Gıda Mühendisi Bülent Şık, Gısa Dedektifi isimli internet sitesinde ve 1,5 milyon takipçili sosyal medya hesabında bazı gıda ürünlerinde problemli incelemeler yapıldığına dikkat çekti. Önceki gün Twitter hesabından sayfada gördüğü uygunsuzlukları dile getiren bir paylaşım yapan Şık, Gıda Dedektifi hesabının hakkında çeşitli suçlamalarda bulunduğunu söyledi.

Şık, "Sosyal medyada süren tartışma esnasında yazdığım tweet mesajlarında adı geçen BEE’O firmasının avukatı ve firma yetkilisi beni telefonla arayarak ticari çıkarlarına zarar verdiğimi söyledi. Tartışmanın detaylarına girmeyeceğim. Ellerinde polen ürününde bulunabilecek toksik kimyasallarla ilgili analiz raporları olduğunu söyleyen firma yetkilileri bir dizi tweet mesajı yazarak bir açıklama yaptı" dedi.

Bianet'te bir yazı yayımlayan Şık, hem Gıda dedektifi hesabına hem de BEE’O firmasına yanıt verdi. 

Şık'ın yazısı şöyle: 

"GıdaDedektifi.com sitesinde yer alan ürün değerlendirmeleri gıdanın etiketinde yer alan bilgileri tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyor. Yapılan etiket okuması bir gıda incelemesi olarak sunuluyor.

Yapılan her ürün değerlendirmesinin sonunda #NeYediğiniziBilin ifadesi bulunuyor. Yapılan şeyin bir gıda analizi ya da kontrolü olduğu algısına yol açıyor. Ortada böyle bir algı olmadığı bunun benim öznel değerlendirmem olduğu söylenebilir ama iki gündür sosyal medya hesabımdan bana bir sağanak gibi yağan mesajların böyle bir algı olduğuna işaret ettiğini düşünüyorum.

Etiket bilgileri bir kez daha tekrarlandığında ne yediğimizi bilmiş mi oluyoruz? Hayır, öyle bir şey söylenemez.

Her şeyden önce etikette yer alan bilgilerin doğruluğunu belirlemek gerekir. Bir gıda ürününün etiketinde yer alan belirli bir besin öğesinin belirtilen miktarda olup olmadığını saptamaktan söz ediyorum. Belirtilen bilgilerin doğru olup olmadığı ancak gıda analizleri ile tespit edilebilir.

Dahası, etikette belirtilmeyen çok sayıda etkenin ya da besin öğesinin de kontrolü ilgili mevzuata göre yapılmalıdır. Ortada bir analiz yokken yapılan incelemeye analiz görüntüsü vermek ya da incelenen ürünün güvenli olduğuna dair bir algı oluşturmak yanlıştır.Örneğin Gıda dedektifi sitesindeçeşitli gıda ürünleri hakkında yapılan incelemelerde şu tip ifadeler yer alıyor: “Ürün içeriğinde yine ilave şeker, tatlandırıcı, aroma verici ya da koruyucu katkı maddesi yer almıyor.” Öyle mi peki? Bu bilgi neye dayanarak yazılıyor? Bu bilgiyi salt etikette yazan bilgilere dayanarak söyleyemeyiz. Söylersek kamuoyunu yanıltmış oluruz.

Bir gıdanın güvenilir olduğunu belirlemek çeşitli analitik çalışmaları yapmayı gerektirir. Etiket kontrolü de dâhil olmak üzere gıda kontrolü ya da incelemesi yaparken insan ya da çevre sağlığı açısından kritik önem arz eden tehlike etkenlerine odaklanmak gerekir.

Gıda Dedektifi sitesinde yer alan ürün incelemelerinde gıda güvenliği açısından önem arz eden ve bir kısmını yukarıda andığım toksik maddelere dair hiçbir bilgi yer almıyor. Mesela ithal edilen bu ürünlerin ülke gümrüğünden geçerken hangi gıda analizleri yapılarak kabul edildiğini bilmiyoruz. Ürünlerde pestisit ya da mikotoksin kalıntısı analizi yapılıyor mu bilmiyoruz. Herhangi bir gıda analizi yapılıyor mu, onu da bilmiyoruz.

İthal edilen gıda ürünlerinin kontrol için gümrükte bekletilmesi maliyetleri arttırır. Yavaş işleyen bir kontrol sistemi masrafları arttırır, şirket karlarını düşürür. Kontrol sürecini hızla bitirmek için çoğu durumda toksik kimyasal maddelerin büyük bir çoğunluğunun kontrolü yapılmaz. Ya da hiç yapılmaz. Ürünlerin besin öğesi içerikleri ile ilgili bir kontrol yapılmaz. Bu kontrollerde firmanın verdiği bilgiler bile kabul görür.

Bunları yazmak şirketlerin ticari çıkarlarını zedelemek olarak niteleniyor ama bu söylediklerim tek bir şirket için değil piyasada faaliyet gösteren her gıda şirketi için geçerli. Her gıda şirketi böyle bir uygunsuz işin öznesi olabilir. Piyasada iş gören şirketlerin etkili bir kamusal kontrol ve denetime tabi olduklarını hiç düşünmüyorum.  

Bu kurumların yaptıklarını iddia ettikleri çalışmaların sonuçlarına ulaşamıyoruz.

Bilmemiz gereken şeyleri bilmiyoruz.

Birer tüketici olarak içinde olduğumuz durum net bir bilgisizlik-belirsizlik halidir.

Tüm okurlara sadece Gıda Dedektifi hesabı değil, sosyal medya takipçisi çok olan kişilerin yapmış olduğu ürün tanıtımı veya reklamlarına bu bilgisizlik-belirsizlik çerçevesinden bakmalarını öneriyorum.

Anlatmaya çalıştığım bu nokta internet satış sitelerinde satılan çok sayıda gıda ürünü, gıda takviyesi, bitkisel ürün karışımları vb. için de geçerlidir.

Gerek internet satış sitelerinde ve gerekse sosyal medya hesaplarında tüketicilerin bilmesi gereken, onların sağlığı için çok önemli olan bilgilere değinmeden yapılan ürün tanıtımlarını, ya da reklamlarını çok sorunlu buluyorum.

Sosyal medya hesaplarının ürünlerini tanıttıkları ya da reklamlarını yaptıkları şirketlerden para almasını etik dışı buluyorum.

Bir gıda ürünüyle ilgili reklam ya da tanıtım faaliyetinin “gıda incelemesi” başlığı altında sunulmasını etik dışı ve tüketicileri yanıltmaya yönelik bir hamle olarak görüyorum.

Gıda Dedektifi’nin sosyal medyadan yaptığı paylaşımlarda beni bilgisizlikle itham etmesine ise yanıt dahi vermeyeceğim. Gıda ya da beslenmeyle uzaktan yakından ilgisi olmadığı için değil, saldırgan bir üslupla konuşan bir insan olduğu için muhatap almayacağım.

Türkiye’de internet üzerinden pazarlanan, sosyal medya hesaplarınca tanıtımı ve reklamı yapılan doğal, bitkisel, ham ya da işlenmemiş olarak nitelenen ya da kansere karşı etkili, karaciğere dost, bağışıklığı kuvvetlendirici, şekeri düşürücü, alerjilere etkili, enfeksiyonlara etkili vb. gibi başlıklar altında satılan her türlü gıda maddesi, gıda takviyesi ya da belli bir besin öğesi içeren ürünler hakkında tüm tüketicilerin dikkatli olmalarını ve bilinçli davranmalarını öneriyorum.

Bir beslenme mucizesi gibi sunulan bu tip ürünler hakkındaki bilgilerin doğruluğu şüphelidir.

Her derde deva, her besin öğesini içeren mucize gıda yoktur. Kesin olan ya da doğruluğu şüphe götürmeyen şey şudur: Beslenmemiz ne kadar çeşitlilik içeriyorsa o ölçüde iyi ve sağlıklı beslendiğimiz söylenebilir.

Bu konu hakkındaki ayrıntılar için daha önce yazmış olduğum şu yazıya bakın lütfen: Onu Yeme Bunu Yeme Peki Ne Yiyeceğiz Sorusuna 10 Yanıt

Gıda Dedektifi odağında sosyal medyada etkili, çok takipçisi olan hesaplar hakkında söyleyeceğim şeyler şimdilik bu kadar.

DİKKATLİ OLMALARINI ÖNERİYORUM

Yazının bundan sonraki kısmında BEE’O şirketinin yaptığı açıklamaları ele alacağım.

BEE’O şirketi arı ürünleri üretimi ve satışı yapan bir şirket. Yazdığım tweet mesajlarında yer almasının tek nedeni Gıda Dedektifi sitesinde BEE’O firmasının yer alıyor olması. Arı ürünleri satan başka şirket daha olsa o şirkete de değinirdim. En baştan belirtmeliyim ki yapacağım değerlendirme BEE’O firması odağında internet satış sitelerinde arı ürünleri ile ilgili satış yapan tüm şirketlere yöneliktir. Arı ürünlerine odaklanmamın nedeni bir süredir dikkatle bu konuyu takip ediyor olmamdandır.

Gıda Dedektifi sitesinde BEE’O şirketinin birçok ürünüyle ilgili reklam yazısı var. Bu yazıların para karşılığı yapıldığı da her yazının sonunda belirtiliyor. Firma avukatı ve yetkilileri beni telefonla aramaları sonrasında yaptığımız konuşmada Gıda Dedektifi sitesi ile bir çıkar ilişkileri olmadığını belirttiler. Ancak Gıda Dedektifi sitesinde yer alan açıklamalar firma yetkililerinin yaptığı açıklamayı yalanlıyor. Örneğin sitede firmanın polen ürünü ile ilgili inceleme yazısının altında şu açıklama yer alıyor (koyu siyah renkli işaretlemeler bana ait):

“Bu bir Sponsorlu içerik yayınıdır. Sponsorlu içerik yayınlarımız, firmaların talebi doğrultusunda belirlenen ürünlerin marketlerde/eczanelerde tarafımızca bizzat tespit edilerek incelenmesiyle oluşturulur. Sponsorlu içerik yayınları Gıda Dedektifi’nin bir gelir modeli olup, ücret karşılığında hazırlanmakta, öznel öneri ya da yorumlar içermeksizin tarafsız ve bağımsız yayıncılık ilkesinden ayrılmadan takipçilerimize sunulmaktadır.” GIDA DEDEKTİFİ

Para alınarak yapılan bir gıda ürünü incelemesi tarafsız ve bağımsız olmaz. Çıkar çatışması olarak nitelenen çok önemli bir ilkenin ihlalidir. Dolayısıyla yapılan şeyin adı bir inceleme değil ürün reklamıdır.

Şirket bir ilişkisi olmadığını söylerken, Gıda Dedektifi aksini beyan ediyor. Ortada bir yalan var ama kim söylüyor bilmiyorum. Bu meseleyi uzatmadan pirolizidin alkaloitleri meselesine geçiyorum.

Yapacağım değerlendirmenin odağında polen ve polen içeren ürünler yer alıyor. Bu ürünler pirolizidin alkaloidleri adı verilen çok sayıda toksik madde içerebiliyor. Tabiatta yer alan çiçekli bitkilerin yüzde 3’ü bu toksik maddeleri oluşturuyor. Türkiye coğrafyasında bu toksik maddeleri içeren bitkiler var. Pirolizidin alkaloitleri arıların üretttiği ürünler içinde en fazla polende bulunuyor. Dolayısıyla bu bitkileri ziyaret eden arılar kovana taşıdıkları polenle birlikte bir miktar pirolizidin alkaloidini de taşıyor.

Pirolizidin alkaloitleri sadece arı ürünlerinde değil kekik başta olmak üzere çeşitli baharatlarda ve bitki çaylarında kullanılan bitkisel ürünlerde, bitkisel ürünler kullanılarak hazırlanan gıda takviyelerinde de bulunabiliyor. Bulunabiliyor diyorum çünkü pirolizidin alkaloitlerinin gıdalardaki varlığı tamamen bu toksik maddeyi üreten bitkilerin bulunduğu bölgelerden ürün elde edilmesiyle ilgili. Arıcılık faaliyetinin yapıldığı bölgede pirolizidin alkaloidlerini içeren bitkilerin olup olmamasına ve ne yoğunlukta olduklarına göre gıda ürünlerinin içerdiği pirolizidin alkaloidi miktarları da değişiklik gösteriyor. Bu toksik maddeleri hiç içermeyen ürün olabileceği gibi içeren üründe olabilir.

Gayet kolay anlaşılabileği gibi yapılacak kapsamlı saha çalışmaları ile bu toksik maddeleri üreten bitkilerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerin bir haritasını çıkarmak ve bu bölgelerden gıda temini yaparken dikkatli olmak gerekiyor. Bu konuda sorumluluk Tarım ve Orman Bakanlığı’nda ama bu konuda da ne yaptığını, hangi çalışmaları yürüttüğünü bilmiyoruz…

Pirolizidin alkaloitleri karaciğer kanserine yol açıyor. Aynı zamanda genotoksik (genlerde hasara yol açan) etkili. Ancak sizi korkutmak istemem. Gıda çeşitliliği içeren bir beslenme rejiminde bu toksik maddelere çok az maruz kaldığımızı düşünüyorum. Ne var ki, her gün kekik çayı ya da bitki çayları içiyorsanız, her gün kaşık kaşık polen yiyorsanız ya da bitkisel ürünlerin karışımından oluşan gıda takviyeleri tüketiyorsanız durum değişir. Maruziyet fazla olabilir ve zamanla büyük bir sorun oluşturabilir.

Pirolizidin alkaloitleri meselesi Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), Dünya Sağlık Örgütü, Almanya Federal Risk Değerlendirme Enstitüsü vb. gibi gıda güvenliği alanında faaliyet gösteren çeşitli kurumlar tarafından dikkatle izleniyor. Olası riskler konusunda henüz net bir sonuca ya da karara varılabilmiş değil. Yapılan koruyucu öneriler gıdalara pirolizidin alkaloitlerinin bulaşmasını önlemeye, pirolizidin alkaloitlerini içermesi muhtemel gıda ürünlerinin tüketiminde ölçülü olmaya, pirolizidin alkaloitlerinin gıdalardaki miktarının kapsamlı kontrol-izleme çalışmalarıyla belirlenmesi ve dikkatle izlenmesi doğrultusunda. İlgili tartışmaları Google’dan arayarak bulmak mümkün. 

Pirolizidin alkaloitlerinin toksik etkilerine en hassas kesim bebek ve çocuklar. Karaciğer hastalığı olanlar da ciddi risk altında. Dolayısıyla pirolizidin alkaloitlerini içermesi muhtemel gıdaların çocuklara (ve yetişkinlere) önerilmesi noktasında da çok hassas davranmak gerekiyor. Bu meselenin detayları şu yazıda yer alıyor: Bal ve polen çocuklar için sağlık riski oluşturabilir

Çok detaya girmeden meseleyi anlatabildiğimi umuyorum.

BEE’O firması ürettiği bir “propolis arı sütü polen tablet” ürünü ile bir “polen” ürününün pirolizidin alkaloitlerini içerip içermediğini analiz yaptırarak kontrol ettirmiş. 

BAZI SORULAR

Yapılan analiz sonucunda her iki üründe de pirolizidin alkaloitlerinin tespit edilebilir düzeyde bulunmadığı bilgisi yer alıyor. Firma analiz raporlarını dün sosyal medyada paylaştı ve bu yazının başında verdiğim linkten raporlara erişmek mümkün.

Analiz raporlarında yer alan bilgiyi nasıl yorumlamamız gerektiğine açıklık getireceğim.

Öncelikle şunları söylemeliyim: Üretim sürecinin ayrıntıları şeffaf bir şekilde ortaya konmadıkça ürün analizi bilgileri eksik kalır. Analiz raporu belirli bir parti ürün içindir. Geçicidir. Periyodik kontrol ve izleme esastır. Bu bağlamda aklıma takılan soruları dile getireceğim sadece.

Açıklanan analiz raporu ülkemizdeki hangi bölgeden temin edilen polen örneğine ait?

Firma tarafından bir yıl içinde üretim bölgelerinden kaç parti polen ürünü toplanıyor ve toplanan her bir parti için analiz yapılıyor mu?

Analiz raporunun satışta olan bütün ürünler için geçerli olduğu söylenebilir mi? Örneğin BEE’O’nun şirket sayfasında, şirketin Türkiye genelinde 5.000 sözleşmeli arıcı ile çalıştığı ve toplam 550.000 arı kovanından ürün elde ettiği bilgisi yer alıyor. Bu kadar geniş bir alana yayılan ve yüz binlerce arı kovanından elde edilen polen ürününün pirolizidin alkaloitlerini içermediği iki adet analiz raporuna dayanarak söylenebilir mi? Kanımca asla söylenemez. 

Soru zinciri uzatılabilir ama gerek yok. Niyetim bir şirketin faaliyetlerini değersiz kılmak değil. Sadece açık seçik bilimsel ilkelere dayanarak meseleye bakmaya çalışıyorum. Dolayısıyla meseleyi daha geniş bir bağlama oturtmaya çalışacağım.

Şirketin açıkladığı analiz sonuçları gıda kontrol-izleme çalışmalarında “iç kalite kontrol” çalışmaları kapsamında değerlendirilir. Bir başka deyişle, üretim sürecinde olası riskleri belirlemek için şirket kendi kendisini denetler.

Şeffaf, periyodik ve doğru-düzgün bir şekilde yapıldığında kıymetli bir çalışmadır bu. Hataları erken tespit ve düzeltme imkânı sunar. Ancak iç kalite kontrol çalışmaları tek başına bir anlam ifade etmez.

Bir şirketin kendi kendini denetlemesi güvenilir bilgiye esas oluşturmaz. Olumsuz durum tespitinin kamuoyundan gizlenmesi ihtimali vardır. O nedenle sadece gıda değil, insan ve çevre sağlığı için problem oluşturma ihtimali olan her türlü faaliyetin şirketle çıkar ilişkisi olmayan, bağımsız bir kamu kurumu tarafından “dış kalite kontrol” uygulamalarıyla kontrolü esastır.

Öncelikli ve mutlaka yapılması gereken kontrol faaliyeti dış kontroldür.

Bu kontrolün kamu kurumları eliyle yürütülmesi de esastır. Kapsamının genişliği, personel ve donanım gereği, bir yaptırım uygulama otoritesine sahip olmak vb. gibi noktalar kamusal kontrolü-denetimi zorunlu kılar.

Firma beyanı denetim ve kontrol çalışmalarına esas oluşturmaz.

Bu konuda yürütülen çalışmalardan elde edilen sonuçların kamuoyuyla ayrıntılı bir şekilde paylaşılması da esastır.

Tarım ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı gibi kurumlar bu konuda yapılacak kontrol-denetim-izleme çalışmalarını planlamak ve etkili bir şekilde yürütmekten sorumludur.

Dolayısıyla tüketiciler için güvenilir olacak bilgi konudan sorumlu kurum olan Tarım ve Orman Bakanlığı’nın piyasada satılan ürünlerde pirolizidin alkaloitleri kalıntısının bulunup bulunmadığını araştırmasıyla ortaya konabilir. Ülke genelinde ve binlerce üründe yapılması gereken bir çalışmadan söz ediyorum. Bu meselenin ne ölçüde bir sorun olduğu ve ne yapılması gerektiği ancak böyle belirlenebilir.

Tam da bu noktada çok büyük bir sorun var ülkemizde.

İçinde olduğumuz şartlarda halk sağlığını ya da çevre sağlığını korumak amacıyla yürütülen herhangi bir kamusal faaliyetten söz edemeyeceğimizi düşünüyorum.

Toplumsal hayatta gıda güvenliğini sağlama sorununa yanıt oluşturmaktan sorumlu kamu kurumları çöktü çünkü (Bu konuda yazdığım bazı yazıların linkleri: Link1, Link2, Link3, Link4, Link5). Ortada çok büyük bir güven sorunu ya da gıda ürünlerine yönelik ciddi bir güvensizlik ortamı var.

Bu çöküş, halkın güvenilir gıda ürünleriyle sağlıklı beslenme ihtiyacını karşılamak için duyduğu arzuyu şiddetlendirdiği gibi sömürüye de çok müsait kıldı. Kılıyor. Bireysel influencer'ların, internet fenomenlerinin piyasa değerine dönüştürdüğü ortam da tam olarak bu. Tüketicilerin haklı bir kaygısının bir meta değerine dönüşme riski, bu vakada da göründüğü gibi çok açık.

İnternet satış-pazarlama siteleri ve sosyal medya fenomenleri bu sömürüyü, metalaşmayı mümkün kılan, güven sorununu büyüten bir işlev görüyor.

Meselenin sosyal medyada çok takipçisi olan kişi ya da kurumların ürün tanıtımı ya da reklamı yapmasından ibaret olmadığını ve kişisel bir sosyal medya tartışması olmaktan da çok uzak olduğunu anlatabildiğimi umuyorum.

Meselenin sadece BEE’O firması ile ilgili değil. İnternet satış sitelerinde bitkisel, doğal, ham, işlenmiş, işlenmemiş vb. adlar adı altında pazarlanan çok sayıda ürünü üreten bütün gıda şirketleri için geçerli olduğunu anlatabildiğimi umuyorum.

Kontrol, denetim ve titizlikle planlanmış kamusal izleme faaliyetleri yapmak gıda güvenliği sağlamak için gereklidir. Bu hizmetleri yürütmekten sorumlu kurumların yeniden organize edilmesi ve halkın yararını gözetecek şekilde çalışma yapmalarının sağlanması gerekiyor. Meselenin özü buradadır.  "