CHP Sözcüsü Faik Öztrak basın açıklaması gerçekleştirdi. 

Öztrak, "Metal yorgunu şahsım hükümetinin, artık beyin ölümü gerçekleşti. Milletimizi daha fazla yormayın." ifadelerini kullandı.

Faik Öztrak'ın açıklamasının satır başları şöyle oldu:

Dün Bitlis’ten gelen acı haberle hepimiz sarsıldık. Askeri helikopterimiz düştü, 11 Mehmetçiğimiz şehit oldu. Şehitlerimiz arasında 8’inci Kolordu Komutanımız, Korgeneral Osman Erbaş da var. Milletçe yüreğimiz dağlandı. Biraz önce ebediyete uğurladığımız Kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, Acılı ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne Ve milletimize başsağlığı ve sabır, Kazada yaralanan askerlerimize acil şifalar diliyoruz.

Milletimiz, ülkemiz büyük bir buhran yaşıyor. Bir yanda “ekonomik kriz”, Diğer yanda “devlet krizi” , Ve bir de bunun üstüne gelen “salgın” , Milletimizi perişan etti, ediyor. Elbette bu buhran bir günde olmadı. Bunun bir safahatı, bir evveliyatı var. Hafızayı beşer nisyan ile maluldür.

Onun için hafızaları tazelemekte de her zaman yarar vardır. AK Parti bundan tam 19 yıl önce 2002’de, Büyük bir ekonomik krizin ardından hükümete geldi. Koltuğa oturduğunda, Tüm dünyaya güven veren, Güçlü bir ekonomik programı önünde buldu. Ekonomide yol temizliği yapılmış. 1990’ların kiri pası büyük ölçüde temizlenmiş, Batık bankalar sistemden ayıklanmış, Ekonomi yeniden büyümeye başlamıştı. Uluslararası kabul görmüş, Saydamlık ilkelerine uyan, Tüyü bitmedik yetimin hakkını koruyan, Bir Kamu İhale Kanunu çıkarılmıştı. Siyasetçinin, Ekonominin günlük işleyişine müdahalesini engelleyecek, Düzenlemeler yapılmıştı.

Mali disiplin, Güçlü özerk kurumlar, İçsel tutarlılık, Öngörülebilirlik, Yönetimde liyakat ve saydamlık, Ekonomide güven duygusunu yeniden güçlendirmişti. Milletimiz krizden çıkmak, 1990’ların kirinden, pasından kurtulmak için, Büyük bedeller ödedi. Ben de bu programın teknik çalışmalarını yürüten takımda, Hazine Müsteşarlığı yaptım. Attığımız çapalar sağlam kalır diye düşündüm “Türkiye gemileri yaktı. Artık geriye dönüş yok” dedim. Ama yanılmışım.

Ülkeye Kral olmak isteyenler, Kural falan tanımadılar, Ülkede taranmadık tek bir çapa bırakmadılar. Kuralsızlık ve çürüme, Kamu İhale Kanunu’ndan başladı. 2003’ten sonra bu Kanunda, Tam 58 defa değişiklik yapıldı. Yani Kanun, ortalama her dört ayda bir değiştirildi. İkincil mevzuattaki değişiklikleri saymak ise mümkün değil. Atalarımız “Bir dirhem et, bin ayıp örter” der. Erdoğan’ın şahsım hükümetlerinin ekonomideki ayıplarını da, 2002’den sonra başlayan Ve bize benzeyen tüm ekonomilere akan, O güne kadar dünyada görülmemiş, Küresel sermaye bolluğu örttü. 2008-2009 yıllarında, Küresel krizle birlikte para muslukları kapandı. Ama 2009’dan sonra, Bizim gibi yükselen ekonomiler için, Tekrar sonuna kadar açıldı. Gelişmiş ülke merkez bankalarının, 2008’in ilk aylarından 2013 ortalarına kadar, Piyasalara sürdüğü 6 trilyon dolar, Bize benzeyen ekonomilere ve bize sel oldu aktı. Erdoğan’ın şahsım hükümeti bu yalancı bahara kandı, Ekonominin yapısal dayanıklılığını artıracak adımlar atmak yerine, Borçla ekonomiyi şişirdi. Bunu da büyüme sandı.

Ekonomide daha önce inşa edilen tüm koruma kalkanlarını indirdi. Döviz geliri olmayan şirketlere, 2009’da dövizle borçlanma izni verildi. Kendilerini çok uyardık. “El atına binen tez iner” dedik. Bizi dinlemediler. Türk şirketleri 2009’dan itibaren, Dünyada, Yabancı para borcu en hızlı artan şirketler arasına girdi. Ülke döviz kurundaki dalgalanmalara karşı, Son derece hassas hale geldi. O günden itibaren, Dünyanın en kırılgan beş ekonomisi arasından hiç çıkmadık. Ekonomi baş aşağı gitmeye başladı.

Diğer taraftan, Bugün yaşadığımız derin devlet krizinin taşları, 2008-2009’dan sonra Erdoğan tarafından döşendi. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla, Yurtsever, liyakatli komutanlarımız tasfiye edildi. 12 Eylül 2010 Referandumu’nda, Bugün “FETÖ”, “terör örgütü” dedikleri ortaklarıyla birlikte, “Ölüleri mezarından kaldırıp” Anayasa’yı değiştirdiler. Sonrasında, ülkemizin; “Askeriyesi”, “Adliyesi”, “Mülkiyesi” tamamen FETÖ’ye teslim edildi. Bunlar yaşanırken kendilerini hep uyardık. Bizi yine dinlemediler. Onun yerine Pensilvanya’yı tavaf ettiler. 2013’te “yolsuzluk dosyaları” ortalığa saçıldı. Aynı yağmurda beraber ıslanan ortakların arası açıldı. 2014’ten itibaren de Erdoğan’ın tek bir önceliği oldu: “Tek Adam Vesayet Rejimini inşa etmek.” Bunun için İmralı’da, Dolmabahçe’de masalar kuruldu.

Erdoğan masalarda kimin nerede oturacağına kadar ilgilendi. Yetmedi, “Terör örgütünün faaliyetlerine müdahale etmeyin” diye, Valilere talimat verdi. Biz uyardık: “Gizli saklı iş tutmayın. Bu mesele çözülecekse, Meclis’te çözülecek” dedik. Bizi yine dinlemediler. Erdoğan ne zaman ki, “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışını duydu.

Kendi kurduğu masayı dağıttı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde, Milletimiz kendisine tek başına iktidarı vermedi. Erdoğan, koalisyon görüşmelerini yokuşa sürmek için, Elinden geleni yaptı. Bir yandan da ülke tarihinin, En karanlık ve kanlı dönemlerinden biri yaşandı. Başkentimizde Gar Meydanında bombalar patladı. Ülkemiz kana bulandı. Milletin güvenlik endişeleri, Özgürlük ve refah taleplerinin önüne geçirildi. Kasım ayında seçim tekrarlandı. Erdoğan demokrasinin genleriyle oynayarak, Kaybettiği seçimi 5 ay sonra kazandı.

Bir yıl sonrada Erdoğan’ın eski yol arkadaşları, Hain bir darbe girişimine yeltendi. Milletimiz o gece devletini sokaklardan topladı. Türkiye görülmemiş bir devlet krizinin içine düştü. Erdoğan tarafsız bir Cumhurbaşkanı olarak, Tüm milletle kucaklaşmak yerine, Tek adam vesayet rejimini inşa etmek, Partisinin Genel Başkanlığını almak, Şahsım Hükümetini kurmak için, 15 Temmuz’u siyasi bir lütuf olarak gördü. Şerden hayır çıkarmak yerine, 20 Temmuz’da OHAL ilan edildi, Sivil darbe oldu.

Tüm evrensel demokrasi kurallarına aykırı olarak, OHAL koşullarında yapılan, 16 Nisan 2017 Mühürsüz, Şaibeli Referandumuyla, Anayasamız bir kez daha değiştirildi. Anayasa ile beraber en az 100 yıllık Hükümet sistemi de değişti. Milletten “Verin kardeşinize şu yetkiyi, Ondan sonra faizle, şuhunla, bununla Nasıl uğraşılır görün” diyen Erdoğan, 24 Haziran 2018’de çok istediği Şahsım Hükümetine kavuştu.

Ama bütün bu yapılanlardan sonra, Erdoğan’ın dostum dediği Trump’ın, Attığı bir tweet mesajı, Borç yükü altında ezilen, İçsel dayanıklılığını yitirmiş bir ekonomide, Kuralsızlıkla, disiplinsizlikle, liyakatsizlikle malul devlet düzeninde, Ciddi bir ekonomik dalgalanmayı tetiklemeye yetti. 15 Temmuz’u “Allah’ın bir lütfu” olarak gören Erdoğan, Bu tarihten sonra, Zaten hiçbir zaman sevmediği, Kuraldan, saydamlıktan, hesap vermekten de tamamen uzaklaştı. “Liyakat değil, sadakat” dedi. Paralel bütçelerle, Adrese teslim ihalelerle, Kamu Özel İşbirliği projeleriyle mali disiplini alt üst etti, bitirdi.

En sonunda Merkez Bankası kasasında duran, Milletin hini hacette kullanılacak yedek akçesi, Döviz rezervleri de bu keyfilikten nasibini aldı. Merkez Bankası'nın kasasındaki 128 milyar dolar, Buhar oldu. Bu işlerden sorumlu Damat Bakan da istifa edip yok oldu. Merkez Bankası daha öncede, Döviz piyasalarına müdahalede bulunmuştu.

Doğrudan müdahale etti, ihale düzenledi. Ama bunların hepsi kamuoyuna açıklandı. Ancak27 Nisan 2016’dan sonra, Bu ülkede Merkez Bankası da hesap vermez oldu. Biz, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kasası, Recep Tayyip Erdoğan’ın Ya da damadının şahsi kasası değildir” dedik.

“Bu işlemlerin hesabının, Mutlaka millete verilmesi gerekir” dedik. O gün bugündür de bu hesabın peşindeyiz. Dün açıklandı… 26 Şubat itibariyle Merkez Bankası’nın Net Rezerv Hesabı 42,5 milyar dolar açık veriyor. Yetkililer, “Rezervler istikrar kazandı” diyormuş. 40 milyar dolardan fazla açık veren bir rezerv hesabı söz konusuysa, İstikrar bunun neresinde? Değerli Basın Mensupları, Bu buhran bir günde olmadı.

Bu millet Erdoğan’ın istediği her yetkiyi kendisine verdi. Ama Erdoğan’ın Şahsım Hükümetiyle beraber, Hem ekonomik kriz, Hem de devlet krizi her gün daha da derinleşti. Ülkemizin neşesi, huzuru, bereketi kaçtı. İşimiz, aşımız, ekmeğimiz küçüldü. Bunu ben demiyorum.

Erdoğan’a bağlı TÜİK’in rakamları diyor. Tek Adam Vesayet Rejiminin inşasına başlandığı 2014’ten bu yana, Milli gelirimiz tepetaklak aşağı gitti. 2013’te 958 milyar dolar olan milli gelir, 2020’de 717 milyar dolara kadar düştü. 2008’deki milli gelirin bile gerisine düştük.

Erdoğan’ın “milleti uçuracak” diye pazarladığı Tek Adam Vesayet Rejiminin inşa sürecinde, Ekonomi patinaj yaptı. Milli Gelir sürekli geriledi, Milletin cebinden 7 yılda 241 milyar dolar uçtu. Böyle bir gerilemeyi bu millet daha önce hiç yaşamadı. Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti milletimizin sadece aşını değil, İşini de elinden aldı. 2018’deçalışan sayımız 28 milyon 834 bin kişiydi. Şimdi çalışan sayımız27 milyon 140 bin kişi. Erdoğan Şahsım Hükümeti iş başı yaptı, Çalışan, işi gücü olan 1 milyon 694 bin yurttaşımızı, İşinden ekmeğinden etti. Gerçek işsiz sayısı 11 milyonu aştı. Ve daha da kötüsü işsizlik katılaştı.

Milletimizi, yeniden işe girememe, Eski gelirine ulaşamama korkusu aldı. Bir yıl ve daha uzun süredir iş bulamayan yurttaşlarımızın, İşsizlerimiz içindeki payı giderek arttı. 2018’de her 100 işsizden 22’si Bir yıl ve daha fazla süre işsizdi. 2020’de bu oran yüzde 25’i aştı. Artık ülkemizde, Her dört işsizden biri, Bir yıl ve daha uzun süredir işsiz. Bu insanlar ne yer, ne içer? Erdoğan’ın umurunda bile değil. Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti, Milletimizi kış gününde soğan, patates kuyruklarına, İşsizlik kuyruklarına soktu.

Çöp konteynerlerinden, Pazar atıklarından beslenen yurttaşlarımızın görüntüleri, Vakayı adiyeden oldu. Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti döneminde; Liyakate değil sadakate değer veren, İstişare yerine, “benim aklım yeter” diyen, Kurala göre değil, Saray’ın keyfine göre yönetilen ülkemiz, Büyük bir buhranın içine sürüklendi. Değerli Basın Mensupları, Milletimiz hayat pahalılığı altında inim inim inliyor. Tabeladaki enflasyon yüzde 15’in üzerine çıktı.

Türkiye dünyada enflasyonu en yüksek 15 ülke arasına girdi. Rakiplerimiz Nijerya, Haiti, Etiyopya. Ama bu da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla… Resmi enflasyon yüzde 15, Bağımsız iktisatçıların enflasyonu bunun iki katı, Milletin hissettiği enflasyon ise yüzde 50-55. Son bir yılda, ayçiçek yağı yüzde 55 Mısırözü yağı yüzde 54 Portakal yüzde 54 Yumurta yüzde 50 Mercimek yüzde 50 zam gördü. Geçen yıl, En düşük emekli aylığını alayiş valayişle 1.500 lira yapılar. Şimdi resmi rakamlara göre enflasyon yüzde 15’i geçti, Ama en düşük emekli aylığı hala 1.500 lira.

Aksaray’da emekli bir yurttaşımızın, Genel Başkanımıza dediği gibi “Böyle bir oyun şeytanın aklına gelmez.” Bugün marketlerde bebek mamalarına alarm takılıyorsa, ayçiçek yağı tek taş pırlanta muamelesi görüyorsa, Millet hayat pahalılığı altında inim inim inliyorsa, Bunun sorumlusu Erdoğan ve onun Şahsım Hükümetidir. Bunları yaşayan Polatlılı bir besicimiz, “Biz Kral istemiyoruz, Kural istiyoruz” dedi.

İşte bunun adı Anadolu irfanıdır. Hiçbir kural tanımayan Erdoğan, şimdi çıkmış, “Gelin Anayasayı bir kez daha değiştirelim” diyor. Sayın Erdoğan, Ne zaman Anayasa derse kazanan o, Kaybeden ise milletimiz oldu. Milletimiz sabırlıdır. Ama artık milletimizin istiap haddi doldu, taştı. Tek Adam Vesayet Rejiminin Ve Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin raf ömrü doldu.

Saray, Bu hafta “İnsan Hakları Eylem Planı” açıkladı. Millet dönüp, bakmadı. Tınmadı bile. Çünkü milletimizin artık lafa karnı tok. İcraat görmek istiyor. Esnaflarımız borç değil, gelir desteği istiyor. Çiftçilerimiz borçlarının faizsiz yapılandırılmasını istiyor. İşçilerimiz insanca yaşayacağı bir ücret istiyor. İşsizlerimiz iş istiyor. Gençlerimiz bu ülkede güzel bir gelecek istiyor. Analar babalar evlatlarının yüzü gülsün istiyor. Bu ülkeyi 19 yıldır kim yönetiyor? Erdoğan. Bu 19 yılda ülkemizde, İnsan haklarına saygı yoksa Adalet yoksa Hukukun üstünlüğü yoksa Millete hesap verme yoksa Bunun sorumlusu kim?

Elbette Erdoğan. İnsan hakları evrenseldir. Herkes doğduğu anda bu haklara sahip olur. Ama 19 yıldır ülkeyi yöneten Erdoğan, İnsan haklarından, adaletten dem vururken, Çiçek ile dikeni ayırmaktan bahsediyor, “Çiçeğe su vermek adalet, Dikene su vermek zulüm” diyor. Kimin çiçek, kimin diken olduğuna karar vermek kimin haddine? Hz. Mevlana ne güzel demiş: “Kardeşim sen düşünceden ibaretsin, Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür, gülistan olursun, Diken düşünür, dikenlik olursun.” Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı, eserinde…

Değerli Basın Mensupları, Sorunları doğru teşhis etmeden, Doğru tedavide bulunmaz. Sorunun kaynağı bellidir. Sorunun kaynağı; Tüm gücü tek bir kişinin elinde toplayan, Ülkede denge ve denetimi bitiren, İstişareyi kaldırıp, tek aklı, kibri egemen kılan, Liyakat yerine sadakati, Kural yerine, keyfiliği esas alan, Erdoğan’ın Ucube Tek Adam Vesayet Rejimidir. Artık “Harç bitti. Yapı paydos” deme vakti geldi. İki yılda, Bu rejimin, bu hükümetin Millete verecek bir şeyinin olmadığı görüldü.

Metal yorgunu Şahsım Hükümetinin, Artık beyin ölümü gerçekleşti. Milletimizi daha fazla yormayın. “Fişi çekmesi için” Biran önce milletin hakemliğine başvurun. Ama onlar, İşi gücü bırakmış Tüm engellemelerine rağmen, Milletimize tıkır tıkır hizmet veren CHP belediyelerine, Takır, tukur saydırıyorlar. Kıskanmayın. Haset etmeyin. Nazar etmeyin. Çalışın sizin de olur. Sayın Erdoğan, Kibre düşüp, kimseye ömür biçmeye kalkmayın. Hele hele Cumhuriyet Halk Partisi’ne ömür biçmeye hiç kalkmayın. Cumhuriyet Halk Partisi avukatlık bürolarında kurulmadı. Sürekli gömlek değiştirenler tarafından da kurulmadı.

Bizim partimizde Allah’a şükür BOP eş başkanı yok. Egemen güçlerin mal varlığı üzerinden Şantajına boyun eğen Genel Başkan yok. Cumhuriyet Halk Partisi, Kurtuluş Savaşı meydanlarında, Bu ülkenin büyük önderi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruldu. 1946’dan sonra sayısız parti geldi, geçti. Ama kökleri Kuvayımilliye’ye Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine uzanan, Asırlık çınarımız hep buradaydı. 12 Eylül Darbesi bile bu çınarı yıkamadı. Bizim tavsiyemiz, Ulu Çınar CHP’ye ömür biçmeye cüret etmeyin, Sayılı günü kalmış Şahsım Hükümetinizi, Sebep olduğunuz buhranı, Milletimize yaşattığınız acıları hafifletmek için çalıştırın.

Ve şunu hiç unutmayın; Partileri millet açar, millet kapatır. Değerli Basın Mensupları, Biz, kendimize güveniyoruz. Biz, milletimizin sıkıntılarını bitirmeye talibiz. Cumhuriyet Halk Partisi ülkeyi yönetmeye hazırdır. İktidar Kurultayımızı yaptık. Tüm delegelerimizin oylarıyla, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizi kabul ettik. Vizyonumuzu, ülkemizin sorunlarını nasıl çözeceğimizi Bu beyannameyle tüm dünyaya ilan ettik. Ülke yönetiminde temel prensibimiz; “Yurtta barış, dünyada barış” olacaktır. Biz şuna inanıyoruz; Birlikten kuvvet doğar.

Bu ülkede demokrasiye inanan milletimizle, Kimseyi ötekileştirmeden, Dışlamadan, Herkesi kucaklayarak, Yeni ve Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejimi, Mutlaka bu ülkeye getireceğiz. Cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandıracağız. Tarafsız Cumhurbaşkanlığı makamı, Milletimizi kucaklayacak, Devletimizin birliğini temsil edecek. Bizim yönetimimizde, Devlet vatandaşına hesap sormayacak, Devlet vatandaşına hesap verecek. Kurallı ve öngörülebilir bir yönetim olacağız. Bunu güçlü kurumlarla yapacağız. Gücü; “Yasama”, “Yürütme”, “Yargı” arasında dengeli dağıtacağız. “Bağımsız ve güvenilir yargı” olmazsa olmazımızdır.

Hâkimler Savcılar Kurulu üzerinden, Siyasetin gölgesini kaldıracağız. Hâkimlerin ve Savcıların işe alımında “Mülakat sistemini” kaldıracağız. Hâkimler ve Savcılar katı bir liyakat sistemiyle işe alınacak. Ekonomik günlük işleyişi üzerinden Siyasetin gölgesini kaldıracağız. Merkez Bankası bağımsızlığını güçlendireceğiz. Merkez Bankası Başkanının keyfi kararlarla, Görevinden alınmasını engelleyeceğiz.

Uluslararası kabul gören bir “Yolsuzlukla Mücadele Eylem Planı’nı” hayata geçireceğiz. Siyasetin finansmanını saydamlaştıracağız. Kara paranın aklanmasını engellemek için, Mevzuatımızı Birleşmiş Milletler standartlarına, Uyumlu hale getireceğiz. Dürüst mükellefi ödüllendirecek mekanizmalar kuracağız. Başta Kamu-Özel İşbirliği Ve Türkiye Varlık Fonu gibi, Bütçe dışı uygulamalara son vereceğiz. Yeni dönemde, Büyükelçilik makamını, Siyasi arpalık olmaktan çıkaracağız. Bu makamı liyakat ve kariyer makamı haline getireceğiz.

Küresel ve bölgesel diplomasiye hız vereceğiz. Dış politikamızı iki stratejik aks üzerine inşa edeceğiz: Devletimizin bekası, Milletimizin refahı. Biz Doğu Akdeniz’de uluslararası işbirliklerini önemsiyoruz. Milli çıkar ve menfaatlerimize halel getirmeden, Bu bölgeyi, bir refah ve zenginleşme alanı olarak görüyoruz. Türkiye, bu yakın coğrafyamızın en büyük Ve en olgun ekonomisidir. Körfez ülkelerinden başlayarak, Doğu Akdeniz’e kadar uzanacak “Refah Hilalinde” , Türkiye’yi önemli bir aktör haline getireceğiz. Mersin, Ceyhan ve İskenderun Körfezi’ni, Tüm Doğu Akdeniz’in Rotterdam’ı yapacağız. Suriye’de normalleşmenin hızlanmasına katkı vererek, Misafir ettiğimiz 4 milyon Suriyeliyi Güven içinde ülkelerine göndereceğiz.

Milli çıkarlarımız ve karşılıklı menfaat temelinde, Bölge ülkeleriyle bozulmuş ilişkilerimizi onaracağız. Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurulmasına, Öncülük edeceğiz. Dünyadaki dönüşümleri izlemek, Ortaya çıkan fırsatları, Ülkemizin potansiyeliyle buluşturmak üzere, Başbakanlığa bağlı “Stratejik Planlama Teşkilatı’nı” kuracağız.

Özellikle iki sorun, Yakın dönemde ekonomimiz üzerinde baskı yaratacaktır. Bunlardan ilki “katılaşan işsizlik”, İkincisi ise “mali durumu sürdürülemez şirketler.” İşsizliği azaltmak üzere, İddialı bir “istihdam stratejisi” uygulayacağız. Maliye politikasındaki manevra alanını, Bu amaç çerçevesinde hedef odaklı Ve belirli bir program çerçevesinde kullanacağız. Özellikle küçük esnaflarımızın ve çiftçilerimizin yanında olacağız. Esnafımızın, çiftçimizin borçlarının faizlerini sileceğiz. Anapara borçlarını uygun vadeye yayacağız. Üreteceğiz, birlikte zenginleşeceğiz. Aile Destekleri Sigortası’nı kurarak, Herkesin büyüme sürecinden hak ettiği payı almasını sağlayacağız. Bankacılık sistemimizi, Uluslararası standartlarda stres testleri uygulayarak izleyeceğiz.

Mali durumu sıkıntılı, Ancak geleceği ve potansiyeli olan şirketlerimizle, Küresel değer zincirlerinde yer bulacak şirketlerimizi, Kalkınma Planlarımızdaki öncelikleri de dikkate alarak Destekleyeceğiz. Ekonomideki kıt kaynakları çekip, tüketen zombi şirketleri ise, Sistemin dışına hızla taşıyacak düzenlemeleri de yapacağız. Biz tüm bu politika setini “Üç Yeni” ile özetliyoruz. Yeni kadrolar, Yeni kurallar, Yeni kurumlar! Biz hazırız. Cumhuriyet Halk Partisi hazır. Kendimize güveniyoruz. Artık milletimiz, Sandığın önümüze gelmesini sabırsızlıkla bekliyor.