Ankara başsavcılığı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir yazısından ötürü ağır ifadeler kullanarak savcılığa şikayet ettiği Prof. Dr. Baskın Oran hakkında takipsizlik kararı verdi. Başsavcılığın ‘kovuşturmaya yer olmadığına’ ilişkin kararında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Anayasa’daki basın özgürlüğüne ilişkin hükümlerin yanısıra Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları hatırlatılarak Oran’ın yazısının basın özgürlüğü sınırları içinde kaldığı belirtildi.

‘Yazısının her kelimesini alçakça kurgulamış bir uşak…’

Soylu, Oran’ın 23 Haziran 2017’de Agos gazetesinde yayınlanan ‘Kürtler üzerine bazı trajikomik deneyler’ başlıklı yazısıyla ilgili olarak Twitter hesabından, “Kendisini ilim adamı diye pazarlamış yazısının her kelimesini alçakça kurgulamış bir uşak Baskın Oran hakkında suç duyurusunda bulunuyorum” diye yazmıştı. Bakan, ardından da avukatı aracılığıyla savcılığa dilekçe vererek Oran hakkında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama’ suçlarından dava açılmasını istemişti.

Oran hakkındaki soruşturmayı yürüten savcı Arif Cemil Özkurşun, yaklaşık iki yıl sonra takipsizlik kararı verdi. Diken'den Kemal Göktaş'ın aktardığı kararda şöyle denildi:

Savcı’dan ‘basın özgürlüğü’ hatırlatması

“Basın özgürlüğü, demokratik bir hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Haber verme hakkının özgür bir biçimde kullanılamadığı, basın yoluyla olayların aktarılamadığı, değerlendirilemediği bir sistemde; bireyler bilgiye ulaşamaz, düşünce ve kanaatleri açıklama hürriyetini idrak edemez. Bu bakımdan, özellikle çoğulcu demokrasinin bir gereği olarak, bireylerin bilgiye serbestçe ulaşabilmesi, düşüncelerini, olumlu veya olumsuz eleştirilerini baskıya maruz kalmadan paylaşabilmesi, basın özgürlüğünün teminat altına alınması ile yakından irtibatlıdır.

Temel hak ve özgürlüklerin belirli kriterler çerçevesinde sınırlamalara tabi tutulabilmesi mümkündür. Ancak diğer hak ve hürriyetlerde olduğu gibi, basın özgürlüğü açısından da kural olan özgürlük; istisnai olan ise, bu özgürlüğün sınırlandırılmasıdır. Hukuk düzeni, güvence altına aldığı bir özgürlüğe yönelik müdahale şartlarını belirleyebilir; ancak bu sınırlamanın olağan hale getirilmemesi, sıradanlaştırılmaması gerekir. Aksi halde, kural olanın istisna, istisna olanın ise kural haline gelmesi söz konusu olur ki; bu durum basın özgürlüğünün ortadan kalkması anlamına gelir. Dolayısıyla basın özgürlüğüne yönelik sınırlamalar, hukukun evrensel ilkelerine, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere ve Anayasa hükümlerine aykırı olmamalıdır. Bu temel ilke ve düzenlemelere aykırı olarak yapılan her müdahale, hiç tereddütsüz hukuka aykırı bir nitelik taşır.

‘Demokrasi ve çoğulculuğun olmazsa olmaz unsuru’

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10/2’nci madde ve fıkrasının AİHM tarafından yapılan yorumunda, düşünce ve ifade özgürlüğünün sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız, ilgilenilmeye değmez görülen ve kayıtsızlık içeren haber, bilgi veya düşünceler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici haber ve düşünceler içinde geçerli sayılıp uygulanması gerektiği, bunun demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereği olduğu vurgulanmaktadır. Eleştiri kaynağını bu özgürlükten almakta olup, eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmayıp eleştirinin övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğal kabul edilmelidir.

AİHS’in 10’uncu maddesinde yer alan ifadeyi açıklama özgürlüğünün ‘sınır tanımayan’ bir değere sahip olduğu, böyle bir özgürlüğün halkın büyük bir kesimini rahatsız etse dahi koruma kapsamında kaldığı, yine Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararlarında belirtildiği üzere, ağır, sert veya incitici nitelikte de olsa, eleştiri hakkını kullanan kişiye yaptırım uygulanmaması gerektiği belirtilmektedir.”

‘Basın özgürlüğü kışkırtmayı da içerir’

AİHM’in Lingens/Avusturya kararında basının sadece bütünüyle kanıtlanmış olguları yayınlama zorunluluğuyla karşı karşıya bırakılması halinde ortada hemen hemen yayınlanacak hiçbir şey kalmayacağını belirttiğine dikkat çekilen kararda, Jersid/Danimarka ve Thoma/Lüksemburg davalarında ise gazetecinin başkalarının ileri sürdüğü iddiaları yayınladığı için cezalandırılamayacağına vurgu yaptığı anlatıldı.

Kararda ayrıca Thoma/Lüksemburg kararında gazetecinin başkalarının haklarına halel getirecek bazı alıntıları yaparken, ileri sürülen iddia ya da düşünce ile ilgili arasına sistematik ve formel olarak bir mesafe koyması gerektiği düşüncesinin basının güncel olay, fikir ve kanaatler konusunda bilgi vermeye ilişkin rolüyle bağdaşmayacağını ifade ettiği vurgulandı.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2006/181 sayılı kararına göre de gazetecinin sert ve çarpıcı bir üslup kullanması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşmasının başlı başına suç oluşturmayacağı anlatılan takipsizlik kararında şöyle dendi: “Basın özgürlüğü belli ölçülerde abartmayı, kışkırtmaya başvurmayı da içerdiği, gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimlerin polemik niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadelerin asılsız kişisel saldırı olarak görülemeyeceği belirtilmiştir.”

Kararda bu gerekçelerle Prof. Baskın Oran’ın şikayete konu edilen köşe yazısının AİHS, Anayasa ve Basın Kanunu’nda düzenlenen basın özgürlüğü, bilgi verme ve eleştiri sınırları içerisinde kaldığı için kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği belirtildi.