Kürt siyasetinin bir haftası: Demirtaş, Kandil'e karşı

Selahattin Demirtaş ve HDP yönetiminin Mersin'deki polisevine düzenlenen saldırıyı kınaması, yeni tartışmaları beraberinde getirdi.

Kürt siyasetinin bir haftası: Demirtaş, Kandil'e karşı

Kasım 2016'dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın Mersin'deki polisevine düzenlenen ve PKK'nın askeri kanadı olarak bilinen HPG tarafından üstlenilen saldırıyı kınaması, yeni bir 'tartışmayı' doğurdu: "Demirtaş vs Kandil."

Şimdilerde Kürt hareketini ikiye böldüğü gözlenen, bununla birlikte açıkça bir 'görüş ayrılığı' yaşandığını ortaya koyan tartışma, aslında bir süredir düşük frekansta devam ediyordu. 

Demirtaş'ın Temmuz 2022'de peş peşe yaptığı çağrılar bu bakımdan dikkat çekiciydi. 

Eski HDP lideri, T24 için kaleme aldığı yazıda "İğneyi kendimize batırmadan önümüze gelene çuvaldızı batırmanın kimseye yararı yok" diyerek partisine 'değişim' çağrısı yapıyordu: "Eğer diğer muhalefetten Kürt açılımı bekliyorsak biz de HDP olarak Türkiye açılımı yapmak zorundayız."

Birkaç gün sonra, yine T24'te Murat Sabuncu'ya verdiği demeçte 'devletin de PKK'nın da sorunu artık şiddet zemininin dışına çıkarmak zorunda olduğunu' vurguluyor, şu görüşünü dile getiriyordu: 

"(...) Ben mümkünse PKK’nin Türkiye’ye karşı silahları tümden susturmasını, bırakmasını isterim. Ancak ve ne yazık ki ortada iki temel engel var, bunları da herkesin bilmesi lazım.

İlki, hükümet askeri operasyon dışında hiçbir seçeneği devreye koymuyor, tartışmıyor, silahta ısrar ediyor. Oysa biz PKK’nin ikna edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Burada da ikinci engel çıkıyor, o da İmralı tecrididir. Çünkü PKK’yi ikna edebilecek kişi Öcalan’dır, onu da yıllardır tecritte tutuyorlar.

Bu engellere rağmen PKK silahlarını susturursa bundan mutlu olurum. Ama deneyimlerimiz, bunun kolay olmadığını gösterdi maalesef. (...)"

İKTİDAR DA KANDİL DE 'BEĞENMEDİ'

Günümüze geldiğimizde, bir polisin hayatını kaybettiği silahlı saldırıyı önce Demirtaş, ardından HDP açık bir şekilde kınadılar. 

Cezaevindeki Demirtaş, önceki açıklamalarına paralel olarak şiddetin son bulması gerektiğini şöyle dile getirdi: "Siyasetin sorumluluğu, şiddet dışı çözümlerde ısrarcı olmaktır. Ölümleri durdurmaktır. Şiddetin her türlüsüne karşı çıkacağız, demokratik siyasette ısrarcı olacağız. Bunun herkes tarafından net olarak bilinmesini isterim.”

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da "Seçim öncesi kaos planlarının bir parçası olarak görmek gerekir. 7 Haziran–1 Kasım 2015 arası yaşananları yeniden canlandıracak her türlü hazırlık veya niyeti boşa çıkarmak için çok geniş bir demokratik irade ortaklığına ihtiyaç var" ifadesini kullandı.

Ancak bu sözler, iktidar kanadının da Kandil'in de 'pek hoşuna gitmedi.'

İlk kez parlamentoda tek başına iktidar çoğunluğunu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçiminden hemen sonra çözüm sürecini sonlandıran ve son yıllarda özellikle MHP ile kurduğu ortaklık sonrası sık sık HDP'yi hedef alan AKP'nin temsilcilerinden birbiri ardına açıklamalar geldi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu: "Daha geçen hafta teröristbaşını öven, 6-8 Ekim'in faili, cezaevinden Mersin’deki 'silahlı saldırıyı' (!) kınamış. O kadar iğrenç ve aşağılıksın ki, birlikte fail olduğun PKK'yı burada bile temize çıkarıyorsun. Çünkü en güçlü ortaklık, suç ortaklığıdır."

AKP Sözcüsü Ömer Çelik: "Terör eylemleri karşısında 'her türlü şiddete karşıyız' diyerek terörü ve meşru devlet kurumlarını aynı kefeye koymak en sinsi terör destekçiliğidir. Bu sinsi zihniyet terörün ideolojik gıdasıdır. Terörü lanetlemeden söylenen her demokrasi cümlesi bir siyasi sahtekarlıktır."

'BU DİLİ KULLANANLAR, HALKIN DEĞERLERİNİ YANSITMIYOR'

İktidar partisi mensuplarının Demirtaş ve HDP’nin saldırıyla aralarına mesafe koymasına tepkileri böyleyken, Kandil’den de yeni bir açıklama geldi ve siyasetçiler ‘ihanetle’ suçlandı:

“Kürt halkını ve değerlerini korumak için kendini feda edenlerin, hangi gerekçeyle olursa olsun düşman diliyle kınanması ancak sindirilmişlikle ifade edilebilir. Bu dili kullananlar halkın değerlerini temsil etmiyor.”

Demirtaş'ın bu sözlere yanıtı gecikmedi. Demokratik siyasette ısrar ve barış politikasının kendileri için ilkesel olduğunu dile getiren siyasetçi, "Kimse geri adım atmamızı beklemesin. Her koşulda ilkelerimizi savunacak, halkın demokratik çözüm ve barış isteğini tüm olanaklarımızla, gür sesle söylemeyi sürdüreceğiz. Faşizmi yıkacak, mutlaka kazanacağız" diyerek bir nevi Kandil'e rest çekti. 

Gelişmeyle birlikte doğrudan isim zikredilmese de, başta Demirtaş olmak üzere kimi HDP'li siyasetçiler ile Kandil arasındaki uçurum iyiden iyiye derinleşti. Kimi mecralarda hem partiyi hem de Demirtaş'ı 'eleştiren' yazıların sayısı çoğaldı. 

Örneğin; Yeni Yaşam gazetesinde Salih Yılmaz, Demirtaş'ın HDP yönetimini aşarak açıklamalar yaptığını ve partiyi bağlayan tutumlar ortaya koyduğunu ileri sürdü; şöyle ifadeler kullandı:

"(...) HDP’ye oy deposu olarak bakan CHP ise bu tutumu HDP üzerinde bir baskıya dönüştürmeye çalışmaktadır. AKP-MHP ise zaten böyle bir durumun olmasını istemektedir. (...)"

"(...) 40 yıldır Türk devleti Kürt hareketini ve özgürlük mücadelesini zayıflatmak ve meşruiyetine halel getirmek amacıyla, bu tür çıkışların olması için çaba yürütmektedir. Fakat 40 yıldır Kürtler, yurtseverler, demokratlar, sosyalistler de buna karşı mücadele etmektedir. HDP de buna karşı mücadele ederek var olmuş ve mücadele ettiği için varlığını korumuş ve bugünkü gücüne ulaşmıştır. Bugün ortaya konulan kimi tutumlar ise bununla çelişmektedir ve en başta da HDP’ye zarar vermektedir. (...)”

Avrupa'da yayın yapan Yeni Özgür Politika'da Arzu Demir, siyasetçilerin "şiddete karşıyız" mesajlarını 'eleştirdi': "(...) Eğer Kürt gerillası bugün olmasaydı, HBDH politik askeri eylemler gerçekleştirmeseydi, o 'Her türlü şiddete karşıyız' korosu, açıklamalarını dahi yapacak bir mecra bulamazdı."

Veysi Sarısözen, aynı mecrada kaleme aldığı yazıda 'tepkisini' şöyle dile getirdi: "(...) O nedenle PKK’yi kınayarak durdurmaya çalışacağınıza Türk devletinin savaş macerasını önlemeye çalışınız. O zaman belki ‘vekil’ olabilirsiniz.” 

ANF Türkçe'de Doğan Çetin de benzer şekilde 'kınama' mesajlarını 'zavallılık' olarak niteledi: "(...) Bir de zavallı bir ‘kınamacılık’ denen yeni bir meslek türeterek faşizme karşı devrimcilerin en kutsal haklarını ellerinden alıyorlar."

SAFLAR NETLEŞİYOR: BARIŞ MI, SAVAŞ MI?

Kürt hareketinde 'yol haritasına' dair bir haftadır yaşanan tartışma, özetle böyleydi: Bir tarafta silahlı eylemleri savunanlar, diğer tarafta da demokratik siyasetin ilerlemesini isteyenler. 

Önümüzdeki süreçte; HDP ve Kandil'den gelecek mesajları ve 2019'da tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçimlerinde muhalefete karşı İmralı'da tecritte tutulan PKK lideri Abdullah Öcalan'dan mektup getirmekten 'çekinmeyen' iktidarın adımlarını izlemekte fayda var.