• BIST 105.964
  • Altın 162,960
  • Dolar 3,9325
  • Euro 4,6364
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 1 °C

Tarhan: Bedel ödemeye hazırım

Tarhan: Bedel ödemeye hazırım
"Kimin ufkunun olduğunu, kimin ufkunun dolduğunu da zaman gösterir."

Kamuoyunun YARSAV Başkanı olarak tanıdığı Emine Ülker Tarhan, 2011'de milletvekili seçilerek aktif siyasete girdiği CHP'den 31 Ekim'de istifa etti. İstifa açıklamasında "Yanlış ve zayıf politikaların parçası olmamak için büyük umutlarla geldiğim CHP’den istifa ediyorum" diyen Tarhan, yola 15 Kasım'da kurduğu Anadolu Partisi ile devam edecek.

Tarhan, demode ve donuk, bürokratik siyaset anlayışına karşı yeni şeyler söylemek ve yapmak gerektiğini, önündeki zorlukları bilerek yola çıktığını söylüyor.

Tarhan, BirGün gazetesinden Sebahat Karakoyun'un soruları yanıtladı:

CHP’den istifaya giden süreçte kırılma noktası ne oldu?

Bunları konuşmak istemiyorum, çünkü söyleyeceğimi söyledim ve tartışmanın anlamı yok. Zincirin pek çok halkası vardı. Son halkası, aslında istenilse sorunların çözümü ve takım ruhunu diriltip, iktidar hedefleyen bir enerji ile çıkılabilecek kurultayın ciddiyetten uzak, özeleştiriden yoksun, sığ bir gösteri ve koltuk kapma yarışına dönüştürülmesiydi.

İstifanızın ardından Kılıçdaroğlu'nun, “Ufku dolanlar partiyi terk edebilir” sözlerini duyunca ne hissettiniz?

Daha önce de “acımak, masaya yumruk vurmak, hastalıklı” gibi sözler de söylendiği için bu sözler de pek şaşırtıcı değildi. Ama, Anadolu’nun göbeğinde yokluklarla büyüyen, öğrenci annelikten, bir yargıç örgütü başkanlığına kadar çalışarak, üreterek ve iki çocuğunu büyüterek gelmiş, Türkiye’nin her bölgesinde yaşamış birisi için yaralayıcıydı. Hele çocuklarım için daha rahatsız ediciydi. Onların biri, onlar için en dürüst, cesur, çalışkan, kitaplar yazmış, dağlar gibi dosyalar çözmüş, geceler boyu araba farı ışığında keşifler yapmış sevgili anneleri için söylenen sözler inciticiydi. Ama aynı zamanda ironikti. Çünkü, iktidar umudu ve ufku kalmayan ben değildim ki. Neyse… Zaman en iyi öğretmendir derler. Kimin ufkunun olduğunu, kimin ufkunun dolduğunu da zaman gösterir.

BEDEL ÖDEMEYE HAZIRIM

Seçim barajının yüzde 10 olduğu bir ülkede yeni bir parti ile yola çıkmanın zorluklarını nasıl aşacaksınız?

Seçim barajı yüzde on diye hiçbir şey yapmayıp, temsil edilmediğini düşünen, bir şeyleri değiştirememekten yorgun düşmüş, umutsuz bunca iyi insan varken, öyle yeniden milletvekili olmak için beklese miydim? Kapalı kapılar ardında dedikodu yapıp, şikâyet edip, dışarıya çıkınca lider alkışlayıp, ceket ilikleyip yeniden milletvekili olmanın hesaplarını yapanlardan mı olmalıydım? İnandığımı nezaketle söyledim, iyiye doğru değiştirmeye çalıştım, karşılık bulmayınca gereğini yaptım. Bu otoriter, despot, Gezi’de gençleri sürek avına tabi tutup, ölümlerden, organ kayıplarından en ufak bir vicdan sızlaması yaşamayan, ülkeyi başkasının tarlasına girmiş gibi hoyratça yağmalayan, sürekli ağaç kesip, beton diken, tek tip ve baskıcı bir eğitim anlayışını benimseyen bir iktidarı değiştirmeye çalışmak için bedel ödemeye hazırım. Linç kampanyalarına, muazzam devlet olanaklarına göğüs germeye hazırım. Hangisi daha doğru dersiniz? Hangisi daha onurlu sizce?

KADINLARA GÜVENİYORUM

Siyasi parti yönetimlerinde ve parlamentodaki kadın sayısı dikkate alındığında bir kadın siyasetçi olarak yeni bir partiyle yola çıkmanın zorlukları olduğunu düşünüyor musunuz?

Düşünüyorum, ama kadınlara güveniyorum. Ne kadar kadın kurucumuz olduğunu gördünüz mü? Her kesimden ve büyük coşkuyla geldiler. Kafalar değişmedikçe, sadece cinsiyet farkıyla sonuç da değişmez ama kadınlarla takım arkadaşlığında, dayanışmada hep güzel sonuçlar yaşadım. Yargıda, demokratik kitle örgütünde, siyasette ve evdeki sabırları, cesaretleri ve onurlu çizgileri topluma ilham vermeli. Dünyayı yarı yarıya paylaşıyorsak, her alanda eşitlik istiyorum. Samimiyetle, dürüstlükle anlatır, ikna ederseniz halkımızın da bunu takdir edeceğine, her konuda güçlü bir sağduyusu olduğuna inanıyorum. Zorluklar olacak, tarih boşlukların doldurulduğu bir süreçti. Hiçbir alan boş bırakılmaz tarihte. Ben olmasam da birileri çıkıp bunu yapacaktı.

SORUN KUTUPLAŞMA

Ülkenin en öncelikli sorunları...

Kutuplaşmanın derinleşmesi, özgürlüklerin daralması diye başlayabiliriz. Ama asıl doğru olan şu, ülkenin öncelikli sorunlarını en çok sokaktaki insanlar biliyor. Evine ekmek götürmek uğruna madende, elma toplamaya giderken yollarda can veren emekçilerin çocuklarına sorun bakalım en büyük sorun neymiş. Türkiye’nin zihinlerde bölünmesi bir başka sorun. Zengin yoksul, Alevi-Sünni, Kürt-Türk, hatta kadın-erkek diye bölüyorlar bizi. Buna karşı çıkmalıyız. AKP uygulamaları neticesinde bugün herkes derin yaralı, o yüzden tüm yurttaşlar için, topyekûn bir demokratik gelişme hedeflenmeli. Demokrasi standardını yükseltmeliyiz.

BÖLÜNME ENDİŞESİ VAR

CHP’de tartışmalı “Kürt sorunu” ile ilgili yaklaşımınız nasıl olacak?

AKP’nin sadece PKK ile yürüttüğü ve çözüm dediği süreç, bizi tehlikeli bir noktaya getirdi. Bölünme endişesi var toplumda. Silahların gölgesinde yürütülen bir süreç sadece PKK’yı güçlendiriyor, Kürtleri değil. Oysa, PKK, bütün Kürtlerin temsilcisi değil. AKP muhatabını yanlış seçmiştir. ‘Çözüm süreci’ adı altında, hiçbir politika üretmeden Kürtleri oy deposu olarak görmüştür. Amacı sorunu çözmek değil, hep bir sonraki seçime kadar ertelemektir. Ayrılmayı kurtuluş görenler de, ayrılma gerekçesini bir türlü ortaya koyamıyor. Türkiye bugün bazı yerlerde kamu düzenini teröristlerin ele aldığı, askerinin semt pazarlarında, üstelik hamile eşinin yanında şehit edildiği, gençlerin linç edilerek öldürüldüğü bir ülke haline geldi. 'Çözüm' dedikleri süreç, başlı başına bir 'sorundur' artık... İki taraf da birbirini kandırırken, olan yoksul gençlere oluyor. Sorunun terör örgütüyle değil, özgür iradeli siyasetçiler, STK'ler yani 'bizim sorunlarımız var' diyenlerin meşru temsilcileriyle birlikte çözülmesinin yolları zorlanmalıdır.

***

HAZİRAN RUHU BUHAR OLUP UÇMADI

Partinizin siyasi yelpazedeki yerini, ilkelerini, hedeflerini nasıl tanımlıyorsunuz?

Bu topraklardan doğan ulusal değerlere ve Cumhuriyet’e bağlılık, emeğin yüceliğine inanmak, sömürüye karşı çıkmak, eşitlik, kardeşlik, özgürlük istemek, laik, demokratik devlete inanmak neyse biz o çizgideyiz. Cumhuriyet’in yüz yıllık kazanımları geriliyor. Son dönem sınırlarımızda yaşananlar, bu coğrafyada sekülerizm ve ulus-devletin vazgeçilmez değerler olduğunu bize bir kez daha hatırlattı.

Yaklaşık bir yüzyıl önce aynı devletin tebaalarıydı bugün bize sığınan mültecilerin dedeleri ve bizim dedelerimiz. Belki, üç aşağı beş yukarı aynı veya benzer sosyal ve ekonomik statüdeydiler. Ancak son yüz yılda Türkiye Cumhuriyeti, yaşanmış sıkıntılara ve eksikliklere rağmen çağdaşlaşma projesini başarıyla yürütmüş, kalkınmasını üretime dayandırarak, eğitimini dünya ölçeğine yaklaştırarak, kadını artık geriye döndürülemeyecek şekilde toplumsal yaşamın dokularında var ve görece özgür kılmıştır.

KADINLAR VE GENÇLİK

Kurucu iradenin öngörüsünün ne denli doğru ve vazgeçilmez olduğu sınırlarımızın ötesine bir göz atmakla anlaşılabilir. IŞİD tarafından kadınlar, zincirlenerek köle, cariye pazarında satıldı. Bu bölgelerde zorunlu olmadıkça evlerinden dışarıya çıkmaları yasaklandı. Bunlar sınırlarımızın hemen ötesinde çok yakın zamanda gerçekleşti.

Bundan çıkan ilk sonuç bu anlayışın ilk hedefi kadınlardır. İkincisi tehdit çok uzağımızda değildir. Üçüncüsü, çağdaşlaşma mücadelesinin ve elde edilen kazanımların hoyrat ellere düştüğünde ne kadar kolay ve kısa sürede kaybedileceği gerçeğidir. Bu nedenle Cumhuriyet’in sağladığı özgürlükleri var kılan, demokratik, laik, hukuk devletinin, ulus devletin kıymeti bu gün için dünden daha iyi anlaşılıyor. Bu kazanımları korumanın ana dinamiği ve muhatabı da kadınlardır. Kaybedecek çok şeyi olan kadınlar ve gençler beni çok iyi anlıyor.

‘DAYATMAYA KALKMA!’

Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmemesi ve özgürlüklerine müdahale edilmemesi için milyonlarca insan sokağa çıktı. Toplumsal muhalefet siyasal muhalefete tokat gibi ders verdi. Ağır bedel ödendi ama sonuç alındı. Topçu Kışlası o parka yapılamadı. O gençler şu mesajı verdiler: sakın ama sakın bana dayatmaya kalkma!… Nereye gitti Haziran ruhu? Buhar olup uçmadı ya! Onlar yine oradalar, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde temsil edilmedikleri için sandığa gitmediler. Sandıkta bir boykot geleneğini başlattılar.

Bu boykot genel seçimlere yansır mı?

Temsil sorunu yaşadıklarında sürdüreceklerdir. Onların siyasetteki temsilcisiyim, dayatmalara, demode ve donuk, bürokratik siyaset anlayışına karşı yeni şeyler söylemek ve yapmak gerektiğine inanıyorum. Baskıya karşı sesini yükseltmek isteyen gençlerin, zulme uğrayan kadınların, eviyle işi arasında her gün ölümü göze alan işçilerin, toprağı, ağacı yağmalanan köylülerin, bilimsellikten uzaklaşmaya zorlanan öğrencilerin sorunlarını çözmek istiyorum. Bozuk olan düzeni değiştirmek, Cumhuriyet değerlerini korumak ve geliştirmek isteyen herkes benim umudum ve dayanağım.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.