Özkök , bugünkü yazısında, yandaş yazar Mehmet Barlas'ın da Emin Çölaşan'a yöneltilen FETÖ suçlamalarının haksız bulduğuna dair eleştirilerini yazdı ve Ve bugün bu yaşta, bu mevkide hâlâ kaybedecek şeyleri olan bir Mehmet Barlasçıkıp “Yeter artık” diyorsa bu sese kulak vermek lazım" ifadelerini kullandı.

ERTUĞRUL ÖZKÖK'ÜN YAZISINDAN O BÖLÜM ŞÖYLE

FETÖ’ye yardım ettim mi evet... Hem de çok ettim

Emin Çölaşan’a, Necati Doğru’ya yöneltilen şu suç türü var ya...
Hani şu, “Örgüt üyesi olmadığı halde örgüte yardım etmek” iddiası...

Şimdi biri gelip 

bana sorsa...

Dese ki...

“Arkadaş sen FETÖ örgütü üyesi değilsin, ama o örgüte yardım ettin mi?”

Cevabım şu olurdu...

“Etmeye çalıştım ama maalesef başaramadım...”

Bu ülkede, makuliyetini kaybetmemiş birçok insan zamanında FETÖ örgütünün polisine, savcısına, yargıcına...

Ve tabii ki Pensilvanya’da oturan örgütün en tepesindekine yardım etmeye çalıştı.

Nasıl mı?

Uyarılarıyla...

Ergenekon denilen, Balyoz, Odatv, Kafes denilen uydurma davalarda, kumpaslarda onlara doğru yolu göstermek için çok yardım etmeye çalıştı...

Mesela...

İftara giderken aynı teknenin güvertesinde kanka pozları veren o günün fedai polislerine, Beşiktaş’taki örgüt militanı savcılara, Silivri’deki mürit hâkimlere, “Böyle kucak kucağa verilen pozlar bir suç çetesinin itiraf belgesidir” diyerek...

Onları adil davranmaya, vicdanlı davranmaya, tarafsız davranmaya davet ederek yardım etmeye çalıştı...

Mesela...

İddianamelerdeki hataları, yanlışlıkları, 
uydurma kasetlerle, 
kendi gömdükleri 
silahlarla yaptıkları üçkâğıtları tek tek gözlerinin önüne sererek bu yanlışlardan vazgeçmeye davet ederek yardım etmeye çalıştı.

Mesela...

Uzun süreli tutuklulukların yol açacağı adaletsizlikleri sıkılmadan, usanmadan, korkmadan anlatıp bu adaletsizlikten dönme yolunu göstererek yardım ettiler.


Çünkü içlerinde yıkılmaz bir “Devlet biziz, bize kimse dokunamaz” inancı vardı...

Çünkü, devleti ele geçirme ihtirasları onları öylesine pervasız hale getirmişti ki bütün bunların bir gün bumerang gibi kendilerine döneceğini akıllarından bile geçirmemişlerdi.

Sonuç...

Yardım elimiz havada kaldı...

MEHMET BARLAS 24 YIL SONRA BÖYLE DİYORSA

1994 yılının ekim ayının ikinci haftasıydı.

Reha Muhtar aradı.

O sıralarda Atina’dan dönmüş ve TRT’de “Ateş Hattı” adlı bir program yapıyordu.

Bana göre Reha Muhtar tarzının doğduğu programdı o...

 “Sana müthiş bir haberim var. Emin Çölaşan’la Mehmet Barlas’ı ‘Ateş Hattı’na çıkarıyorum...”

“Nasıl yani” dedim... “Canlı yayında ve karşı karşıya...”

İnanamadım... O günlerde Emin Çölaşan’la Mehmet Barlas neredeyse kanlı bıçaklı...

Birbirlerine demediklerini bırakmıyorlar.

Benim için büyük bir haberdi ve bunu programın yayınlandığı 17 Ekim 1994 günü kendi köşemde yazdım ve haberi de birinci sayfadan büyük verdik.

Dün Sözcü gazetesinin birinci sayfasında yine ikisinin fotoğrafı vardı.

Bir de benimki...

Mehmet Barlas, Emin Çölaşan hakkında “FETÖ’ye yardım” iddiasıyla açılan davayı eleştiriyordu. Yani resmen Emin’e destek veriyordu...

24 yıl sonra yayınlanan bu fotoğrafa bakarken şunları düşündüm: Türkiye tarihini 1950 yılından beri bizzat içinde yaşayarak öğrenmiş...

Bunca askeri darbe, ara rejim görmüş... İktidarların ikbalini de, gadrini de yaşamış...

Ve bugün bu yaşta, bu mevkide hâlâ kaybedecek şeyleri olan bir Mehmet Barlasçıkıp “Yeter artık” diyorsa...

“Türkiye’de gerçekten hukukun üstünlüğü, düşünce özgürlüğü kutsanmalı ve artık lüzumsuz dava açılmamalı... İnsanlar yazdıklarından dolayı gözaltına alınma, yargılanma korkusu yaşamamalı” diye devam ediyorsa...

24 yıl sonra gelen bu sese kulak vermek lazım.

Özkök'ün yazısını Hürriyet'te okumak için TIKLAYIN