• BIST 114.182
  • Altın 164,126
  • Dolar 3,8209
  • Euro 4,6650
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 6 °C

Müslüman Ülkeler neden geri, Batı neden ileri?

Serbest Kürsü

Müslüman Ülkeler neden geri, Batı neden ileri? Türkiye nereye?

Yüzyıllarca İslam dünyası uygarlık ve başarının öncüsüydü, İslam uygarlıkla özdeşleşmişti. Yedinci yüzyılda İslam orduları Suriye, Filistin, Mısır ve Kuzey Avrupa’yı fethettiler. Sekizinci yüzyılda İspanya, Portekiz’i ve Fransa’yı işgal ettiler. Dokuzuncu yüzyılda Sicilya’yı ve İtalya’yı ele geçirdiler. Osmanlı İmparatorluğu, 1453’te İstanbul’u fethetti. Balkan yarımadasını ele geçirip, iki kez Viyana’ya kadar uzandı. Müslümanlar, yüzyıllar boyu dünyadaki en büyük askeri ve ekonomik gücü temsil etti. İslam Dünyası, bilim ve sanatta insanlık tarihindeki en büyük başarılara imza attı.

Sonra, Rönesans’ın yarattığı yeniden doğuş sayesinde Avrupalılar bilim, sanat ve teknolojide İslam dünyasını geride bırakan büyük gelişmeler sağladı. Ancak, Müslümanlar uzun süre bu gelişmelerin farkına varamadı. 18’inci yüzyıla kadar, yalnızca Frengi hastalığı ile ilgili bir kitap Avrupa dillerinden Orta Doğu dillerine çevrildi. 1699’da, Karlofça Anlaşması ile Osmanlı Devleti büyük toprak kaybına uğradı. Karlofça, Osmanlı İmparatorluğu tarihinde, yenilmiş bir Osmanlı’nın zafer kazanmış Hıristiyanlarla yaptığı ilk anlaşma olması nedeni ile önem taşır.
18’inci yüzyılın bitiminden önce Türkler, İranlılar ve diğer Orta Doğu ulusları Batı’yla ilgili doğrudan gözlem yapma olanağına sahip değillerdi. Avrupalılar, doğuda konsolosluk ve elçilikler açarken, Orta Doğu ve İslam Dünyası bu yolu izlemedi, sadece özel durumlarda kısa süreli görevliler kullandı. Kâfir icatlarını öğrenmenin veya kâfir öğretmenlerden ders almanın dinen caiz olup olmadığı konuları tartışıldı. 1450’lerde icat edilen Matbaa, 300 yıl sonra Osmanlı Devleti tarafından kullanılmaya başlandı. 1729’da kurulan matbaa çoğu tarih, coğrafya ve yabancı dil alanında 17 kitap bastı ve 1742’de kapatıldı. 1784’de padişah fermanıyla yeniden açıldı ve ancak 1796 yılından sonra Türkçe ve Arapça baskı yapabilen matbaalar kurulabildi.

Müslümanlar laiklikle ilk kez Fransız Devrimi’nde tanıştılar. Ama, sadece bir Müslüman ülke, Türkiye Cumhuriyeti Devleti laikliği bir ilke olarak kabul etti. İslam’ı anayasadan çıkardı ve şeriatı yasal alan dışına koydu. Bir iki İslam ülkesi de şeriatı evlenme, boşanma ve miras hukukuyla sınırlayıp, diğer alanları Avrupa’dan alınan çağdaş yasalarla düzenledi. Son yıllarda bu değişikliklere karşı, bazı İslam ülkelerinde, şeriata dönüşü savunan şiddetli tepkiler oluşmaktadır. Kökten dinci denen bu gruplar, şu anda Büyük Ortadoğu Projesi ile daha da güç kazandı ve El Kaide, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tipi acımasız terör örgütleri tüm ülkeleri tehdit eder duruma geldi.

20’nci yüzyıl boyunca tüm İslam ülkelerinde bir şeylerin kötü ve yanlış gittiği açık şekilde ortaya çıktı. Bin yıllık rakibi Hıristiyan dünyasıyla karşılaştırıldığında, İslam dünyası yoksul, zayıf ve bilgisiz kaldı. 20’nci yüzyılın özellikle ikinci yarısında İslam ülkeleri için çöküş daha da hızlandı.

Başkalarını suçlamak kolay olduğundan, 13’üncü yüzyıldaki Moğol işgallerinin İslam uygarlığının yıkılmasının suçlusu olduğu söylendi. Tarihçiler bu görüşte iki çelişki buldular: Birincisi İslam’da büyük kültürel başarıların Moğol işgalinden önce değil, sonra yaşandığıydı. İkincisi, Moğol akınlarından önce İslam halifeleri yönetimi altındaki ülkelerin zaten son derece zayıflamış olduğuydu. Daha çok rağbet gören bir diğer suçlu ise Batı emperyalizmiydi. Ancak, İngiliz-Fransız hâkimiyeti ve Amerika etkisi, içten zayıflamış olan Orta Doğu devletleri için bir sonuçtu. Yanlış giden her şey için Musevileri suçlayan antisemitizm de mantıklı değildi. Beş Müslüman devlet, yarım milyon Musevi’nin 1948’de Filistin’de bir devlet kurmasını önleyememiş, Arap-İsrail Savaşlarında, Arap Ülkeleri varlık gösterememişti.

Bir diğer mazeret te suçu İslam’a yüklemekti. Eğer İslam; özgürlüğe, bilime, ekonomik kalkınmaya engel ise, geçmişte bu üç alanda nasıl öncü olmuştur? “İslam Müslümanlara ne yaptı” değil, “Müslümanlar İslam’a ne yaptı?” sorusu daha gerçekçidir. Kabul gören görüşe göre, Batı ilerlemesinin temel nedeni, kilise ve devletin ayrılması, toplumun laik yasalarla yönetilmesidir. Müslümanlarca kutsallığın kaynağını oluşturan ve yaşamın her alanını düzenleyen tek yasa ise şeriattır. İslam ülkeleri ile Batı’nın yaklaşımlarındaki farklılık, önlenemeyen yolsuzluk yöntemlerinde de açıkça görülür. Batı’da para piyasada kazanılır ve iktidarı satın almakta kullanılır. Doğu’da iktidar ele geçirilir ve para kazanılır. Böylece yozlaşma başlar ve israf cömertlik, yüzsüzlük yiğitlik, yalancılık dürüstlük olur.

Sonuçta, İran Devrimi’nin ve kökten dinci yönetimlerin yolu ile Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde laik demokrasi örneği karşımıza çıkar. Birincisinde, biat ve sadakat kültürü ile şuursuz bir itaat gelişmiştir. Bu sistemde; ülkenin yolsuzluklardan ve kötü yönetilmekten kurtulma mücadelesi, konuşma ve araştırma özgürlüğü, kadın erkek eşitliği, vatandaşların otoriter ve diktatör rejimden kurtulma özgürlüğü yoktur ya da eksiktir. İslam dünyasının bugünkü durumunun nedenleri, işte bu özgürlüklerin eksikliği veya yokluğudur. İkincisinde, yani laik demokrasi sisteminde, akılcılık ve bilim ön plandadır, biat ve sadakat kültürü değil sorgulama kültürü gelişmiştir.

1923’te, Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte, sorgulayan akıl; erdemli duruşu, insan onurunu, doğal hak ve özgürlükleri belirledi. Bu özgürlüklere ulaşmak için büyük bir savaşım başlatıldı. Toplumda, kadın eşit duruma getirildi. Türkiye,i diğer Müslüman ülkelere örnek olacak şekilde modern, çağdaş bir yapıya kavuşturuldu. Ancak, her dönemin talan ve baskıcı yöntemlerinden beslenen asalaklar, eski katı yöntemleri sürdürmeye çalıştılar. Bunların her zaman işbirlikçileri ve şakşakçıları oldu. 1922’de yasa tasarısı vererek kendi kurduğu mecliste, Atatürk’ü vatandaşlıktan çıkarma ve meclis dışına atma girişiminde bulunacak kadar nankör ve cüretkâr milletvekilleri oldu. Çünkü, bu hilafetçi ve ümmetçi grup ile Radikal İslam’ın temel ve ortak düşmanı laik toplumlardır. Bunlar için en büyük düşman, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve İslam dünyasının ilk büyük laik reformcusu olan Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu hilafetçi ve ümmetçi grup, geçmişte ve günümüzde insanları aldatmak için hep dini duyguları kullandı. İtalyan düşünür Giordano Bruno, 1600’lerde, “Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır, yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah’ı kullanırlar”. demişti. Şu anda, geçmişten çok daha yoğun şekilde Türkiye’de yaşanılan tablo bu.
İşte, “öngörüsüz sözde aydınların” desteği ile de Türkiye şimdi bir yol ayırımına getirildi. Gerçi, Amerikalı düşünür Noam Chomsky. “Halkın geneli neler olup bittiğini bilmez. Hatta neyi bilmediğini de bilmez.” demişti. Bununla beraber, ya Atatürk’ü kendi kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde saf dışı bırakacak vurdumduymazlık sürdürülür ve ulusun çöküşü seyredilir ya da Türk Toplumu tekrar Modern Dünyada yerini alma fırsatına yirmi yıl geriden başlayarak tekrar kavuşur. İşte Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve tartışmalı da olsa Çatı Aday bunun için çok önemli. Birinci öncelik, geri giden ve freni tutmayan otobüsü durdurmak.

Kaynakça: Bernard Lewis, What Went Wrong? (Yanlış Giden Ne Oldu?).

Bu yazı toplam 25316 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.