• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 5 °C

'Türkiye saray sefahatini kaldıramaz'

'Türkiye saray sefahatini kaldıramaz'
BM Kalkınma Programı eski Müdürü, ekonomist-yazar Bartu Soral, "Türkiye bu yolsuzlukları, bu “saray” sefahatini kaldıramaz!.. dedi.

Şenol Çarık/ Odatv   Büyüme yüzde 1,5, işsizlik 3 milyonu aştı, doların artışı hız kesmiyor… Şimdi herkes ekonominin nereye gittiğini soruyor...

Gelişmeleri uzman bir isimle, BM Kalkınma Programı eski Müdürü, ekonomist-yazar Bartu Soral’la konuştuk.

2015'TE BÜYÜK BİR KRİZ YAŞAYABİLİRİZ

‘FED dün geceki toplantıda 2015’in ilk yarısında faiz arttıracağını ilan etti. Dışarıdan gelen yabancı sermaye daralacak. Buna karşılık Türkiye’nin dış finansman ihtiyacı büyük, rezervleri yetersiz’ diyen Soral, “Üretimi ve teknolojisi zayıf. Ayrıca iç siyasette büyük riskler birikti. PKK ve onun politik temsilcisi ülkeyi iç savaşla tehdit ediyor. Devlet içinde yerleşen iki grup birbiri ile çatışıyor. Bunların üstüne yolsuzluklar ve maliyeti açıklanamayacak derecede yüksek bir ‘başkanlık sarayı’ var. Türkiye bu kırılgan ekonomisi ile bu kadar riski taşımaz. Dış sermaye çekilir. Devalüasyon yüksek olur. Merkez Bankası’nın rezervleri de yetersiz. 2015’te büyük bir kriz yaşayabiliriz” şeklinde konuştu.
Bu yılın başından beri Türk ekonomisinin aşırı riskli olduğunu ve Amerika Merkez Bankası FED’in faiz artırımını 2015’in ilk yarısında başlatacağını söylediğini hatırlatan Soral, “Dün gece biten toplantıda bu mesaj verildi. Bence ilk faiz artışı Nisan ayında yapılır” dedi.

Geçmişe bakarak şimdi ne olacağını kestirebiliriz. 27 Mayıs 2013’te FED Başkanı “parasal genişlemeyi bitiriyoruz” açıklamasını yaptı. O günden Aralık ayı sonuna kadar kurlardaki değer kaybı yaklaşık yüzde 22 oranında gerçekleşti. 2013 yılında reel sektörün döviz açık pozisyonu 160 milyar dolardı. Sadece 2013’te yaşanan bu devalüasyondan ötürü 2013’ün Mayıs-Aralık ayları içinde reel kesim bilançolarında oluşan zarar 35 milyar dolar oldu.

Dövizin belini kıran başkan

Bu konuyu açmışken Merkez Bankası Başkanı’nın 27 Ağustos 2013 tarihinde yaptığı açıklamaya da değinelim. Türkiye’de devalüasyon yaşanırken Anadolu Ajansı Finans Masası'na konuk olan Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, “Dolar yıl sonunda 1,92 ve altında olursa şaşırmayın" açıklamasını yaptığı konuşmasında, “dövizdeki yükseliş birkaç gün bile sürmez”, “dövizin belini kırarız” gibi ifadeler kullanmıştı. Hatta açıklamasında döviz açık pozisyonu yüksek olan reel sektöre seslenmek istediğini dile getiren Başçı, "Bizim reel sektör, biraz döviz borçlusu olduğu için tedirginliğin bir kısmı oradan kaynaklanıyor ama hiç endişe etmelerine gerek yok. Şu an döviz pozisyonlarını kapatmak için yanlış bir zaman. Her şey geçecek, acele etmesinler, beklesinler. Yıl sonunda bilançolarını gördükleri zaman, ‘Başkan haklıymış, iyi ki bu seviyelerden pozisyonumuzu kapatmamışız’ diyecekler” demişti.

O dönem Merkez Bankası Başkanını sözünün reel kesim tarafından dinlendiği döviz açık pozisyonunun gelişiminden görülüyor. 2013 Eylül ayı itibari ile 169 milyar dolar olan açık, özel sektör tarafından kapatılmadığı gibi büyütülüyor ve sene sonunda 177 milyar dolara çıkıyor. Ancak açıklamada belirtilen 1,92’nin tersine sene sonu itibari ile döviz kurları 2,20 seviyesine yükseliyor ve özel sektör Merkez Bankası Başkanının “bel kırma” taahhütlerine güvenerek hareket ettiği ve döviz açık pozisyonunu kapatmadığı için yaklaşık 23 milyar dolarında zarar ediyor. Türkiye’de biriken riskler çok ciddi noktada. Öyle “bel kırma” sözlerini kaldırmaz. Bugün hatırlatmamızda fayda var.

Nitekim o günden beridir özel yatırımların büyümeye katkısı sıfırlandı. Yani özel yatırımlar durdu. FED faiz artışını ilan etti, dış sermaye çekilme sürecine girer TL değer kaybını sürdürür.

FED dün gece faizleri arttıracağını ilan etti. 2013 Mayıs’ında “parasal genişlemeyi bitiriyoruz” açıklaması yapmıştı. Fiili olarak ise 2014 Kasım’ında bitirmişti. Dün yapılan açıklamanın fiiliyata geçmesi ise sadece 4-5 ay içinde olacak. Faiz artışı ile dış sermaye çekilir ve TL değer kaybeder. Nitekim son 17 günde TL’nin değer kaybı yüzde 7 oranında oldu. Aşırı değerli Türk Lirası için daha yol uzun. 2002’den bugüne kadar reel kuru hesaplayınca, kurdaki sapmanın yüzde 80’e ulaştığını buluyoruz. Yani eğer kur tam değerinde olacak dersek, matematiksel değer 1 Dolar = 3,80 TL’dir. Diğer bir anlatımla Türk Lirasının yüzde 80 oranında bir devalüasyon potansiyeli var. Hatırlatayım, Haziran’dan bugüne kadar Rus Rublesinin dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 97’ye ulaştı. Sadece 15-16 Aralık arasındaki bir günde kayıp yüzde 19. Kaldı ki Rusya cari fazla veren ve büyük döviz rezervi olan ülke. Yani imkânsız demeyin. Sırası gelmişken Rusya’nın düşen petrol fiyatlarına karşı devalüasyon stratejisini doğru buluyorum. Halbuki rezervleri çok güçlü. İstese Rubleyi tutardı. Panik halinde piyasaya dolar vermedi. Bu hamle ile dolar/ruble manipülasyonu yapan uluslararası sermayeye de cezayı kesmiş oldu.

Bugünkü görüntü ile 1998’de yaşanan Asya finansal krizi arasında benzerlikler var. 1) ABD’de faiz artışı. FED 1991 yılındaki krize çözüm olarak faizleri sıfırlamış, 1994 yılında toparlanma başlayınca faiz artışına geçmişti. Üç yıl süren seri faiz artışları Asya krizinin en büyük tetikleyicilerinden bir diğeri oldu. Çünkü dış sermaye bu ülkelerden çekilerek ABD’ye döndü. Şimdi FED yine faiz artış serisine başlıyor. Bugün özellikle cari açığı yüksek olan Türkiye, Güney Afrika ve Brezilya risk altında. 2) Petrol fiyatlarında düşüş. 1996’dan 1997’ye kadar petrol fiyatları yüzde 50’ye yakın düşmüştü. Asya krizinin tetikleyicilerinden birisi bu oldu. Bu yılda Haziran ayından bu yana düşüş yüzde 50’ye dayandı. Tabi petrol fiyatının 115 dolardan 60 dolara gerilemesi de sorgulanması gereken bir başka durum.

Türkiye bu kadar riski, bu derece büyük kaosu ve bunca yolsuzluklarla beraber Saray sefahatini kaldırmaz!
Bütün bu olumsuzlukların üstüne Türkiye’yi diğer gelişmekte olan ülkelerden negatif ayrıştıran başka unsurlar var. Rezervlerimiz çok düşük ve reel sektörün döviz açık pozisyonu çok yüksek. 2006 yılı sonunda reel sektörün döviz açık pozisyonu 28,8 milyar dolardı. Bu Türk ekonomisinin tolere edebileceği bir rakamdı. Bugün ise 180 milyar dolara ulaştı. Reel sektörün döviz açık pozisyonu sekiz yılda 6,5 misli arttı. IMF’nin Nisan 2014 tarihli “Global Financial Stability Report” isimli çalışmasına göre bu alanda Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında en risklisi. Buna karşılık altın çıkarılınca Merkez Bankasının elindeki rezerv 111 milyar dolar. Bunun 41 milyar doları anında kullanılabilir. Gelişmekte olan ülkeler içinde dış finansman ihtiyacına oranla en düşük rezerv oranı Arjantin ve bizde. Şimdi FED’in faiz artışı kapıya geldi dayandı. Buna karşılık ekonomik riskler tavanda. Üretim zayıf, teknolojimiz yok. Hane halkı borcu bizim durumumuzda bir ülke için yüksek. Ayrıca iç siyasette büyük gerginlik var. Bir yandan devlet yönetimi içine yerleşmiş iki grup arasında çatışma, diğer yandan Türkiye’yi iç savaşla tehdit eden bir terör örgütü ve onların TBMM’deki temsilcileri. Dış politikada ise bölgede yanılan ve yalnız kalan bir ülke.

Bu Türkiye, bütün bu risklerin üstüne bir de bu yolsuzlukları, bu “saray” sefahatini mümkün değil kaldıramaz. Büyük bir kriz yaşanacaktır. Bu kriz sadece AKP’yi tasfiye etmez, onun yanında Atatürk’le, Cumhuriyet’le ve milli devletle hesaplaşmaya kalkan, etnik milliyetçiliğin bölücülüğünü demokrasi diye sunmaya çalışan zihniyet de tasfiye eder.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.