Deniz Zeyrek, "AK Parti'nin tespit ettiği oy kullanmaması gereken/kısıtlı seçmen sayısı 2 bin 308. Bu İstanbul seçimini iptal etmeye yetmiyor." dedi.

İŞTE Zeyrek'in itirazları değerlendirdiği yazısı:

AK Parti’nin olağanüstü itirazları YSK’nın olağan uygulamalarına

AK Parti ve MHP'nin İstanbul seçimleriyle ilgili YSK'ya yaptığı olağanüstü itiraz  görüşülmeye başlandı. İlk gün AK Parti temsilcisi uzun bir sunum yaptı.


AK Parti ve MHP'nin YSK'daki görevlilerinin yaptığı açıklamalardan, CHP'nin itirazlara yaptığı itirazlardan şu sonuçları çıkardım:

1) AK Parti 16 Nisan 2019 günü “olağanüstü itiraz” yapmıştı. Ancak mazbata 17 Nisan'da oluşturuldu ve bu durumun kanundaki “olağanüstü itiraz, mazbata (birleştirme tutanağı) oluştuktan sonra yapılır” hükmüne aykırı olması nedeniyle, itiraz “usulden” reddedilir endişesiyle bütün itirazlarını 20 Nisan'da yaptığı başvuruda tekrarladı. Yani fiilen ve resmen AK Parti'nin asım başvurusu 20 Nisan'da yapılmış oldu.

2) AK Parti, 19 binden fazla sandık kurulu başkanının kanuna aykırı bir şekilde kamu görevlisi olmayanlardan oluştuğunu itiraz gerekçesi olarak sundu. Oysa yurt çapında benzer durumda olan onbinlerce sandık kurulu görevlisi vardı. Diğer taraftan YSK, bugüne dek sandık kurulu başkanlarının tespitini, oy verme günü  öncesi kesinleşmiş bir işlem olarak görüyor ve sandık başı iş ve işlemlerinde somut bir kanuna aykırılık tespit etmemişse, bu durumu iptal gerekçesi olarak saymıyor.

Benzer bir durum, seçmen kütükleri içinde geçerli. YSK, gerekli itiraz süreleri içinde düzeltilmeyen ve kesinleşen listeler konusunda itirazları dikkate almıyor.

3) AK Parti'nin en önemli itiraz gerekçelerinden biri hükümlü seçmenlerin durumu. İlk iddia kasıtlı suçlardan hükümlü olanlarla ilgili. Bu grup, yasa gereği oy kullanamıyor. Ancak AK Parti bu durumda olan hükümlülerin oy kullandığını iddia ediyor. İkinci iddia ise tutuklular ile bazı taksirli suçlardan hükümlü seçmenlerin kendi memleketlerinde kayıtlı oldukları halde başka seçim bölgelerindeki cezaevlerinde oy kullandıkları yönünde.

İşin aslı şu:
YSK, seçim takviminin başında Adalet Bakanlığı’ndan, kasıtlı suçlardan hükümlülerin listesini alıyor ve Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü bu kişileri, seçmen listesinden çıkarıyor. Oluşan listeler partilerle paylaşılmıyor ve itiraz hakkı olmaksızın kesinleşiyor. Bu tarihten 28 Marta kadar kasıtlı suçlardan hükümlü hale gelenlerin ise ilçe seçim kurulu aracılığıyla oy kullanamaz şerhi verilerek, oy kullanmaları önleniyor. Yani bir kişi kasıtlı suçlardan hükümlü ise oy kullanmasını Adalet Bakanlığı ile YSK birlikte engelliyor. AK Parti, bu durumdaki seçmenlerin listesini YSK'ya verip “oy kullanıp kullanmadıklarına bakılsın” diyor.

Tutuklular ve taksirli suçlardan hükümlüler ise ancak kendi ikamet adreslerindeki seçmen listesinde kayıtlı olabiliyor. Bu isimler, ayrıca cezaevi seçmen listesine de kaydediliyor. İkamet adresinde kayıtlı olmayan hükümlünün kaydı cezaevinde de oluşturulamıyor. Hükümlü seçmen, oy verme günü cezaevindeyse orada oy kullanıyor. Ancak oy verme gününde firar etme dışında (Şartlı salıverme gibi) herhangi bir sebeple cezaevi dışındaysa kayıtlı olduğu sandıkta oy kullanabiliyor. YSK'nın seçme hakkının kullanılabilmesi için oluşturduğu bu rutin uygulama, AK Parti'nin itiraz gerekçelerinden biri.

4) AK Parti, hükümlüler dışında oy kullanma hakkı olmayan  askerler, askeri öğrenciler ile yasada belirtilen diğer “seçmen olamayan kısıtlılar” için de itiraz ediyor. Örneğin bir seçmenin “zihinsel engelli seçmenler” kategorisine girip kısıtlı sayılması için sağlık raporu yetmiyor,  (kendisine vasi tayin edildiğine dair) mahkeme kararı aranıyor.  AK Parti'nin başvurusunda Sağlık Bakanlığı'nın zihinsel engel raporu düzenlediği vatandaşların listesi yeralıyor ve durumlarının YSK tarafından araştırılması isteniyor.

Aynı şekilde, seçimden önceki son bir haftada ölen seçmenler listelerden çıkarılamıyor. Başka birinin ölmüş birinin yerine oy kullanması durumu “ihlal” sayılıyor. AK Parti, o tarihlerde ölen seçmenlerin yerine oy kullanılıp kullanılmadığını da YSK'nın araştırmasını istedi.

Seçimin iptali için “ihlal” sayılabilecek oy kullanamayan/kısıtlı seçmen sayısının iki aday arasındaki fark olan 13 bin 700'den fazla olması gerekiyor. AK Parti'nin ilk itiraz dilekçesinde sadece 2 bin 308 kısıtlı seçmenin oy kullandığı tespit edilmişt.

5) Bu detaylar ışığında seçmen kütükleri ve sandık kurullarıyla ilgili usulsüzlük iddialarıyla oy kullanamayan/kısıtlı seçmen sayısının iptal için yeterleri olmayacağı anlaşılıyor. AK Parti'nin yaklaşık 14 bin KHK'lının seçme hakkından mahrum olduğuna dair iddiası da bu noktada gündeme geliyor. Anayasa ve yasalara göre KHK'lıların kamuda istihdam edilmesi mümkün değil ama aleyhte bir mahkeme kararı olmaksızın seçme hakkının kısıtlanması da imkansız. 24 Haziran 2018 başta olmak üzere önceki seçimlerde KHK'lıların oy kullanmıştı. Prof. İbrahim Kaboğlu KHK'lı olduğu halde milletvekili seçilmişti. AK Parti, YSK'nın KHK'lıların belediye başkanı olmasına vize vermemesini emsal gösteriyor ama YSK'nın ilgili kararında belediye başkanlığı seçilme hakkı üzerinden değil, “kamuda istihdam” üzerinden ele alınıyor.

İPTALİN İZAHI ZOR

Beş maddede yapmaya çalıştığım özetten de göreceğiniz gibi, AK Parti'nin İstanbul ile ilgili itirazlarının bir çoğu, neredeyse her seçimde rutin hale gelmiş konular. AK Parti'nin tespit ettiği oy kullanmaması gereken/kısıtlı seçmen sayısı 2 bin 308. Bu İstanbul seçimini iptal etmeye yetmiyor.

Eğer, YSK'nın oy kullandıklarını tespit ettiği/edeceği “kasıtlı suçlardan hükümlü”, “er/erbaş”, “askeri öğrenci”, “ölü seçmen”, “vasi tayin edilmiş zihinsel engelli seçmen” sayısı 13 bin 700'ü geçmezse İstanbul seçiminin iptal edilmesi imkansız.

KHK'lıların iptal gerekçesi yapılması halinde ise bu durum, İstanbul seçimine ilişkin özel bir içtihat olacak ve geçmişteki uygulamalarla açık bir şekilce çelişecek.

Böyle bir iptal kararının içeride ve dışarıdaki algılanış biçimini yansımalarını ve izah edilmesinin zorluğunu ise tahmin etmek işten bile değil.