Türk lirasında yaşanan değer kaybıyla beraber ekonomik sorunlar her geçen gün daha da derinleşirken, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in "Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur" ifadesi yeniden kamuoyunda dillendirilmeye başlıyor.

Peki bu günümüzde ne kadar gerçekçi? ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü İktisat Programı Koordinatörü Doç. Dr. Emre Özçelik, siyasal, toplumsal ve iktisadi bu muhalefetin bu 'tencere - iktidar ilişkisi' konusunda fazla iyimser olduğu görüşünde.

Özçelik, doların 13.50, euro'nun 15.23 liraya ulaştığı şu günlerde Birikim Dergisi'nden Aybars Yanık'ın sorularını yanıtladı. Yanık'ın 'Tencere - iktidar' ilişkisiyle ilgili yönelttiği sorular ve Özçelik'in bunlara verdiği yanıtlar şöyle:

- “Tencere iktidarı götürür,” diye bir laf var malum. Ekonominin bozulduğu zamanlar, bunun siyasal alana yansımasını tarif eden bir cümle. Siyasal alana yansıması çok konuşuluyor ancak siyasal alanın hangi tercihlerinin ekonomiyi “bozduğu” konusunda kafalar biraz karışık gibime geliyor. Ekonomiyi hangi tercihlerin kötüleştirdiğine geçmeden önce, ekonominin kötüleşmesinden neyi anlamalıyız? Yani bahsedilen krizden neyi anlamalıyız; siz nasıl tanımlarsınız krizi?

Önce bu “tencere-iktidar” konusunu konuşalım mı biraz? “Tencere iktidarı götürür” sözüne dair geniş bir literatür var aslında. Gök kubbenin altında literatürü olmayan bir konu var mı acaba? “İktisadi oy verme” (economic voting) diye bilinen bir literatür bu. İşte, ekonomi iyi gidiyorsa seçmen sandıkta iktidarı ödüllendirir, kötü gidiyorsa cezalandırır. Basit, mantıklı, sezgisel olarak da saptanabilecek bir ilişki bu. Fakat literatürün dallanıp budaklandığı, can sıkıcı hale gelebildiği bağlamlar var. Örneğin, tencere-iktidar arasındaki ilişkinin beklendiği gibi oluşmasına mani olabilecek durumlar, koşullar var mıdır? Örneğin, seçimden iki-üç sene önce ekonomi çok kötüyken seçime bir yıl kala bir toparlanma başlarsa seçmen iki-üç sene önceyi mi daha baskın olarak hatırlar, yoksa son bir yılı mı? Seçmenin geçmişe bakışı yeterince geniş midir, yoksa uzak ve kötü geçmişi kolay unutup yakın ve iyi geçmişe odaklanarak mı oy verir?

Rekabetçi-otoriter/popülist rejimlerde bu ilişki nasıl seyreder? Bunlar önemli sorular ve çeşitli dönemleri, ülkeleri, ülke gruplarını içeren türlü türlü çalışma var. Literatürdeki bulgular genellikle tencere-iktidar ilişkisinin önemli ve belirgin olduğuna işaret ediyor olabilir, ama kayıtsız-şartsız bir mutabakat var mı, emin değilim.

'BU İHTİMALİ ES GEÇMEMEKTE YARAR VAR'

Siz şimdi bahsi buradan açınca, bir iki sene önce okuduğum, “tencere-iktidar” konusuyla ilgili bir yazı aklıma geldi. Dünyada otoriter/popülist eğilimlerin yükseldiği ve çok tartışıldığı bir devrede, The Economist dergisinde çıkmış, akademik literatüre de değinen bir yazıydı. Yazıda özetle diyor ki tencere-iktidar ilişkisi günümüzde eskisi kadar belirgin olmayabilir. Kimlik ve kültür meseleleri de son yıllarda önem kazandı; seçmenler ekonomik performansa doğrudan odaklanmak yerine, ekonominin kendi kimliklerini nasıl etkilediğine bakarak oy vermeye başlamış olabilirler. Bu ihtimali es geçmemekte yarar var.

'O NEDENSELLİĞİN 'KAYITLARI VE ŞARTLARI' ÜZERİNDE DAHA ÇOK KAFA YORMALIYIZ'

İktidara muhalifseniz ve ekonomi kötü gidiyorsa, “tencere-iktidar” ilişkisinde kayıtsız-şartsız ve güçlü bir nedenselliğe inanmak isteyebilirsiniz. Ama özellikle Türkiye gibi son yıllarda çok enteresan ve tuhaf bir vakaya dönüşen bir ülkede o nedenselliğin güçlülük düzeyi, tarihî eğilimden hızla ve önemli ölçüde sapabilir. Bir ihtimaldir bu. Bana öyle geliyor ki o nedenselliğin “kayıtları ve şartları” üzerinde daha çok kafa yormalıyız.

Mesela, rekabetçi-otoriter bir ülkede “iktisadi oy verme” ve “medya etkisi” konularına birlikte bakan bir çalışmadan bir süre önce haberim olmuştu.[3] O çalışmada incelenen rekabetçi-otoriter ülke Türkiye olduğu için konu bizim için daha ilginç hale geliyor. Alper Yağcı ve Cem Oyvat’ın o çalışmalarında önemli bulgular var. Birincisi, Türkiye’de iktidar medyası iktidar seçmeninin ekonomik performans algısını pekâlâ yönlendirebiliyor.

'İKTİDAR MEDYASINI TAKİP EDEN SEÇMEN, KRİZİ HİSSETSE DE ÜLKE EKONOMİSİNİN FENA DURUMDA OLMADIĞINA İNANABİLİYOR'

İkincisi, iktidar medyasını takip eden seçmen, kendi aile ekonomisinde krizi hissetse bile ülke ekonomisinin pek de fena durumda olmadığına inanabiliyor. Dahası ve bence en önemlisi, seçmen ekonomik performansı nasıl algılıyor olursa olsun, iktidar değişikliğinin ekonomiyi daha da kötüleştireceğine kanaat getirdiği için seçimde statükoyu, yani iktidarı desteklemeye yatkın olabiliyor. Bu sonuçları hem siyasal muhalefetin, hem toplumsal muhalefetin, hem de iktisadi muhalefetin ciddiye alması iyi olur bence.

- Bu “tencere-iktidar” konusunda Türkiye üzerine yapılmış başka çalışmalar da var mı?

Var. Hem de çok. Mülkiye’den Tuncer Bulutay, ta 1960’ların sonunda, 1970’lerin başında bu konuyla ilgili bir-iki yazı yazmış. Türkiye’de “iktisadi oy verme” konusuna ilk eğilenlerden biri, Tuncer Hoca galiba. Tabii sonraki dönemlerde, daha yakın geçmişte yapılmış çok sayıda çalışma da var. Bu konuyla ilgilenmiş, akla ilk gelen isimler şunlar mesela: Ali Akarca, Cem Başlevent, Ali Çarkoğlu, Yılmaz Esmer, Ersin Kalaycıoğlu; başkaları da vardır mutlaka. Benim ucundan kıyısından, “hobi” gibi ilgilendiğim bir alan bu. Anlayabildiğim kadarıyla, Türkiye üzerine yapılmış çalışmalarda ekonomik gidişatın iktidar partisinin oy oranı üzerinde belirgin bir etkisi olduğu bulundu genellikle.

'EKONOMİK PERFORMANS, İKTİDARI SANDIKTA CEZALANDIRMAK İÇİN BELİRGİN BİR SEBEP OLARAK KARŞIMIZA ÇIKIYOR'

Ekonomi-dışı faktörler de etkili olabiliyor, ama ekonomik faktörlerin etkisi genellikle beklendiği gibi ve önemli. Yani kötü ekonomik performans, iktidarı sandıkta cezalandırmak için belirgin bir sebep olarak karşımıza çıkıyor. Tarihsel olarak, Türkiye’de seçmenin ekonomik performansa epeyce duyarlı olduğuna dair genel bir bulgunun varlığından söz edebiliriz, sanırım.

'2012'DEN, 2013'TEN İTİBAREN HEM SİYASAL HEM DE İKTİSADİ GİDİŞAT BAKIMINDAN ÜLKENİN ÇİVİSİ ÇIKMAYA BAŞLADI GİBİ GELİYOR BANA'

Fakat benim merak ettiğim şu: Eskiden beri var olan bu güçlü ilişki son yıllarda, özellikle de 2016 darbe girişiminden sonra zayıflamış, aşınmış olabilir mi? Şimdi siz benimle söyleşiyorsunuz, ama ben de bu konuda, bahsettiğim uzmanlarla söyleşmek isterdim. Yaklaşık olarak 2012’den, 2013’ten itibaren, hem siyasal hem de iktisadi gidişat bakımından ülkenin çivisi çıkmaya başladı gibi geliyor bana. Çivisi çıkmaya başlayan bir ülkede, eskiden güçlü olan birtakım nedensellik ilişkileri pekâlâ zayıflayabilir, aşınabilir, hatta ortadan kalkabilir.

'LİTERATÜRDEKİ ESKİ VE GÜÇLÜ BULGULAR BIGÜN ESKİSİ KADAR GÜÇLÜ OLMAYABİLİR Mİ ACABA?'

Yani eskiden beri ekonomik performans iktidar partisinin oy oranını etkilemede başat bir faktördü ülkemizde, tamam. Ama çivisi çıkmış bir ülkede sosyokültürel kutuplaşmanın yükselişi, kimlikler-arası husumetin büyümesi, otoriterliğin ve popülizmin pekişmesi, ahbap-çavuş ekonomisinin kriz durumunda bile kendi çarklarını döndürmeyi sürdürebilmesi vesaire derken, aslında literatürdeki eski ve güçlü bulgular bugün, yani 2020’lerin bu ilk yıllarında artık eskisi kadar güçlü olmayabilir mi acaba? Şimdilerde, güncel anket sonuçları sorduğum bu soruyu “Bulgular hâlâ güçlü görünüyor” diye yanıtlamamıza yol açabilir. Ama bahsettiğim “çivisi çıkmış olma” koşullarında anket sonuçlarına ne ölçüde itimat etmeliyiz?

'MUHALEFETİ 'TENCERE - İKTİDAR İLİŞKİSİ KONUSUNDA FAZLA İYİMSER BULUYORUM'

Tamamen sezgisel olan şu görüşümü belirtmeme izin verin: Türkiye’de siyasal, toplumsal ve iktisadi muhalefeti bu “tencere-iktidar” ilişkisi konusunda fazla iyimser buluyorum. Cari muhalefette, ekonominin bozulmasının iktidarı neredeyse otomatik olarak düşüreceğine dair yaygın bir iyimserlik gözlemliyorum. O iyimserlik yeterince mesnetli mi? Bilemiyorum. Kuşkularım var.