İYİ Parti'li Erzurum Milletvekili Naci Cinisli ve Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ortak basın açıklaması düzenleyerek tarım hakkında açıklamalarda bulundu.

İYİ Parti'li vekillerin yaptığı ortak açıklama şöyle:

"Ülkemize Covid 19 musibeti gelmeden sorunun büyüklüğüne, önemine binaen yaptığımız açıklamalarda bu sorunun yalnızca bir sağlık meselesi olmadığını ayrıca çok büyük bir ekonomik mesele haline geleceğini de söylemiştik. Ekonomik sektörlerin en önemlisi de tarım sektörüdür.

Biz tarımı stratejik bir sektör olarak görüyoruz. Tarımımızın şu haliyle milli güvenlik sorunu haline geldiğinden bahsedebiliriz. 8 aydır yaptığımız çalışmalarımızı kamuoyuna açıkladıktan sonra memnuniyetle görüyoruz ki, iktidarı paylaşan partiler de bizim tespitlerimize kulak veriyorlar ve yaptıkları bazı yayınlarda bizim bu tespit ettiğimiz konuları dillendirdiler ki, biz bundan memnuniyet duyuyoruz.

TARIM BAKANLIĞI TARIMIN BAŞ AKTÖRÜ DEĞİL

Şu anda çiftçilik zarar edilen bir sektör haline gelmiştir. Tarım Bakanlığı tarımımızın baş aktörü değildir. Bakan düzeyinden başlayarak tarım sektörü ile ilgilisi olmayan üst düzey yöneticileri barındıran bir bakanlığımız var. Tarım Bakanımızın tarımla ilgili olmadığını kendisi de söylüyor. Üst düzey yönetimde de çok hızlı bir rotasyon görüyoruz.

Erzurum’da şu anda tarımdan geleceğini bekleyen ailelerin sayısı çok azaldı. Birkaç nesil tarımdan geleceğini sağlayan aileler varken bugün maalesef tarım sektörü bugün gününü kurtarmak için yapılan iş haline gelmiştir. Erzurum’un sorunu ile tarımda en gelişmiş teknolojilerle çalışan mesela Adana’daki çiftçinin sorunu farklı değil, ortak nokta para kazanamamak. Para kazanamamak demek tarımdan uzaklaşmak demek. Tarım nüfusumuz çok geriye gitmeye başladı, yaş ortalaması 52-53 oldu.

SENELERDİR ÇİFTÇİYE KUMAR OYNATIYORUZ

Neden kar garantili tarım yapılmasın, doğru organize edilmiş bir tarım sektörü Türkiye’nin ekonomisine çok fazla katkı sağlayacaktır. Şu andaki sektörler arasındaki en fazla geri dönüşüm sağlayacak sektörü tarım sektörü olarak görüyoruz. Fakat biz senelerdir çiftçilerimize kumar oynatıyoruz. Çiftçilerimiz ektiği ürünün haşatını yapmadan kaça satacağını, zarar edip etmeyeceğini bilmeden, kime satacağını bilmeden onlara iş yaptırıyoruz. 2001 yılından beri Türkiye’de tarım sayımı yapılmamıştır. Bunlar ülkemiz açısından çok acı tablolardır.

Eskiden köylerimizin her biri birer üretim üssüydü, üretimimize katkı sağlayan önemli yerlerdi. Pek çok köyü boşaltarak aslında binlerce fabrikayı kapattık. Her köylüyü artık çiftçi olarak göremiyoruz, köylerdi de artık üretim üssü olarak göremiyoruz. Biz çiftçimizi bir girişimciden farklı görmüyoruz, sanayiciden farklı görmüyoruz. Seçim kazanabilmek uğruna şehirleri köylerimize kadar taşımak son derece sakıncalıdır. Bugün bu sıkıntıyı tarımdaki halimizle çok net olarak görüyoruz.

“BALKONUNUZDAKİ SAKSIYI BİLE EKİN. BOŞ TOPRAK PARÇASI KALMASIN.”

Bizim parti olarak bir sloganımız var: “Balkonunuzdaki saksıyı bile ekin. Boş toprak parçası kalmasın.” diyoruz. Bir toplulaştırma yapıldı malumunuz. Biz toplulaştırmayı bir tarımsal destek olarak göremedik maalesef. Toplulaştırmalar şu anda âdeta kadastro yenileme gibi duruyor. Normal şartlarda yapılamayacak olan kadastro yenilemeleri toplulaştırma adı altında şu anda yapılmaktadır. Biz bu toplulaştırmaların sakıncalarına farklı farklı bölgelerimizde şahit olduk. Bunun yerine arazi kullanımı, üretim destekli planlama ile arazi kullanımını çiftçilerimize sunmamız gerekir.

BUGÜN ÇİFTÇİMİZ 130 MİLYARDAN DAHA FAZLA DEVLETTEN ALACAKLIDIR

Çiftçimiz büyük sorunlarından biri de kredi borçlarıdır. Kredi borçları bugün 130 milyar liraya dayandı. Bununla beraber çiftçimizin 2006 yılından beri alması devlet tarafından alması gereken paranın ödenmediğini görüyoruz. Bugün çiftçimiz 130 milyardan daha fazla devletten alacaklıdır.

Pandemi sürecinden sonra vahim bir durum ortaya çıktı. Malumunuz ithalat yaptığımız ülkeler, haklı olarak ihracat yapmaktan vazgeçtiler. Çünkü onlardaki tarım faaliyetleri de azaldı ve kendi halklarını beslemek, kendi kendilerine yetebilmek için ihracat yapmaktan vazgeçmeye başladılar. Biz bugün dolarımız olsa bile halkımızı Allah korusun açlıkla bırakabiliriz. Bu yalnızca iktidarın değil bizlerin de sorunudur.

“AİLE İŞÇİSİ” STATÜSÜNDEKİ KADINLARIMIZIN SİGORTA KAPSAMINA ALINMASINI İSTEDİK.

Tarımın bu halinin sebep olduğu bir diğer sorun ise maalesef göç. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşanan göç sorunu. Bu göçün önlenmesi için bazı önerilerimiz var: Tarımda çalışan kadınların şartlarını kolaylaştırmak. Bu tarımda çalışan kadınlarımızın statüsü “aile işçisi”dir. Ancak işçi olarak devletle hiçbir bağlantıları yok; sigortaları yok, güvenceleri yok. Biz bu manzaraya karşı geçtiğimiz yıl bir kanun teklifi verdik. “Aile işçisi” statüsündeki kadınlarımızın sigorta kapsamına alınmasını istedik.

Çiftçimizin, TARSİM sigortası kapsamına girmeyen, aşırı sıcak ve fırtınadan kaynaklanan zararlarını derhal poliçelere dahil edin, ortaya çıkan zararı tespit edip devletimiz tarafından karşılanmasını sağlayın. Şu anda TARSİM %40 zararı karşılıyor. Biz bu oranın %10’a indirilmesini teklif ediyoruz. Ayrıca da TARSİM’in ortadan kaldırılmasını teklif ediyoruz çünkü artık TARSİM’in bir işe yaramadığını görüyoruz.

Bizler İYİ Parti olarak geçtiğimiz dönemden bugüne kadar 238 kanun teklifi verdik. Bunların içerisinde bir tanesi gündeme alınmaz mı? Bir tanesiyle ilgili değerlendirelim denmez mi?

BİZİM TARIM SEKTÖRÜNDE İHTİYACIMIZ OLAN ADET DEĞİLDİR, FAZLALIK DEĞİLDİR; KALİTEDİR.

Yaşlanan tarım nüfusunda gençleşme yapmak için tarım liseleri konusunun çok önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz. Bundan önce cumhuriyetin kuruluşundan devraldığımız 25 tane tarım lisesi bulunuyordu. Bu liseler Millî Eğitim Bakanlığına değil Tarım Bakanlığı’na bağlıydı. Bugün ise yüzlerce tarım lisesi adı altında meslek okulu var ve senede 13-14 bin mezun veriyorlar ve Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeler. Bu liselerden mezun olan gençlerimizin hiçbiri tarımla ilgili bir pratikleri yok. Mezun olana kadar hiçbir pratikleri olmuyor. Hâlbuki bundan önceki o Tarım Bakanlığı’na bağlı olan okulların mezunlarının pratikleri vardı. Bizim tarım sektöründe ihtiyacımız olan adet değildir, fazlalık değildir; kalitedir.

HAVA DEĞİŞİKLİKLERİNDEKİ ANORMALLİKLER 46 VİLAYETİMİZDE TARIMIMIZA ÇOK ÖNEMLİ BİR DARBE VURDU

Tarımın sorunlarını da çok iyi biliyoruz elbette ülkemizin sorunlarını da. Çözüm önerilerini sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz. Mayıs ayının 22-23 gecesi çöl sıcakları denilen mevsim normallerinin çok üzerinde yoğun sıcakla Türkiye yüzyüze kaldı. Hava değişikliklerindeki bu anormallikler 46 vilayetimizde tarımımıza çok önemli bir darbe vurdu. Yine kıyı kentlerimizde meyvelerin yanmasına sebzelerin yanmasına sebep oldu. Bu süreç çok ciddi bir zarara uğrattı. Çiftçimiz çok ağır şartlarda tarım yapıyor. Korona virüs ülkemize gelmeden önce de Türk çiftçisi sorun içindeydi. Türkiye’de 46 vilayette onbinlerce çiftçimiz mağdur.

Ülkeyi yönetenler böyle bir felaket olmamış gibi davranıyorlar. Gerekçeleri ise bizim tanımımızda tarımsal felaket ya da tabiat olaylarının değişmesi tanımında don olayına ya da fırtınadan kaynaklanan kayıplara alınmış bir önlemimiz yok ancak sel basacak, dolu vuracak.. ısı değişiminden dolayı bir zarara uğrarsa biz onu görmeyiz. Böyle bir anlayışı kabul etmemiz mümkün değil.   Tarım İl Müdürlükleri ne işe yarar, Tarım Bakanı ne işe yarar? Tarım Orman bakanlığında çalışan insanlar nerede? Devletin yöneticileri nerede?

Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener don ve sıcak felaketiyle ilgili hükümetimize çağrıda bulundu ve dedi ki:

1- Ege ve Akdeniz bölgelerimizi, tarımsal üretim açısından acilen afet bölgesi ilan edin.

2- Çiftçimizin, TARSİM sigortası kapsamına girmeyen, aşırı sıcak ve fırtınadan kaynaklanan zararlarını derhal poliçelere dahil edin, ortaya çıkan zararı tespit edip devletimiz tarafından karşılanmasını sağlayın.

3- Mağdur olan üreticilerimizin Ziraat Bankası’na ve Tarım Kredi Kooperatifleri’ne olan borçlarını faizsiz bir şekilde öteleyin, dönem sonunda da uygun ödeme koşulları sağlayın.

4- Bunlara ek olarak; çiftçilerimize daha önce defalarca söylediğimiz gibi acilen nakdi destek sağlayın.

TÜRKİYE’DE ARTIK ÜRETİM PLANLAMASI YAPILMALI

Tarım Bakanımız gerekirse bu süreçte ürünler için alım garantisine bile gidebiliriz dedi. Ama gördük ki, bunların hepsi sadece suya yazılmış sözler olarak kayboldu gitti. İcraya düşmüş çiftçilerimizin sayısı on binlerle ifade ediliyor. Bugüne kadar hiçbir yıl GSMH yüzde 1’i çiftçiye verilmemiş. Bir kere daha ifade ediyoruz tarımın ne kadar stratejik bir önemi olduğunu artık anlamamız lazım. Türkiye’de artık üretim planlaması yapılmalı. 

Diğer taraftan hasat döneminde olduğumuz Çay; Çaykur’un günlük kotaları 15 kg’a kadar indirmesiyle ve açıklanana taban fiyatı 3,25 ile üretici ürünü satamaz durumdadır. 2,60’lara düşen tüccar fiyatlarına mahkum hale gelmiştir.

2020 COVID-19 SONRASI İÇİN ÖNERİLERİMİZ

·           Özellikle ekim dikim hasat dönemleri içinde bulunduğumuz bugünlerde gıda tedarikinde sorun yaşanmaması için 2020 desteklerinin yarısı Haziran ayı sonu gelmeden ödenmelidir.

·           Tarık kredi kooperatifleri ve Ziraat Bankası kredi limitleri yüzde 25 artırılmalı. Tarım Krkedi kooperatiflerinin faizleri bir tefeci faizinden farklı değildir.

·           Çiftçiler 12 ay vadeli değil, 24 vadeli kredi kullanabilmeli.

·           Kredi yapılandırmasında çiftçi ayrımı yapılmamalı.

·           Vergisiz mazot hiç olmazsa pandemi döneminde kullandırılmalı.

·           Soya ekiminin desteklenmesi gerekmektedir."