Eğitimci - yazar Atalay Girgin, yeni çıkan ve Milli Eğitim camiasında büyük ses getiren kitabı 'Arzu Okulu'nu anlattı.

Atalay Girgin'in Gerçek Gündem'e yaptığı samimi açıklamalar şöyle:

Kitabın başında, “Bu roman, yaşanmış olaylardan hareketle yazılmış”tır diyorsunuz. Romanda anlatılanlar gerçek mi?

Atalay Girgin: Romanda anlatılanların yaşanmış olaylara dayanıyor olması, onların tanığı olduğum anlamına gelmiyor elbette. Başta eğitim kurumları olmak üzere, Türkiye’nin birçok yerinden yükselen ve basına, yargıya, soruşturmalara yansıyan olaylar bu romanın çıkış noktasıdır. Gerisi düşsel, düşünsel bir kurgudur. Burada şu “gerçek” konusuna da açıklık getirmek gerektiğini düşünüyorum: İnsanlar yerli yersiz “gerçek” kavramını kullanıyor. Tıpkı “doğru” kavramı gibi… Oysa, dinlerin kutsal metinleri dâhil, hiçbir kitapta gerçek yoktur.  

-         “Arzu Okulu”, belli ölçüler temelinde bir devam romanı gibi… “Aşk Mavidir Öğretmenim” adlı romandaki mekân, roman kahramanları ortaklığı ve kısmi olay devamlılığı bağlamında bunu söylemek mümkün. Bu romanı yazmadaki öncelikli amacınız ya da kaygınız neydi?

Atalay Girgin: Ayna tutmak… Toplumun tüm kurumlarını sarmalına alan toplumsal çözülme, kültürel çürüme ve yozlaşmanın, hem ahlaki anlamda hem de değer erozyonu anlamında eğitim kurumlarına nasıl sirayet ettiğini göstermek. Bir başka boyutuyla da yaşananlara sessiz kalmamak… En azından bireysel de olsa bir itirazı, bir reddiyeyi ortaya koymak. Sorunuzun başındaki değerlendirmenize ilişkin de şunu söyleyebilirim: Evet… Belirttiğiniz özellikler babında, Arzu Okulu bir devam romanı olarak nitelenebilir.

-         Öğretmenler, okullarda ve yurtlarda öğrencilere karşı yapılan taciz ve tecavüz eylemlerine ilişkin niçin sessiz kalıyor?

Atalay Girgin: Öğretmenlerin tamamı için “sessiz kalıyorlar” hükmünü vermek doğru değil. Ancak olaylar yaşanırken ya da duyulmaya başlandığında tepki verenlerin sayısının oldukça az olduğunu söylemek gerekir. Her yerde olduğu gibi, öğretmenlerin de çoğunluğu başlangıç itibariyle bu konularda tepkilerini ortaya koymuyorlar. Bunun da en önemli nedeni, okul idaresiyle, ilçe ve il milli eğitim müdürlükleriyle çatışmamak… Bir genelleme düzeyinde şunu söylemek mümkün: Yaşanan toplumsal çözülme, kültürel çürüme ve yozlaşmadan öğretmen kesimi de etkilenmiş ve payını fazlasıyla almıştır.

-         Arzu Okulu’nu okuyan öğretmenler, veliler ve öğrenciler neleri fark edecek? Bu roman onlara neleri fark ettirecek?

Atalay Girgin: Velileri bilemem ama öncelikle Arzu Okulu’nu Aşk Mavidir Öğretmenim’le birlikte okuyan her öğretmen ve öğrenci bu iki romanda anlatılan öğretmen tiplemelerinin çevrelerinde ne kadar çok olduğunu düşünecektir. Eğitim camiası içinde hangi tür ilişkilerle sıfat, statü ve makam kazanıldığını da… Aslında bunları bilmeyen yok. Bir roman toplumsal gerçekliğe yaslandığı sürece, okuruna yeni çağrışımlarla ayna tutar. Kendi yaşadığı gerçekliği yeniden düşündürür. Okurun da içinde olduğu gerçekliği kurgusal olarak ona yeniden gösterir. Yaşarken akıp giden gerçekliği düşsel ve düşünsel olarak bir kurgu içinde bütünsel olarak yeniden değerlendirmesine sunar. Onu düşünmeye, sormaya, sorgulamaya çağırır. Arzu Okulu’yla yapılmak istenen de budur.

Mescitte Sevişmek de

-         Bir başka konuya geçelim: Romanda müdürle müdür yardımcısının mescitte sevişmelerini anlatıyorsunuz. Ve bunu ilk fark eden de öğrenciler… Bu bir sanatçı muhayyilesi midir? Yoksa başka bir şey mi? Çünkü sizin romanı tamamlama tarihinizden sonra bu tür olaylar basına da yansıdı.

Atalay Girgin: Biraz önce, gerçekliğe, toplumsal gerçekliğe yaslanmaktan söz etmiştim. Aslında, hem romana hem de basına yansıyan sözünü ettiğiniz olaylar bir sır değildir. Günümüzde bir takım ilişkilerle sıfat, statü ve makam kazandıkça kendilerini değerli görmeye başlayan bazı insanlar, hangi kurumda olursa olsun, her şeyi ve her yeri istedikleri gibi kullanabileceklerini düşünürler ve kullanırlar. Keza sıfat ve statülerinin kendilerine verdiğini, kazandırdığını düşündükleri itibar, güç ve olanaklarla hızla zenginleşmenin, maddi ve manevi haz ayrıcalığına erişmenin yollarına başvururlar. Biliyorsunuz, artık özlü söz sayılır, “İtibardan tasarruf olmaz”. Hal böyle olunca, birileri itibarı maddi ve manevi haz anlamında bedensel arzularını tatmin için her türlü aracı, mekânı kullanmada, birileri ekonomik kaynaklara ulaşmada, birileri de her ikisini birden elde etmede bulabiliyor. Bu uğurda yalanı da talanı da haksızlığı ve adaletsizliği de meşru görüyor birileri… “Hırsız bizim hırsızımız” diyerek savunabiliyorlar. Ne yazık ki günümüz Türkiye toplumu bunların hepsine birden cevaz vermektedir. Bu toplumsal çözülme, kültürel çürüme ve yozlaşmanın hangi noktaya vardığının da göstergesidir.

-         Ya öğrenciler...

Atalay Girgin: Evet! Öğrenciler, olup biteni genellikle ilk fark edenlerdir. Belki tek başlarına olduklarında çaresizdirler. Güçleri bir şeyler yapmaya, itiraz edip değiştirmeye, engelleme yetmez. Ama birlikte olmanın yolunu bulduklarında, önlerinde durabilecek güç zor bulunur. Mescitte sevişmeyi, kendi meşreplerince ilk fark eden de onlardır zaten.

-         Romanın kahramanı Recep, külliye kurma arzusuyla yanıp tutuşuyor ve sonunda bu arzusuna kavuşuyor. İyi de “külliye” demekle herhangi bir yer o niteliğe bürünebilir mi?

Atalay Girgin: İyi hatırlattınız. Aslında bu romana verdiğim ilk adlardan biri “Arzular Külliyesi”ydi. Okur “Arzular Külliyesi” olarak da okuyabilir romanı. Neyse… Herhangi bir yere bir ad vermekle o adın neliği ve gerçekliği orada vücut bulmaz. Tıpkı külliye gibi… Tıpkı günümüzde birçok binanın girişine “üniversite” yazmak gibi… Roman kahramanı Recep için “Külliye” birden fazla amaca ulaşmanın araçlarından biridir. Daha ötesi değil.

Son bir soru daha: Arzu Okulu’nu öğretmen ve veliler dışında Milli Eğitim Bakanı’na da önerir misiniz?

Atalay Girgin: Elbette… Yalnızca o da değil. Ziya Selçuk bu kitabı okumalı! Hatta Aşk Mavidir Öğretmenim’i de… Sonrasında da başında bulunduğu Milli Eğitim Bakanlığı’na ve MEB’e bağlı okullara istatistiklerin, kendisine sunulan raporlarda yazılanların dışından yeniden bakmalı…