GERÇEK GÜNDEM - ‘‘Dokunulmazlıklar Anayasa’ya uygun şekilde kaldırılsaydı, bu her milletvekili için ayrı ayrı yapılacaktı ve bu süreç aylarca devam edecekti. Bunu göze alamadılar. Biz meydan okuduk onlar hile yaptı.’’

HDP’nin 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu olan kurucu eş başkanı Selahattin Demirtaş, bugünlerde piyasaya çıkacak ‘‘Demirtaş’ın Beyaz Sandalyesi’’ adlı kitapta Adalet Kalkınma Partisi’nin yaptığı dokunulmazlık düzenlemesini bu şekilde yorumluyor.

2011 yılından beri Demirtaş’ın basın danışmanı olan Zınar Karavil’in kaleme aldığı kitapta dokunulmazlıkların kaldırılmasına giden süreç ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Kitapta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘‘Allah’ın lütfu’’ olarak tanımladığı 15 Temmuz darbe girişiminin dokunulmazlıkların kaldırılmasında kaldıraç rol oynadığı vurgulanırken bazı CHP milletvekillerinin de AKP ve MHP’li milletvekilleriyle birlikte yasanın çıkmasına olanak sağladığı hatırlatılıyor.

31 Ekim 2016’da Cumhuriyet gazetesine yapılan ve Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Musa Kart, Güray Öz, Mustafa Kemal Güngör, Hakan Kara, Önder Çelik, Bülent Utku ve Turhan Günay’ın tutuklandığı operasyondan bir gün sonra partisinin grup toplantısında ‘‘Türkiye’ye alternatif bir demokratik iktidar seçeneği sunmamız lazım. Biz bu faşist bloğa mahkum muyuz’’ diyen Demirtaş, birkaç gün sonra tutuklanacağını biliyordu. Bu tutukluluğunu beklemek üzere Diyarbakır’a ailesinin yanına dönmeden önce aynı gün K24’ten Azad Altun’a verdiği röportajdan anlaşılıyor. ‘‘Allah izin verirse yatacağız. Bunun hukukla alakası yok. Bu bir siyasi intikam operasyonudur. İşlediğimiz bir suç yok. Yargılama makamlarının adil davranacağına dair bir beklentimiz yok’’ dedi ve ekledi: ‘‘Geri adım atmayacağız.’’

‘‘DEMİRTAŞ TUTUKLANACAKLARINA İLİŞKİN BİLGİYİ ÖNCEDEN ALMIŞTI; OPERASYONU 5/6 KASIM’DA BEKLİYORLARDI’’

Üç gün sonra Selahattin Demirtaş’ın kapısı çalındığında o telefondaydı. Ve telefonun karşı tarafındaki dönemin HDP İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder, ‘‘Beni almaya geldiler haberin olsun’’ diyordu. Zınar Karavil kitapta şöyle yazıyor: 

‘‘Aynı dakikalarda Demirtaş’ın eşi Başak, kızları Delal ve Dılda ile Diyarbakır’da yaşadıkları evin kapısı kar maskeli polislerce sert bir şekilde çalınıyordu. Demirtaş tutuklanacaklarına ilişkin bilgiyi önceden almıştı. Aslında operasyonu 5 ya da 6 Kasım’da bekliyorlardı. Son günlerde ailesiyle birlikte olmak istemişti. Cezaevine giderken yanında götüreceği eşyaları önceden ayırmıştı. Birkaç kitap da kıyafetlerinin yanında bekliyordu.’’

DEMİRTAŞ: ‘‘TARİHİN TAM OLARAK TEKERRÜR ETMESİNİ ENGELLEMEYE ÇALIŞACAKTIK, DİRENECEKTİK’’

Selahattin Demirtaş gözaltına alınma anına ilişkin kendisini en çok yaralayan durumu kitapta kendi sözleriyle şöyle anlatıyor:

‘‘Küçük kızım Dılda, ben tam kapıdan çıkarken ‘Baba gitme’ dedi. Kendimi zayıf hissettiğim tek an o andı diyebilirim. Dönüp Dilda’ya tekrar sarılarak ‘Döneceğim’ dedim. (Polislerin) Bana dokunmalarına, koluma girmelerine izin vermedim. Apartmanın önünde önce bir karmaşa yaşandı. Beni bindirecekleri aracı bulamadılar, biraz paniklediler. Sonra beyaz ve arkası kapalı bir pick-up geldi, ona bindim. Sağıma ve soluma birer sivil polis oturdu. Onlar bindikten sonra pick-up hızla çıkmak istedi ama birileri engel olmaya çalışıyordu. Kim olduklarını görmedim. Tarih tekerrür ediyordu. Ve halkımız çok üzülecekti. Zorlu bir sürecin bizi beklediğini biliyordum. Ama moralliydim. Tarihin tam olarak tekerrür etmesini engellemeye çalışacaktık. Hazırlıklıydık, direnecektik.’’

‘‘DİYARBAKIR EMNİYETİ’NE SALDIRI ÇOK AÇIK BİR PROVOKASYONDU’’

İstanbul’da gözaltına alınan dönemin HDP Eş Başkanı Pervin Buldan ile birlikte Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden adliye sevk edildikten hemen sonra emniyet müdürlüğüne yapılan bombalı saldırıda kitapta hatırlatılıyor.

12 kişinin yaşamını yitirdiği 100’den fazla kişinin yaralandığı saldırıyı Şubat 2021’de Ot dergisine Selahattin Demirtaş’ın şu sözlerle aktardığı anlatılıyor: ‘‘Bu saldırı çok açık bir provokasyon ve topluma dönük bir tehditti. Bu katliam, her kim kullanılmış olursa olsun, açıkça bizi tutuklatanların bir planlamasıydı. Amaçları çok ölümlü bir katliamla tutuklamaları aynı saate denk getirip şok durumunu derinleştirmekti. Eminim, bir gün bunların hepsi ortaya dökülecektir.’’

‘‘ARKA TARAFTA ÜÇ SİVİL ERKEĞİN OTURDUĞUNU GÖRDÜK, OLDUKÇA KARANLIK TİPLERDİ’’

HDP’nin eski eş başkanı tutuklanmaları sonrası Figen Yüksekdağ ile birlikte özel uçakla Diyarbakır’dan götürüldüklerini anlatırken kendileriyle aynı uçakta olan sivil giyimli üç ‘‘karanlık tip’’e dikkat çekiyor:

‘‘Tutuklama sonrası havaalanına geldiğimizde biri Türk Hava Yolları’na ait büyük bir uçak, bir de isimsiz ve kuyruk numarası olmayan küçük bir uçak pistte bekliyordu. Büyük olan uçağı tutuklanan diğer arkadaşlarımız için getirmişlerdi. Küçük olanı ise ben ve Figen Başkan için. Sivil bir kadın polis ve sivil bir erkek polis bizimle birlikte uçağa bindi. İçeri girdiğimizde arka tarafta üç sivil erkeğin oturduğunu gördük. Oldukça karanlık tiplerdi. Çok yorgun görünüyorlardı. Hemen uyukladılar ve yol boyunca uyanmadılar. Kimdiler ve uçakta ne işleri vardı, anlayamadım. Bizimle hiç ilgilenmediler. Sanki başka bir görevden İstanbul’a dönüyor gibiydiler.’’

‘‘TAM O SIRADA KAPIYI AÇTILAR, BİR ANDA HAYALET GÖRMÜŞ GİBİ OLDULAR’’

Demirtaş aslında Kandıra Cezaevi’nde götürüleceğini ama kendisine ‘‘son anda emir değişti’’ diyen Terörle Mücadele Müdürü’nün kağıdının üzerini çizerek Edirne yazdığını aktarıyor kitapta. HDP Eş Başkanı’nın Edirne Cezaevi’ne girişi de oldukça ilginç:

‘‘Edirne Cezaevi’nin önünde birkaç dakika gardiyanların kapıyı açmasını bekledik. Bu arada polisler sürekli demir kapıyı çalıyorlardı. Bir ara, ‘İçeride yoklar galiba. Gidelim’ diye espri yaptım. Tam o sırada kapıyı açtılar. Bir anda hayalet görmüş gibi oldular. Çünkü beni beklemiyorlardı. Son derece nazik davranarak işlemlerimi hızla bitirip kalacağım hücreye götürdüler beni. ‘Aç değilim’ dememe rağmen bolca yemek de bıraktılar. Çok yorgundum. On dakika sonra kıyafetlerim üzerimde uykuya daldım.’’