecileri yalnız bırakmayacağız'

'Türkiye’deki gazetecileri yalnız bırakmayacağız'
Türkiye’de gazetecilere yönelik davaları gözlemci sıfatıyla takip eden White, iktidarın gazetecilere yönelik baskılarını, ‘korku’ya bağlıyor.

Avrupa Gazeteciler Federasyonu’nun (EFJ) İngiltere Temsilcisi Barry White, beş yıldır yürütülen “Türkiye’de gazetecileri serbest bırakın kampanyası” kapsamında, iktidarın gazetecilere yönelik davalarını takip etmek için sık sık Türkiye’ye geliyor. White, geçen hafta; Can Dündar, Utku Çakırözer, Ayşe Yıldırım Başlangıç gibi isimlere açılan davaların yanı sıra Odatv duruşmasını da izledi.

BirGün’e de bir ziyarette bulunan White’a, hem Türkiye’deki çalışmalarını hem de memleketin en sıcak konularından biri olarak basın özgürlüğüne vurulan darbelerin ve buna karşı verilen mücadelenin Avrupa’dan nasıl göründüğünü sorduk. Türkiye’de basını özgürleştirecek çözümün ülkenin kendi iç dinamiklerinden çıkacağının ısrarla belirten White, EFJ’nin sınırlarını ise ‘Bize düşen sesinizi tüm dünyaya duyurmaya çalışmak, yetkililere buradaki gazetecilerin yalnız olmadığını göstermek ve sizlerle dayanışmak’ diyerek çizdi.

Neden Türkiye’desiniz? Bir rapor mu hazırlıyorsunuz?

Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) olarak, beş yıldır yürüttüğümüz Türkiye’deki gazetecileri destekleme kampanyası kapsamında, gazetecilere yönelik davalara gözlemci gönderiyoruz. Yaptığımız basitçe; dayanışma göstermek, gazetecilerle görüşerek yaşananları öğrenmeye çalışmak. Gözlemciler, bir raporlama yaparak EFJ’deki arkadaşlarımızı bilgilendiriyor. Daha sonra Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu’na ve EFJ’nin tüm bileşenlerine raporlar yazılıyor. Yapmaya çalıştığımız şey burada olanları tüm dünyaya duyurmak, sendikaların ve meslek örgütlerinin dikkatini çekmek.

‘GAZETECİLERİ YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ'

Beş yıldır Türkiye’de gazetecilere yönelik davaları izliyorsunuz. Bir ilerleme gözlemlediniz mi?

Hem evet hem hayır. Geçen yıl çok fazla gelmedim, çünkü çok fazla duruşma yoktu. Fakat geçen yılın sonundan beri tutuklanan gazeteci sayısı arttı. Ve devam eden davalara yenileri ekleniyor. Şimdi karşımızda zor bir resim var. Buradaki insanların her zaman işi çok zor. Biz de buraya gelip dayanışıyor ve yetkililere buradaki gazetecilerin yalnız olmadığını, bütün Avrupa’da geniş kapsamlı bir desteğin onlarla olduğunu ve Türkiye’deki gazetecilerin mücadelelerinin parçası olduğumuzu gösteriyoruz. Bence bu sadece yargılanan gazetecilerin kendilerine değil, yetkililere de gazetecileri yalnız bırakmayacağımıza dair önemli bir mesaj.

Avrupa’dan bakınca, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili asıl sorun ne gibi görünüyor?

Birleşik Krallık’ta da politikacılar övgü aldıklarında basını severler, eleştirildiklerinde, yolsuzlukları ortaya çıkarıldığında nefret ederler. Ama bu ülkede Hükümet’in oldukça otoriter davranışları var. En küçük detayına kadar ülkedeki bütün birimlere sahip olmak ve bu doğrultuda basını kontrol etmek istiyorlar. Çünkü gazetelerde, anaakım medyanın yanında nadiren de olsa eleştirel sesler de çıkıyor. Özgür basının amacı konuyu geniş bir bakış açısıyla ele alarak, halka ülkede alınan kararların doğru ya da yanlış olduğu konusunda bilgi vermek; politikaları muhakeme edebilsinler ve eleştirebilsinler diye.

Hükümet, bu çeşit bir eleştirel yaklaşımı istemiyor. Bununla birlikte Facebook ve Twitter gibi sosyal medya alanlarına da saldırılar geliyor. İnsanlar eğer gazetede, televizyonda eleştiri alanları bulamazlarsa bunu sosyal medya üzerinden yapacaklardır. Yani siz bu alanlardan birini kontrol altında tutmaya kalktığınızda, hepsinde aynı şeyi yapmak zorunda kalırsınız. Her iktidar gibi, Türkiye’deki iktidar da eleştiriyi en aza düşürmeyi hedefliyor. Bu hükümet bunu hakaret davalarıyla, gizlilik kararlarıyla, tehdit ve gözdağıyla çözmeye çalışıyor. Bunu aynı zamanda medya patronlarının başka sektörlerdeki işleri üzerinden yapıyorlar. Çünkü hükümetle başka iş kollarında yaptığı anlaşmalar var, bu nedenle patron gazetecilere ‘Eğer bunu bu şekilde yazarsan, seni atarım’ diyor.

‘ELEŞTİRİLERE YANIT VERMELİLER’

Sosyal medya yasaklarının geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsun?

Hükümetin bu özgüven eksikliğinin kaynağı kendi politikaları. Birkaç kişinin attığı tweet’in ne sakıncası var? Ne oluyor? Neden korkuyorlar? Toplumu daha demokratik yapan şey, tartışmadır. Ve bunun zeminini ortadan kaldırıyorlar. EFJ olarak biz, gazetecilerin haber yapma haklarına saldırılarla ilgili nasıl endişeliysek, sosyal medyaya saldırılar konusunda da aynı şekilde endişeleniyoruz. Çünkü bu ikisi aynı temelden geliyor. Ve iki saldırı da aynı korku neden oluyor. Toplumun her kademesinde tartışma kanallarını kapatmak çok tehlikeli. Çünkü bu politikacıların yapıp ettiklerinden sorumlu tutulmayacağı anlamına gelir. Elbette eleştiriler de gelecektir, bu eleştirileri yanıtlayabilmeleri gerekir, insanların çenesini kapatmak için mahkemelere koşmaları değil…

Türkiye’deki yabancı gazeteciler için de endişeli misiniz?

Evet elbette. BBC muhabiri Gezi Parkı olaylarını haber yaparken Taksim Meydanı’nda polis saldırısına uğradı ve tehdit edildi. Bu kabul edilemez. Bu bir imaj tasarısı. İçerden de dışardan da eleştiri gelmesini istemiyorlar. Eğer karşı taraf gazetecilerin gördüklerinden hoşlanmıyorsa, buyursun, cevap versin ve tartışsın. Sorguya çekmesin, gözdağı vermesin, tehdit etmesin. Farklı görüşlere yer vermeyen bir sisteme demokrasi diyemeyiz.

GAZETECİDEN 'AMİGO' OLMAZ

BirGün’e yönelik dava ve baskılar konusunda da bilgi aldınız ve endişe verici olduğunu söylediniz. Sizi endişelendiren tam olarak nedir?

Bu hem tehdit altında olan gazeteciler için hem de haber alma özgürlüğü tehlike altında olan yurttaşlar için endişe verici. Genel Yayın Sorumlunuz Barış İnce ve tüm çalışanlar, gazeteye açılan davalar dolayısıyla önümüzdeki günlerde oldukça zor zamanlar geçirecek. Çünkü belki daha fazla dava açılacak. Bu ülkede hukuk şöyle işliyor, bir dava için mahkemeye gidiyorsun, oradan başka davalarla çıkıyorsun. O nedenle bütün bunların hangi noktada biteceğini bilmiyorsun. Gazeteniz bütün bu sürecin sonunda kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bu korku diğer gazetelere ve gazetecilere de sirayet edebilir. Açılan bütün davalar toplumun gözü kulağı olması gereken diğer gazetecilerin de gözünü korkutmak için yapılıyor… Ve gazetecilik mesleğine darbe vuruluyor. Gazetecileri hükümetin amigosu yapmaya çalışıyorlar. Bunu bekleyemezler, bu gazetecilerin görevi değil.

Avrupa’da işler yolunda mı peki?

Durum Avrupa’nın bütün ülkelerinde farklı. Mesela Macaristan, ifade ve basın özgürlüğü haber yapma özgürlüğü konusunda oldukça endişeli. Fransa’da nasıl olduğunu, karikatüristlerin cinayetinde gördük. Britanya’da medya organlarının çok az insanın elinde toplanmış olmasından şikayetçiyiz. Bu bakımdan çok seslilik az. Bence yapabileceğimiz en iyi şey, birbirimizden öğrenebilmemiz için en iyi uygulamanın nerede ve neyin üzerinde inşa edildiğini bulmak ve büyük medya şirketlerine karşı örgütlenmek.

‘MEDYADA KISIRDÖNGÜ VAR'

En iyi uygulama buradadır, diyebileceğiniz bir yer var mı?

İskandinav ülkeleri olduğu söyleniyor ama orada da bazı gazeteciler medya organlarının çok az kişinin elinde toplanmasından endişeli. Gazeteler birer işletme ve işletmelerin kâr etmesi gerekir. Kâr için ekipten kesintiye gittikçe kaliteyi de azaltıyorsun. İnsanlar da o gazeteyi okumayı bırakıyor. Kısırdöngüye giriyor. Gazeteler demokrasi için hayati bir görev görüyor. Zarar eden gazetelerin fonlanarak yaşaması için yollar bulunmalı.

Siz daha çok Odatv davalarıyla tanınıyorsunuz. Başka davalara da girdiniz mi? Örneğin KCK…

Tabii ki. Ben sadece bir KCK duruşmasına girdim, ama başka temsilcilerimiz o davaları takip ediyor. Örgütümüz insan ve para kaynakları çerçevesinde mümkün olduğu kadar çok dava izlemeye çalışıyor. Daha çok Odatv davası izlememin sebebi şu; bir davayı izlemeye başladığınızda, sonra sırtınızı dönüp gidemezsiniz. Güven tesis etmek için başından sonuna kadar, meslektaşlarınızın yanında durmanız gerekir. Dayanışma budur.

Önümüzdeki süreçte neler bekliyorsunuz?

Önemli olan şey, ifade özgürlüğü ve haber alma hakkı için toplumda bir dayanışma yaratmak. Bütün bunların nasıl sonlanacağını bilmiyorum. Biz dışarıdan dayanışma gösterebiliriz, buradaki gelişmeleri Avrupalı politikacılara taşıyabiliriz ama önünde sonunda değişim içeriden gelecek. Toplumun bunu başaracağına dair özgüveni elden bırakmaması gerekir. Toplumun bütününün bu büyük baskı ve tehlikeye karşı bir araya gelmesi ve savaşması gerek.

***

Neden mahkemelere koşuyorlar?

“Türkiye’de topluma korku salarak ve gözdağı vererek, insanların hükümetin icraatları konusunda açık davranmayı talep etmesini önlemeye çalışıyorlar. Ama şeffaflık da demokrasinin önemli bir parçasıdır. Ne yaptıklarını, yolsuzlukları tam olarak bilmiyoruz, çünkü gizliyorlar. Gözdağı vererek, gazetecilerin, bunu yazarsam kendim ve ailem zarar görür, diye düşünmesini sağlıyorlar. Eğer korkacak bir şey yoksa neden mahkemelere koşuyorlar?”

 İfade özgürlüğü ‘kutsal’a göre belirlenmez

Charlie Hebdo saldırısını göz önünde bulundurarak söylerseniz, ifade özgürlüğünün sınırlarının nereye kadar genişleyebileceğini düşünüyorsunuz? Kutsallar bu özgürlüğü kısıtlar mı?

İfade özgürlüğünün sınırı kutsallar değil, insanları şiddete yönlendirmemesidir. Bu bakımdan Yahudi ve Ermeni Soykırımları hakkında övücü konuşmak ifade özgürlüğü sayılamaz. Elbette dini ve dini olmayan tüm toplulukları korumalıyız. Fakat bunu hükümetin burada yaptığı gibi yayınları yasaklayarak yapamayız. Çünkü hem tüm dinlerin hem de dini olmayan tüm görüşlerin eleştirileri, tartışmayı cesaretle karşılamayı öğrenmeleri gerek. Eğer sorulara yanıt vermeyi beceremiyorsanız, o zaman geri dönün ve öğrenmeye başlayın. İfade özgürlüğünün sınırları, kutsallara göre belirlenmez. Bence din yerini bilmeli. Kendisine sorulan soruların hepsini cevaplamalı. Bir dine inanmaya saygı duyulur; dinini bir başkasına empoze etmeye çalışmaya değil.

***

“Davutoğlu riyakâr”

“Davutoğlu’nun Paris’teki yürüyüşe katılması riyakârlık. Paris’e gidiyorsun ve bir şey söylüyorsun, sonra ülkene dönüyorsun başka şeyler söylüyorsun. Bu kabul edilemez. Ne söylüyorsan öyle davran, nasıl davranıyorsan öyle söyle… Paris’te yürümelerine neden olduğunu söyledikleri ruh burada davranışa geçmeli. Eğer oraya gidip ifade özgürlüğü için ayağa kalktıysan bunu burada da savunacaksın. Bu birdenbire Fransa’dan Türkiye’ye sınırdan girince değişemez. Yapılacak çok şey var ve bizim dışarıdan yapabileceğimiz tek şey dayanışmak.”

***

NEDEN?

Avrupa Gazeteciler Federasyonu’nundan (EFJ) Barry White, geride bıraktığımız hafta, Can Dündar, Utku Çakırözer gibi gazetecilere açılan davaların yanı sıra Odatv duruşmasını izlemek için Türkiye’deydi. Beş yıldır Türkiye’deki davaları izleyen White, iktidarın basın özgürlüğüne vurmaya çalıştığı darbelerin de verilen mücadelelerin de en yakın Avrupalı takipçilerinden biri.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.