CHP doğa hakları mücadelesini daha da büyütmek için harekete geçti. Yedi bölgede Doğa Hakları İzleme Kurulu oluşturuluyor. 47 il teşkilatında doğa haklarından sorumlu yönetici görevlendirildi, sayı 81’e çıkacak. Eylülde de CHP’nin Doğa Hakları Politika Belgesi açıklanacak. Kaz Dağları'ndaki maden faaliyetleri tepki çekiyor.

Kaz Dağları’nda altın madeni için binlerce ağacın kesilmesi, Salda Gölü’nün Millet Bahçesi ile yapılaşmaya açılacağı iddiası, Şirince’de mermer ocağı projesi ve Aydın’da yeni jeotermal enerji projeleri çevre ve doğa hakları tartışmasını siyasi ekonomik gündemin üst sıralarına taşıdı. CHP’ye göre arka arkaya gündeme gelen bu ‘doğa katliamları’nın arkasında birçok nedenin yanı sıra son dönemde artan ekonomik kriz de var.

Doğaya, yaşam alanlarına tüketilecek ‘kaynak’ değil, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken ‘varlık’ olarak baktıklarını anlatan CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, CHP Doğa Hakları Politika Belgesi hazırladıklarını, eylül ayı gibi kamuoyuna açıklayacaklarını söyledi.

Yeni dönemde ekoloji mücadelesinin daha da büyüyeceğine işaret eden Karaca, 47 il teşkilatında görev yapmaya başlayan doğa haklarında sorumlu yöneticinin en kısa sürede 81 ile yayılacağını, yedi bölgede de Doğa Hakları İzleme Kurulları oluşturma çalışmasına başladıklarını açıkladı.

CHP’li Karaca’nın Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya'nın sorularını yanıtladı.

‘EKONOMİK SİYASİ KRİZİN MERKEZİNDE DOĞA TALANI VAR’

Kaz Dağları, Şirince’de maden şirketleri, Aydın’da yeni jeotermal projeleri ve Salda Gölü projesi çevrecileri ayaklandırdı. Neler oluyor?
Gerçekten ülkemizde bir talan başladı. Doğa, ısrarla bir meta ve hammadde kaynağı olarak görülüyor. Yerel seçimlerdeki başarısızlığının ardından sermayenin desteğini kaybetmekten korkan iktidar, ekonomik krizin, yaşadığı çıkmazın, el etek çekecekler kaygısının altında kıvranıyor. Yoksulluğu artıran, gelir dağılımı adaletsizliğini uçurum seviyesine getiren AKP’nin ekonomik ve siyasi krizinin merkezinde ekolojik kriz de var. AKP iktidarının doğa üzerindeki tahakküm denemeleri, yeni bir durum değil. Tek elden yönetim sistemi, yerel seçim mağlubiyeti sonrasında merkezden yerele müdahaleyi daha da görünür bir hale getirdi. Çok açıktır ki, AKP ekolojik krizi daha da derinleştirmektedir. Yaşadığı ekonomik ve siyasi krizin tabanında ekolojik kriz yer almaktadır.

Tüm bunlar birbiriyle ilişkili, bütünsel bir sürecin mi parçası?
Doğa hakları sadece fidana, yeşile indirgenemeyecek bir alan. Büyüme, kalkınma, zenginlik gibi kavramlarla Türkiye için çalışacağını vaat edenler kendilerini büyüttü, doğayı çürüttü. Bergama’da siyanürlü maden faaliyeti girişimine karşı yürütülen direnişte unutmadığım bir sözdür. “Bergama kazanılırsa, Türkiye kazanılacak. Bergama direnişi başarıya ulaşılırsa Türkiye’de başarıya ulaşılacak. Bergama düşerse Türkiye düşecek” deniliyordu. Bergama’dan sonra Kozak yaylasında arka arkaya altın madenleri açıldı. Yürütmeyi durdurma kararları geldi, ama başka alanlarda maden çalışmaları devam etti. Türkiye düşmesin diye daha çok mücadele etmemiz gerekiyor.

‘DOĞA TÜKETİLECEK KAYNAK DEĞİL’

CHP olarak bu sorunlara bakış açınız nedir?
Maden arama konusunda yerin altında bir zenginlik varsa mutlaka çıkartılmalı anlayışı hakim. Ne yazık ki yerin üstünün, yerin üzerinde yaşayan insanların, canlıların değeri düşünülmüyor. Yerin altındaki maden çıkarılırken bunun yerin üstündeki canlıların yaşam alanına nasıl zarar verdiğinin ya farkında değiller ya da farkındalar ve kasıtlı bir saldırı içerisindeler. Sadece maden değil yeryüzündeki tüm doğal varlıklara, para, rant için ciddi bir saldırı var. CHP olarak en temel tespit ve ilkemiz doğaya, yaşam alanlarına tüketilecek “kaynak” olarak değil, korumamız ve gelecek kuşaklara aktaracağımız “varlık” olarak bakmak. CHP olarak, doğa haklarından sorumlu genel başkan yardımcılığı olarak bu yaşanan süreci halka anlatmak, bu konuda mücadele edenlerle birlikte dayanışarak bu saldırıya dur demek, bu saldırılara set çekmek için çalışıyoruz.

Nasıl bir mücadele vereceksiniz?
Bir hukuk devletinde yaşıyorsak tabii ki öncelikle hukuki mücadeleyi önceliyoruz. Bunun yanı sıra yaşanabilecekleri halkla paylaşmak, bunun için farkındalığı sağlayacak çalışmalar yapmaya çalışıyoruz. Hukuki mücadele ile birlikte halkın kendi yaşam alanlarına sahip çıkması önemli. Türkiye 81 milyondan oluşan geniş bir coğrafya. Bu saldırılara dur demenin yollarından biri o saldırıların ortaya çıktığı yörelerde yaşayanların kendi yaşam alanlarına sahip çıkma bilincini sağlamak.

Bu konuda CHP olarak ortak bir politik söylem ortaya çıkacak mı?
Göreve geldiğimde doğa hakları konusunda bir düşünce söylem birlikteliği içinde olmadığımızı fark ettim. Bazı basın açıklamaları ve direnişlere güç verme çerçevesindeydi çalışmalar. Biz daha geniş bir mücadele alanı yaratmaya çalışıyoruz. Bu nedenle öncelikle örgütlerimizin bilinçlendirilmesi, bu saldırılara maruz kalanların ve yaşayabilecek olanlarda yaşam alanlarına sahip çıkma bilincinin sağlanması gerek. CHP’nin örgütlerinin buna önderlik etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle “CHP’nin doğa haklarına bakış açısı nedir, bu bakış açısı doğrultusunda örgütlerimiz neler yapmalıdır? Hayvan haklarına nasıl bakmalıyız ? Mücadelenin neresinde olmalıyız ?” gibi tutumumuzu ortaya koyan bir politika belgesi üzerinde çalışıyoruz. Arka arkaya yaşanan seçimler nedeniyle bunu açıklamakta geciktik ama eylül ayı gibi tamamlayıp kamuoyu ile paylaşmayı planlıyoruz.

YEDİ BÖLGEDE DOĞA HAKLARI İZLEME KURULU

CHP örgütlerinde nasıl bir çalışma öngörüyorsunuz?
47 il teşkilatımızda doğa hakları izleme birimi kapsamında bir yönetim kurulu üyemiz doğa haklarından sorumlu oldu. Bunu 81 il teşkilatına yayacağız. Doğa Hakları İzleme Kurulları’nı 7 Bölgeden oluşturma çalışmalarına başladık, etkin bir ağ kuracağız. Ayrıca yerel yönetimlerin bu mücadelede vatandaşla daha içli dışlı olduğunu düşünürsek CHP’li belediyelerde de doğa hakları konusunda yapılması gerekenlerle ilgili proje önerilerimiz olacak. Yerel yönetimler, örgütlerimizle vatandaşımızın bir arada mücadele edeceği, başta eğitimle farkındalığın arttırılacağı projeler hayata geçireceğiz. Bu politika belgesinde tüm bunlar yer alacak. Bundan sonra siyasette çevre ve kadınların hak mücadelesinin çok daha etkili olacağını düşünüyorum.

Çevre örgütleriyle nasıl bir işbirliği içinde olacaksınız?
Ekoloji mücadelesi veren sivil toplum örgütleri bir siyasi partinin kolları içinde yer almaktan ziyade dayanışma içinde bu mücadeleyi yürütmek istiyor. Yerel direnişlere onları gölgelemeden, onlarla yan yana durarak destek veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Kamu hizmetlerini şirketler eliyle gördürmeye çalışan iktidarın tüketme, yağma politikalarının bedelini ne doğanın ne canlıların ödemesine izin vermeyeceğiz.