Çapan kendini tanımlarken, "Biz yoksulun kılıcıyız. Onların hududunda aslanlar gibi durduk. Korkanlar, niye korktuklarını anlamazlar. Onlar elbette ki korkacaklar. Örneğin Akfil Holding'in 5 milyon metre yeri vardı. Onun 1.100'üne el koydum. Orada bulunan yoksul halka  dağıttım. Şu anda orada 7.200 aile mutlu bir şekilde yaşıyor. Eksik kalan iş, mekanları unutmuşuz. Onu akıl edemedik. Bu unutkanlık da barınma nedeninin önceliğinden oluştu. Celal Doğan bunu at başı götürüdü. Ben bunu akıl edemedim" ifadelerini kullandı.

Yeni Soluk'tan Münevver Metin'in röportajı;

İlk sorumuza "Nasıl Belediye Başkanı oldunuz" diye başlayalım...

Belediye başkanı olmak gibi bir hayalim yoktu. Politik biriydim. Esenyur belediyesi için ortada dört aday adayı vardı, Yüksel Çengel onların uzlaşmasını sağlamak için beni gönderdi. Onlar aralarında uzlaşamadılar ama benim üzerimde uzlaştılar. Adaylığım böyle söz konusu oldu.

Esenyurt'u inşa ederken ne hayal ettiniz…

İstanbul'da trafik sorunu, barınma sorunu hat safhadaydı. Biz orada konu komuşusuyla tanış biliş bir mahale kuralım, yolları tıkanmayan, yeteri miktarda yeşil alanı olan,tiyatrosu ve sineması olan, mektebi, postanesi olan; kısacası kendi kendine yeten bir kent kuralım diye uğraştık.

Hiçbir apartmanımız dört daireli değil, her katta iki daire var. Herkes birbirini tanır, bilir. Gayri meşru yaşamayan tek yer Esenket'tir. Pera'yı kopyalamış, her apartmanın çift daire olmasının nedeni odur. Komşuluğun önemini öne çıkartmak için tasarlandı. Sokak yaya mekanıdır. Oysa İstanbul'da otopark gibi kullanılır sokak. Bir evde yangın çıksa, itfaye aracının yangın yerine yanaşması mucizedir.

Dışardan bakıldığında korkulan adamsınız…

Ben hiçbir zaman korku yaymadım. Tam tersine korkuları yenmeye çalışan biriyim. Ben DEV-GENÇ'te büyüdüm. Bizim için tanıdığımız herkesin adı vardır. Bizim esas olan şiarımızda, dostluk, dayanışma ve özgürlük mücadelisi idi. Bizde kimsenin dini, meshebi, ırkı hiç önemli değildi. Bizim için önemli olan tek şey akıl yoldaşlığıydı. Diğer herkesi de kendimize benzetmeyi hayal ederdik. Dolayısıyla onlara da iyi davranır, kendimizi anlatmaya çalışırdık.

Biz yoksulun kılıcıyız. Onların hududunda aslanlar gibi durduk. Korkanlar, niye korktuklarını anlamazlar. Onlar elbette ki korkacaklar. Örneğin Akfil Holding'in 5 milyon metre yeri vardı. Onun 1.100'üne el koydum. Orada bulunan yoksul halka  dağıttım. Şu anda orada 7.200 aile mutlu bir şekilde yaşıyor. Eksik kalan iş, mekanları unutmuşuz. Onu akıl edemedik. Bu unutkanlık da barınma nedeninin önceliğinden oluştu. Celal Doğan bunu at başı götürüdü. Ben bunu akıl edemedim.

15 Mayıs 2020 atılan tweetler….

Ankara'dan her bir Kürt izin almalı mı…

HDP'li belediyelere kayyum atamak yetmez, her Kürde Ankara'dan bir kayyum atanmalıdır. Kürt bir şey düşündüğünde ya da söylemek istediğinde, Ankara'dan islak imzalı onay almalı… Böylece ülkenin birlik ve bütünlüğü daha sıkı muhafaza edilebilir. Bir şey söylerken veya düşünürken izin almalıdır…

Kürtlerle devletin ilişkisi ne olacak…

Seçme seçilme hakkı 1000 yıllık mücadele sonucunda kazanılmış haktır. Seçime gidip oy kullanmak da bir yurttaşlık ödevidir. Her yurttaş gibi Kürtler de ödevini yapıyor, kendilerine belediye başkanı seçiyorlar, devletimizde onları 3 ay sonra görevden alıp yerine kayyum atıyor. Bu bana göre Kürtleri yurdaşlıktan atma eylemidir. Yani Trabzon'un Of'ta yapsak, seçime bir Kürt yollasak uyar mı? Hani sandık vardı, halkın  iradesi vardı, hani demokrasi vardı… Neyi nasıl tarif edeceğiz. Ya biz orada Kürt seçmenin yüzüne nasıl bakacağız.

Gerekçeler ne olursa olsun ben doğru bulmuyorum. PKK'a yardım ediyor deniyor. 

1.'si Bu belediyelerin çoğu  5-10 yıldır maaş alamıyor, belediyelerin devlete borcu var. Ortada bir yardım söz konusu değil.

2.'si  Bu adayları siz süzgeçten geçiyorusunuz. Pkk'lı ise neden aday olmasına izin veriyorsunuz. PKK'nın demokrasiyle ne işi var. Niye adaylaştırıyorsunuz. Adaylaştıktan sona bir laf etme hakkınız yok. Devlet ciddiyetini yok ettiniz.

Ergenekon dönemi….

Ergenekon süreci, arkasında Amerika ucunda Fetö'nün olduğu, başbakana savcılık görevi verildiği, topyekün soğuk savaş aygıtına saldırı diye başladı. Sonra sapı samana karıştırdılar.

Onları dinlemeyen, onlara tabi olmayan kim varsa o sepete attılar. Bu Fetö'cü tekkenin eskilerden, Osmanlı'dan damıtıp getirdikleri bir yöntemi, hukukmuş gibi, hukuk mücadelesiymiş gibi, deli gömleği diktiler .

Türkiye aydınını, yurtseverini korkutmaya çalıştırlar. Kontr gerilla ile mücade edeceğim diye hazırladıkları oku bize sapladılar. Ben fasişt miyim? Beni faşitlerle aynı dama koydurlar. Seçime katılmamam için basit bir numaraydı. Yani başarılı oldular. Ama haklı mı oldular, onlara sormak lazım.

Şimdi bütün bu yöntemleri, hukuksuzluğu Fötöcüler için kullanıyorlar. Askerlik yapan çocuklara, askeri 1. Sınıf öğrencilerine ömür boyu hapis verdiler. Parası olan Feötö'cüler dışarı çıktı. Bütün adeletleri budur. Bu fotoğrafı başucunuza asın, girin bakın, çıkın bakın.

Bir anekdot anlatayım, çapraz sorguya aldırlar, savcılar soru sormadı. Dört hakimden sadece Hasan Hüseyin Özese diye biri Cumhuriyet'e o kadar para verdiniz, niye yönetimde yer almadınız dedi.

İkinci soruda İlhan Selçuk'la ilişkiniz nedir dedi. 

Cevap olarak; İlhan Selçuk'la ilişkim senin Fetö'yla olan ilişkin gibidir dedim.

İkicinsi, siz camiye bağışta bulur musun dedim, hakim "elhamdülillah" dedi, bana da "elhamdülillah" yaz dedim. Hakim ne alaka diyor, camiye bağış yaptıktan sonra hiç minareye çıkıp ezan okuduğun oldu mu dedim… Hakim estafirullah diyor, bana da estafirullah yaz, dedim. Hakim ne alakası var deyince, ben de dedim ki, Cumhuriyet dr bizim camimizdir. Hakim kıpkırmızı oldu.

Salgınla mücadele…

Bu konuda herkesin kafası karışık. Salgın çıktığından beri 4 bin kadar bilimsel  makale yayınlandı. Tek ortak yanları, bunun bir salgın olduğu. Ben okuduğum okulda, Diyabakır Tıp'ta, enfeksiyon hastalıklar hastaneleri ayrı yerlerdeydi. Enfeksiyon, intaniye kliniği fakülteden 8 km uzaktaydı. Cüzam ve trahom hastaneleri de 5 km fakülteden uzaktaydı. Bunların uzak olmasının sebebi enfeksiyon, bulaşıcı hastalıklar sağlam hastalara bulaşmasın diye. Ayrı yerde tutulur hastalar izole edilirdi.

Şimdi cumhurbaşkanı çıktı her hasteneyi, pandemi hastenesi yaptı. Mesela böbrek hastası gelse ameliyat olacak yer yok. Türkiye'de şu anda bütün hastaneler kirlendi. İstanbul için bir önerim vardı. Silivri ceza evi, pandemi hastanesi olabirlidi. 10 hapisanesi olan Silivri cezaevi 10 bin yataklı pandemi hastanesine dönüştürülebilirdi. Onlar yallah Yeşilköy hava alanına saldırdılar. Silivri çok kolay bir şekilde, bir hafta içerisinde temizlenip yatağı değiştirilip hastane haline getirilebilirdi

En önemlisi hastalar izole edilmiş olurdu. Ama tam tersine, yöneticilerin kafasında başka numaralar var. Onlar onu diyor, bizimkilerin de tek önerisi 15 gün içeride kalmak. Sanki 15 gün dışarı çıkmasak her şey bitecek. Türkiye'e doktorlar hariç herkes bu konuda fetva verdi. Sap samana karıştı.

Dev yol döneminde korktuğunuz oldumu…

Tabiî ki oldu. Ben Mahir Çayan hareketindenim. Yaprağı ateşe yaklaştır, yaprak büzüşür.

Anı anlatırım ancak, korkulu anıları anlatmam. Türkiye'de solun başına ne geldiyse, bu korkulardan geldi. Yeni nesiller solcu olamıyorsa, bu korkulardandır. Türkiye'de zengin sınıfı kalktı mı? Bunlar kalkmadığı mündetçe, sınıf mücadelesi kaçınılmazdır. Oysa şimdi her şeyi bırakmışız, din tüccarlarıyla kavga ediyoruz. Önümüzdeki ödev, hedeflerin belirlenmesi, yoksulluğu yenmek, örgütlenmek, birlik ve dayanışmayı yüceltmek, üretimi arttırmak, paylaşmayı çoğaltmak olmalıdır.

Gürbüz Çapan kimdir?

Kafkas muhacırı bir ailenin Kars'ta doğmuş çocuğudur. Orta öğretimini Kars'ta,tıp fakültesini Diyarbakır'da bitirdi. Askerliğini Trabzon, mecburi hizmetini Giresun'da yaptı.

Büyükçekmece'de hekimken, 1989-2004 yılları arasında Esenyurt'ta  belediye başkanı seçildi.

Habitat ve Dünya Kentleşme projeleriyle, Habitat ve Dünya Kentleşme ödülüne layık görüldü. Küba lideri Fidel Castro, Sosyalist Belediyeler Birliği Eş Başkanlığına seçti. Esenyurt'ta Küba'dan Joze Martiye adlı şairin heykelini getirdi, Türkiye'den de Havana'ya Mustafa Kemal heykelini dikti.

Belediye başkanlığı döneminde, Ermenistan, Kuzey Kore ve Küba'ya ilk giden Türk delegasyonlarına başkanlık yaptı.