CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde 3 kadın gazeteci; Zeynep Gürcanlı, Yıldız Yazıcıoğlu ve Nergis Demirkaya'nın KRT TV'deki Stüdyo Ankara programında sorularını yanıtladı.

Millet İttifakı'nın yol haritasını açıklayan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

Bizim Millet İttifakı dediğimiz 4 partimiz var; Demokrat Parti, Saadet Partisi, İyi Parti ve biz CHP. Seçim döneminde oldu. Yerel yönetimlerde böyle bir ittifak olmadı ama vatandaşın tabanda ittifakı oldu.

Yeni partiler kuruldu, Gelecek Partisi sayın Ahmet Davutoğlu'nun kurduğu, Deva Partisi sayın Ali Babacan'ın kurduğu. Biz demokrasiyi istiyoruz ama demokrasinin iskeleti ne olacak? Bunu 'güçlendirilmiş parlamenter sistem' olarak dillendiriyoruz.

Aşağı yukarı bugün ittifakın içinde olmayan, Deva ve Gelecek Partileri de diyorlar ki, evet güçlendirilmiş parlamenter sistem olmalı, Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı, Başbakan olmalı, Bakanlar parlamentodan seçilmeli, Bakanlar hesap verebilmeli, yargı bağımsız olmalı, bir partinin Genel Başkanı mahkemeye hakim tayin etmemeli, gazeteciler üzerinde baskı olmamalı, düşünce özgürlüğü olmalı, hapishaneler düşünce suçlularıyla dolu olmamalı, din ve vicdan özgürlüğü olmalı, insanlar inançları dolayısıyla hapislere atılıp ötekileştirilmemeli, farklı kimlikler bizim zenginliğimiz olarak kabul edilmeli, herkes eşit haklara sahip olmalı diyorlar.

Bu çalışmayı biz yapıyoruz, İyi Parti, Gelecek Partisi, Deva Partisi, Saadet Partisi, Demokrat Parti yapıyor. Önce her partinin kendi içinde çalışma yapması lazım haklı olarak. Genel Başkan düzeyinde değil de, Genel Başkan Yardımcısı düzeyinde arkadaşlar görüşüyorlar. Önce ilkeler üzerinde anlaşmamız lazım. Bu ilkeler netleştikten sonra da oturulur bir metin hazırlanır, 'Evet biz bu ilkelere uyuyoruz' derler. 

Vatandaş şunu görecek; biz Millet İttifakı olarak bir araya geldik, millete neyi vaadediyoruz... Bir de takvim vermemiz lazım. Samimi bir şekilde takvim vereceğiz ve şu süre içerisinde Türkiye'yi gerçek anlamda bölgenin yıldızı yapacağız, demokrasiyi getireceğiz diyeceğiz.

Nasıl Mustafa Kemal Atatürk Milli Kurtuluş Savaşı'nı verdiğinde bütün mazlum milletlere örnek olduysa, demokrasi konusunda da biz örnek olacağız. Otoriter rejime son verdik, ülkemize demokrasiyi getirdik diyeceğiz. Düşünebiliyor musunuz, çok farklı siyasi görüşü olan bir çok parti bir araya gelip demokrasi konusunda uzlaşıyoruz.

Kafamdaki düşünce bu, bunu paylaşıyorum siyasi parti liderleri ile. Onlar da aşağı yukarı aynı görüşteler. Vaktimiz var. İki ayağı bir pabuca sıkıştırmak gibi bir düşüncemiz yok. Daha sağlıklı, daha sakin, daha samimi oturup konuşmamız lazım. Millet İttifakı'nı oluşturan siyasi partilerin topluma karşı sorumlulukları var.

Biz bir parti mücadelesinden, partinin kazanmasından çok demokrasinin kazanmasını istiyoruz. Demokrasiyi getirdikten sonra zaten hepimiz güçlü olacağız. 

İttifak sürecini yürütmek benim için Türkiye'ye karşı duyduğum sorumluluk. Kadınların yüzü gülmüyor, çocuklar yatağa aç giriyor ve bu ülkede insanlar pazar artıklarından besleniyorlar. O fotoğrafların yüzde 100'ü kadınlar. Konteynerden çöp toplayan da, pazar artıklarını toplayan da kadınlar. Türkiye bu fotoğraflara layık mı? 21. yüzyılın Türkiyesinde insanların pazar artıklarından beslenmemesi lazım.

Böyle bir Türkiye'de siz bütün partileri dışlayarak 'Ben demokrasiyi getireceğim' dediğiniz zaman aslında söylemlerinizde samimi olmadığınızı itiraf etmiş olursunuz. Demokrasi sadece benim sorunum değil. Bu ülkede siyaset yapan herkesin sorunu. Saadet Partisinin de, İyi Partinin de Gelecek'in de sorunu... Bütün partilerin sorunu demokrasi. 

Demokrasiden ne anlıyoruz? Sürekli gelişen kavram olmakla birlikte, yargı bağımsızlığını anlıyoruz, düşünce özgürlüğünü anlıyoruz, din ve vicdan özgürlüğünü anlıyoruz, özel hayatın gizliliğini anlıyoruz. Bütün bunlara baktığımız zaman, demokrasisi gelişmiş bütün ülkelerdeki standartları kendi ülkemize getirmek istiyoruz. Ortak paydayı oluşturduktan sonra onun üzerinde siyaset yaparız. Görüş ayrılıkları olur, insanlar birbirlerini eleştirirler, bunların hepsi olur. Ben bu sorumluluğu hissederek siyaset yapıyorum.

Olay bir CHP olayı değil, olay bir Türkiye olayıdır. Partimizin tabanı, Milletvekillerimiz bu gerçeği çok iyi biliyorlar. En küçük ilçemizden en büyük ilimize kadar örgütlerimiz böyle çalışıyor. Onlar benim ne yapmak istediğimi gayet iyi biliyorlar. Ben bu ülkeye demokrasiyi getireceğim. Bu ülkeye demokrasi gelecek. Bu ülkede kadın - erkek eşitliği olacak.

Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Bu ülkede vatandaşa hakça davranacak. Bir siyasi parti liderini eleştirdi diye insan hapse atılır mı Allah aşkına? Sabahın 6'sında 50 tane polisle kapıyı kırıp içeri mi girilir?

Öğrenciler 'Bu rektörü istemiyoruz' dediklerinde gözaltına alınıp çıplak aramadan geçirilir mi? Anlatmakta bile zorlanıyorum. Bunlar olmamalı. Bunların olduğu bir Türkiye'de biz kalkıp parti kavgası içerisine girersek büyük yanlış yapmış oluruz. Dikta heveslilerinin bir anlamda amacına ulaşmalarına yol vermiş oluruz. Böyle bir tabloyu asla kabul etmiyoruz.

Ne olursa olsun Türkiye'ye demokrasiyi mutlaka getireceğiz. Emin olun, demokrasiyi getirdiğimiz andan itibaren de hepimiz rahatlayacağız, güleceğiz, sokaklarla caddelerde gezeceğiz, konuşacağız, espriler yapacağız, fıkralar anlatacağız, eleştireceğiz. 

13. yüzyıldaki Anadolu aydınlanmasına bakın, geldiğimiz günün Türkiye'sine bakın. Olacak şey değil, akıl alacak şey değil ama çözeceğiz.