• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 13 °C

Nazlı Ilıcak'tan Alçı'ya ince mesajlar

Nazlı Ilıcak'tan Alçı'ya ince mesajlar
Ilıcak, Radikal'den Armağan Çağlayan'a konuştu ve program arkadaşları hakkında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.

Armağan Çağlayan / Radikal - CNN Türk'teki 'Dört Bir Taraf'ta ekrana gelen gazeteci Nazlı Ilıcak, programındaki sert tartışmalarla ilgili "Karşıda savunulan tezler çok sakat olunca gerilmiyorum. Çünkü haklılığımın farkındayım. İnsan haksız olduğu zaman gerilir" diyor.

Haklılığımın farkındayım, insan haksız olunca gerilir

Sizi ‘Dört Bir Taraf’ta her gördüğümde “Ne kadar sağlam sinirleri var bu kadının” diyorum.

Siz show dünyasında olan birisiniz. Bilirsiniz ki o bizim özel hayatımız değil, bir tartışma zemini. Evde olan bir tartışma insanı çok daha fazla etkiler ama televizyon ekranında kişisel bir şey konuşulmuyor. Benim üzüldüğüm nokta tartışma sırasında bu eksenin kişisel bir zemine çekilmesi. “Sen falancanın avukatısın, filancayı savunuyorsun” gibi cümleler damgalamadır. Netice itibariyle hepimiz gazeteciyiz ve fikirlerimizi savunuyoruz. Ben hayatım boyunca inanmadığım hiçbir düşünceyi savunmadım. Hatalı değerlendirme yapmış olabilirim ama her zaman inandığım fikri sonuna kadar savundum. Dengeli götürmek gibi bir çabam olmadı. Dengeli götürmek şahsi menfaatini kollamak gibi oluyor.

Bu hafta dikkatimi çekti, Abdülkadir (Selvi) Bey size ‘Sen git, öteki kanalda (Kanal D) yaptığın programlar gibi programlar yap’ gibi popüler kültürü aşağılayan şeyler söyledi. Sonuçta popüler kültür de bu ülkenin bir kültürü… 

Kaldı ki ben Kanal D’de seviyeli bir iş yaptığımı düşünüyorum. Orada ne yapıyoruz? Memleketin önemli sanatçılarıyla, iş adamlarıyla, politikacılarıyla sohbetler gerçekleştiriyoruz. Ben aslında kendim de öyle bir insanım. Örneğin, bir programda dans ediyorum. Zaten ben kendi hayatımda da dans eden bir insanım. Onu mu yadırgıyor da öyle diyor yoksa popüler kültürü küçümsediği için mi öyle diyor anlayamadım. Ben Kanal D’de siyasi kimliğimin dışında bir Nazlı Ilıcak olarak görünüyorum. Kendimin olduğu gibi sanatçıların da farklı yönü görülüyor. Sadece bir köşe yazısına, siyasete sığabilir mi koca bir dünya?

Bütün gerginliklerden sonra program bitince hiçbir şey olmamış gibi mi oluyor her şey? Bittiği an biraz küslük oluyor. Özellikle 17 Aralık’tan sonra böyle oldu. Daha önceden programdan sonra ‘Allahaısmarladık’, ‘İyi geceler’ gibi selamlaşmalar yapılıyordu. Fakat 17 Aralık’tan sonra ‘İyi akşamlar’ denilmeyebiliyor. Nagehan ve Abdülkadir Bey ile tartışıyorum programda. Benim Nagehan’la program dışı ilişkilerim de oldu. Onları dost kategorisine koyuyorum, aile olarak da tanıyorum. Kendisine de söyledim, bu bizim işimiz, inandıklarımızı tartışıyoruz. Bu geçici bir dönemdir, benim bir dostluğum varsa zaten kolay kolay terk etmem. Ama şu dönemde özel hayatımızda dostane bir ilişkiyi sürdürecek durumda değiliz. Tabii ki bu dönemler gelip geçecek. Abdülkadir Bey ile iş icabı orada bulunuyoruz. Ne o beni bir dostu olarak görüyor ne de ben onu… Küsmek derseniz hayatımda hiç kimseye küsmedim. Mesela bizim Uğur Mumcu’yla 80 öncesi çok şiddetli kavgalarımız olmuştu. 12 Eylül’den sonra Uğur’la dedik ki ‘Biz kavga ettik, asker geldi el koydu’. Bu kutuplaşmanın yararsızlığını da gördük. Bugünkü kutuplaşma da yanlış bir kutuplaşmadır. Maalesef ki bu kutuplaşma tepeden beslenen bir kutuplaşma. Bir gün sona erecek. Çünkü Türkiye’nin sinirleri bu gerginliği kaldırmaz.

Ben sormadan siz söylediniz… Eskiden ‘Arkadaşımın siyasi görüşü ne olursa olsun o benim arkadaşımdır’ derdim. Artık etkileniyorum. Şimdi bambaşka bir hava var Türkiye’de. Siyasi tartışmanın ötesinde bir hayat mücadelesine dönüştü. Türkiye’nin yüzde 50’yi geçen bir kesimi hayatını tehdit altında görüyor. Müthiş tepkili ve öfkeli. Bir diğer kesim de iktidarı destekliyor. Onlar eskiden yaşananları biriktirmişler ve şimdi her ne olursa destekliyorlar. ‘Bu iktidar giderse biz aynı öfkenin muhatabı olacağız’ diyorlar. Kucaklayıcı bir siyasi yönetim ortaya çıksa hemen değişir. Bugün böyle bir değişim ufukta görünmüyor.

Siz uzun yıllardır gazeteci ve milletvekili olarak siyasetin içindesiniz. Bu kadar sert siyaset yapılan herhangi bir dönem hatırlıyor musunuz?

80 öncesi epey gerginlik vardı. Daha ideolojik temelli bir kutuplaşmaydı. Can emniyeti açısından o dönem çok daha güvensizdi. Biz farklı fikirlerde olmamıza rağmen Abdi İpekçi ile görüşürdük. Demek ki bugünkü raddeye varmamış durumlar. Ecevit’e sert muhalefet yapmama rağmen Ecevit, Sovyetler Birliği gezisine beni de çağırmıştı. ‘Tatlı yiyelim tatlı konuşalım’ diyerek kek götürmüştüm. Her iktidar için zaman zaman yolsuzluk iddiaları gündeme geldi ve bu iddialarla karşılaşan her iktidar hesabını verdi. Yahya Demirel yargılanıp cezaevine girdi ama Süleyman Demirel ona sahip çıkmak için yargı mensuplarını tartaklamadı. Bu kadar geniş çaplı ve belgeli bir iddiayı örtbas etmek için yargıyı zedelemek, bazı kesimleri yaralamak gibi durumlar var bugün. Ben bugünkü gibi bir gerginlik hiç görmedim.

Merve Kavakçı olayı da çok büyük bir gerginlikti…

Meclis’te müthiş bir gerginlik oldu. Kamuoyunda bana karşı çok sert bir tepki oldu. Aslında 28 Şubat’ta Tayyip Erdoğan ya da Fazilet Partisi ekibi benim kadar baskı yaşamadılar. Onlar kendi içlerindeydi. Bense kendi muhitimden çok tepki gördüm. Çocuklarım çok mağdur oldu. Biz bir Yeni Şafak’a sığındık. Başka gazetelerdeki yazarlarla sütunlarda tartışıyorduk ve öfkeleniyorduk. Onlar bize öfkelenmezlerdi. Çünkü güçlü ve galiplerdi. Başörtüsü, imam hatipler gibi sıkıntılarda gerginlikler yaşanıyordu. Ama ben bu denli büyük bir gerginlik görmedim. Halkın siyasallaştığı bir ortamı yaşıyoruz. Herkes hayatıyla ilgili bir şeyleri kaybedeceğini düşünüyor. Bence bugünkü ortam 28 Şubat’tan daha kötü. 28 Şubat’ta askerin rolü büyüktü. Demirel ya da Yılmaz türban düşmanı insanlar değillerdi. Bugün bir siyasi kadro yaptığı haksızlıkları aldığı oya dayandırarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu insanda büyük bir tepki uyandırıyor. Yargıya böyle ağır bir baskı yapılırsa hepimiz kendimizi güvensiz hissediyoruz. Bunları Türkiye aşacak. Ben hiç ümitsiz olmadım.

Ne güzel…

Siz umutsuz musunuz?

Bu seçimden sonra derin bir umutsuzluğa kapıldım.

Bence hiç kapılmamak lazım. Halkın haber almasının ve aydınlanmasının önü kısmen kesiliyor. Farklı bir şartlanmayla gerçekleri görmesi engellenmeye çalışılıyor. Bizim bildiğimiz ve gördüğümüz olaylar serbestçe tartışılabilse tablo çok farklı olur. Yargının önünü kesiyorlar, yargılayamıyor. Twitter’da, YouTube’da, merkezi olmayan medyada bazı şeyler konuşuluyor ama tüm kanallarda gümbür gümbür 17 Aralık Operasyonu’nun konuşulabilse halk gerçekleri çok daha rahat görecek. Durum böyleyken inanmamayı tercih ediyorlar.

Belki alternatif de yoktur.

Alternatif her zaman çıkar. Ben bu alternatif lafını Özal zamanında da çok duydum.

İşe giderken gerginlik yaşıyor musunuz?

17 Aralık sonrası tartışmalarda çok geriliyordum. Sonra kafamı boşalttım. Bunun bir iş olduğunu kabullenince tedavi oldum. Karşıda savunulan tezler çok sakat olunca gerilmiyorum. Çünkü haklılığımın farkındayım. İnsan haksız olduğu zaman gerilir.

Kadri Bey çok geriliyor zaman zaman.

O da kendini kontrol etmeye çalışıyor. Ergenekon dönemlerinde Nagehan sözünü kesince Altan çok sinirleniyordu. Kendisi çok nazik bir insandır. En ufak söz kesilmesinden rahatsız oluyordu. Nagehan’la takışıyorlardı. Bu dönemlerde ben hedefteyim. ‘Paralel yapı temsilcisi’ oldum. Hükümetin de baş hedefi paralel yapı. Dolayısıyla ben de baş hedefe oturtuluyorum. Tüm bunları söyleyebilmek tuhaf bir hadise. Paralel yapının varlığına ben inanmıyorum. Telefonlar dinlenip hükümeti yıkmak üzere gizli toplantılar yapıldığı söyleniyor. Sen bunun delilini ortaya koy, ben zaten buna karşı dururum. 17 Aralık’tan bugüne kadar hiçbir insanla ilgili hiçbir delil çıkmadı. Bir böcek hikayesi var 29. ayını doldurdu. Üç ay öncesine kadar ‘Göreceksiniz neler çıkacak’ deniyordu. Çıksın. Somut delillerle hepimiz lanetleyelim.

Tüm hayatınızı siyaset kaplamıyordur eminim. Günde kaç saat çalışıyorsunuz?

Bizde gazete okumak da çalışmanın bir parçası olduğu için uzun saatler sayılabilir. Sinemaya, tiyatroya gitmeyi, dostları eve davet etmeyi, bir de briç oynamayı seviyorum. Kanal D’de programa başlayınca hayatıma biraz sekte vurdu. Dizi çekenler gibi oldum.

Televizyon seyrediyor musunuz?

Tabii muhakkak. Dizileri takip ediyorum. ‘Karadayı’yı hiç kaçırmam. ‘Kayıp’ı izliyordum, bitti. ‘Yalan Dünya’yı seviyorum. ‘Muhteşem Yüzyıl’ı seyrediyorum. ‘İntikam’ı izlemiştim. Beren Saat’i çok beğeniyorum. Reyting sistemi değişince benim sevdiğim diziler bitmeye başladı.

Müzik dinliyor musunuz? Türk popüler müziği ile ilginiz var mı?

Her türlü müziği dinlerim. Alaturka, pop, uzun hava...

Mesela yeni popçulardan severek dinlediğiniz kimseler var mı?

Mustafa Ceceli’yi beğeniyorum. Ferhat Göçer’i çok beğenirim. Eskilerden Erol Evgin dostum, hep dinlerim. Ajda da çok iyi, eskimeyen kadın. Melahat Gürses var onu çok severim. Münip Utandı’yı dinlerim. Meyra’yı beğeniyorum. Meyra benim gelinim. Sesi bence çok güzel. Fransız müziğinden hoşlanıyorum. Edith Piaf mesela.

Gördüğüm kadarıyla teknolojiyle çok ilgilisiniz.

İlgiliyim. Her şeyi anlamam ama teknolojinin hayatı kolaylaştırdığına inanıyorum. Halbuki bazıları ilk başta teknolojiden korkuyor. Giriyorum meraklıyım. Bakıyorum. Ben Ben onları seviyorum. Yeni çıkanlar çok başarılı değiller.

Siz kendinizi beyaz Türk olarak tanımlar mısınız?

Yabancı dil bilen, yabancı okullarda okumuş beyaz Türk ise benim için de bu yakıştırma yapılabilir. Beyaz Türk şuysa; diğerinin ötekeleştiren, ezen, tepeden bakan, onlara hayat hakkı tanımayan o zaman ben beyaz Türk tanımının içine girmem.

Dün gazetede ‘3. Köprü’nün yapılmasını istemeyen beyaz Türklerin villaları’ diye bir haber vardı. Bir de şey var, sit alanını birden üçe düşürerek Urla’da villa yapmak isteyen siyah Türkler var. Onlara ne diyeceğiz (Gülüyor).

Sizce Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak mı?

Bence yüzde yüz aday olacak. Ama cumhurbaşkanı seçilir mi bilmiyorum. Herkes seçilecek diyor. Benim bir tahminim yok. İnsanlar onu başbakan olarak icraatçı mevkide görmek ister de acaba bu kadar kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı bir dili cumhurbaşkanı makamında görmek ister mi? Bunlara bakmak lazım. Ben kamuoyu araştırmacısı değilim.

Bence Türkiye’de en iyi kamuoyu araştırmacısı gazeteciler...

Ama biz şimdi kendi çevremize mahkumuz. Benim çevremde hiç kimseye rastlamıyorum Tayyip Erdoğan’ı seven.

Nagehan Hanım var!

Nagehan Hanım’la şu anda aynı çevrede dolaşamıyoruz. Benim çevrem onu kabul edecek durumda değil onun çevresi de beni...

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.