"Çürümüş medya düzeni bütün hızıyla devam ediyor" diyen medya ombudsmanı Faruk Bildirici, futbol medyasının önde gelen isimlerinin TFF'nin bedava turlarıyla Roma ve Bakü'ye gittiklerini açıkladı.

Medya ombudsmanı gazeteci Faruk Bildirici, Sedat Peker'in açıklamaları sonrası basın mensuplarıyla ilgili ortaya çıkanlara değinirken, Türkiye Futbol Federasyonu'nun Euro 2020 vesilesiyle Roma ve Bakü'ye götürdüğü gazetecilerle ilgili eleştiride bulundu.

Bildirici, kişisel sitesindeki “Futbol Federasyonu'nun Roma ve Bakü gezisine katılan bedavacı spor yazarları” başlıklı yazısında, etik dışı işlerin AKP iktidarından önce de var olduğunu ancak daha da arttığını ve boyut değiştirdiğini anlattı.

Bildirici, "Hadi Özışık’ın, suç örgütü yöneticisi Sedat Peker ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında arabuluculuğa soyunması; Veyis Ateş, Tahir Sarıkaya, Cem Küçük, Rasim Ozan Kütahyalı’nın Paramount Otel’de bedava tatil yaptıkları iddiaları; Veyis Ateş’in iş insanı Sezgin Baran Korkmaz’ın Türkiye’ye dönmesini sağlamak üzere 10 milyon euroluk rüşvet işine aracılık ettiği iddiası ve Sezgin Baran Korkmaz’ın 12 gazeteciyi maaşa bağladığı iddiası şaşırtıcı olmadı" diye yazdı. 

Bildirici, çarpık gazeteciliklere en canlı örneğin futbol medyasının önde gelen isimlerinin Milli Futbol Takımının Avrupa Futbol Şampiyonası maçlarını izlemek üzere Roma ve Bakü’ye, Futbol Federasyonu’nun düzenlediği bedava turlarla gitmeleri olduğunu belirtti.

Bildirici şunları yazdı:

Medyadaki çürüme göz önündeydi. İş takip etme, karanlık tiplerle ilişkiler, siyaset mühendisliği, değerli hediye alma, bedava gezilere çıkma, parayla haber yapma, televizyon programlarına parayla konuk alma, yazı içine reklam koyma, reklamlarda oynama gibi etik dışı işler, AKP iktidarından önce de vardı.

     Bu siyasi iktidarla birlikte boyutu değişti, daha da arttı; kamu adına denetim yeteneğini kaybeden medya güç odaklarıyla içiçe geçti. Medya sahip ve yöneticileri “Kamu yararı”nı gözetmeyi iyiden iyiye bırakınca kimi “gazeteciler” de kişisel ikbal peşinde daha rahat koşar oldular.

     Neler görmedik son yıllarda? Askerlikten gelip bir gazetenin Ankara Temsilciliği’ne atanan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın uçağının gözdelerinden biri hale gelince de iş takibi yapan, sonra onunla da yetinmeyip müteahhitliğe soyunan ve milyonlara konunca gazeteciliği bırakan bile görüldü bu camiada.

    Son yıllarda çürüme medyanın neredeyse bütün hücrelerine yayılmıştı; bunu da patronundan yöneticisine, muhabirinden yazarına kadar herkes biliyordu. Siyasetçiler, iş insanları velhasıl medyanın bütün muhatapları da farkındaydı bunun. Onlar da kendi lehlerine kullanmakla meşguldü…

    O nedenle Hadi Özışık’ın, suç örgütü yöneticisi Sedat Peker ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında arabuluculuğa soyunması; Veyis Ateş, Tahir Sarıkaya, Cem Küçük, Rasim Ozan Kütahyalı’nın Paramount Otel’de bedava tatil yaptıkları iddiaları; Veyis Ateş’in iş insanı Sezgin Baran Korkmaz’ın Türkiye’ye dönmesini sağlamak üzere 10 milyon euroluk rüşvet işine aracılık ettiği iddiası ve Sezgin Baran Korkmaz’ın 12 gazeteciyi maaşa bağladığı iddiası şaşırtıcı olmadı.

    Sadece ne denli kötüye gidildiğini gösterdi, bu mesleğe ömrünü vermiş gerçek gazetecileri derinden yaraladı.

  Bedava Roma ve Bakü gezileri

   Medyadaki çürüme artık etik sorunlar olmayı aşmış, suç ilişkilerine dönmüş, onu gördük hep beraber. Rezaletin somut kanıtları ortaya çıktı da ne oldu? Ne ülkeyi yönetenlerden bir itiraz sesi yükseldi ne savcılar harekete geçti, ne de medyada bir temizlenme hareketi başladı…

   Aksine çürümüş medya düzeni bütün hızıyla devam ediyor, güç odaklarıyla içli dışlı ilişkilerde en ufak bir değişim gözlenmiyor. Sadece siyasi alanda değil, dış politikadan mağazine, sağlıktan spora kadar hemen her alanda aynı hızla devam ediyor çarpık gazetecilikler.

    En yakın, en canlı örnek de futbol medyasının önde gelen isimlerinin Milli Futbol Takımının Avrupa Futbol Şampiyonası maçlarını izlemek üzere Roma ve Bakü’ye, Futbol Federasyonu’nun düzenlediği bedava turlarla gitmeleri.

     Federasyon, 11 Haziran’da İtalya ile oynanan maç için medyadaki futbol servisi müdürlerinden oluşan 14 kişilik bir grubu Roma’ya götürdü. Özel uçakla gidilen Roma’da, spor müdürlerinin iki gecelik konaklama ve diğer giderlerini de federasyon karşıladı. Sadece gazeteciler değil, bazı kulüp başkanları da vardı federasyonun davetli götürdüğü isimler arasında. Davet organizasyonunu bir iletişim şirketi yürüttü. 

     Bakü’de oynanan Galler maçı için liste daha geniş tutuldu. Sadece önde gelen medya kuruluşlarının spor servisi müdürleri ile yetinilmeyip spor muhabirleri de eklendi özel uçağa binecekler listesine. Hatta bazı siyasiler, federasyon yöneticileri, alt liglerden kulüp başkanları da davet edildi. Gezi yine iki gecelik tutuldu, davetlilerin tüm masrafları karşılandı.

    Futbol Federasyonu, İsviçre ile oynanacak milli maç için de Bakü’ye özel uçak kaldırıyor. Yine çok sayıda spor servisi müdürü, futbol yazarı, kulüp başkanı ve yöneticinin katıldığı bu gezide de iki gece kalınacak.

 Tabii federasyon dışında Turkcell gibi bazı şirketler de bazı futbol yazarlarını bu gezilere davetli götürdü. 

Maçı basın tribününden izlemediler

  Gazetecilerin katıldığı geziler gizli olamaz. Çünkü zaten izlemek, yazmak, aktarmak için o geziye gitmişlerdir. Ama Federasyon’un davetlisi olarak bu geziye gidenlerin bir kısmı izledikleri maçlarla ilgili ne yazı yazdılar ne bir program yaptılar.

   Asıl önemlisi, Federasyon’un davetlisi olarak oraya gittiklerini yazmadıkları gibi, Federasyon’un özel uçağı ve davetlileri hakkında da haber vermediler. 

    Mahcup bir edayla hem kendilerinin bedava geziye katıldıklarını gizlediler okurlar ve izleyicilerden, hem de Futbol Federasyonu’nun böyle bir davet için büyük paralar harcadığını gizlediler. Kendilerini bedava tarafından Roma ve Bakü’ye götüren Federasyon’u korudular. Ne gazetelerde ne de televizyonlarda bu gezi organizasyonundan bahsettiler!

    İzleyebildiğim kadarıyla bir Erman Toroğlu, A Spor’daki programda gazetecilerin bedava geziye götürülmesinden söz etti. Bir de Yeni Çağ gazetesinden “Spor medyasının sicil amiri” olarak anılan Aytunç Akın, bu organizasyonu açıkça eleştirdi. “Medya veya medyacı dendiğin zaman bedavacılar akla gelecek” diyen Akın, Roma’ya götürülen “bedavacı gazeteciler”in isim listesinin açıklanmasını istedi:

    “Birçok muhabir, medya temsilcisi ve spor müdürü turnuvayı yerinden izlemek için İtalya’ya götürüldü. Başkent Roma’da oynanan maç için giden gazetecilerin masrafları ise Türkiye Futbol Federasyonu tarafından karşılandı.  Orada olması gereken ülkenin gerçek futbol temsilcileri, emekçi basın mensupları evinde otururken; her dönem baş tacı edilen isimler yine oradaydı. Yediler içtiler, maç seyrettiler eğlendiler, gezdiler, fotoğraflar çektiler, selfieler yaptılar, sosyal medyada paylaştılar… Ancak gözler Bilal Meşe, İsmail Er, Orhan Yıldırım, Erdal Cömert gibi futbol dünyasının önde gelen isimlerini aradı. Yoktular çünkü davet edilmemişlerdi.

    Turnuvaya bir de emekliler götürülmüş.  Haber yapmadan federasyon kontenjanıyla oradalar… yine tatil…Eskiden gazeteler kendi muhabirini gönderirdi, “Müdürler” bu tip teklifleri geri çevirir ve kendileri gitmezdi. Gerçekten işini yapacak olan muhabirleri turnuvaya ya da kamplara gönderirlerdi.

    Şimdi ise işi olmayan da bedavacı bir sınıf türedi. Nerede gezi var ise orada onların isimleri var. Haber bahane, tatil şahane…Hepinize iyi tatiller…”

   Aytunç Akın, “TFF’nin beleşçileri Bakü seferinde” başlıklı yazısında davetli götürülen spor müdürlerinin maçı basın tribününden değil, “biletli tribünden izlemesi”ne dikkat çekti. Sonra da “Bu insanlar gazeteciyse neden basın tribününde değil? Eğer gazeteci değilse orada ne işleri var? TFF’nin bu konuya bir açıklık getirmesi gerekmiyor mu?” diye sordu.

    “Avantacı lavantacı takımı”

    Aslında Futbol Federasyonu’nun yurt dışındaki maçlara spor müdür ve yazarlarını davetli götürmesi uygulaması yeni başlamış değil. Yıllardır süregelen bir uygulama. Ama spor medyasından bu uygulamaya itiraz eden, gazetecilik etiği açısından yanlış olduğunu yazan, söyleyen çok az isim çıkıyor.

   Bu nadir isimlerden biri de Bilgin Gökberk’ti. 2008 yılında “Euro 2008’e kendi parasıyla giden var mı?” diye yazmış, bu gezilere katılanları “avantacı lavantacı takım” diye adlandırmıştı.

    “Bavullar hep hazır, telefon çaldığında hooop gidiyorlar. Çoğu ne niye gittiğini biliyor, ne nereye gittiğini. Bu avantacılar gidip, yiyip içip dönüyorlar. Her türlü vıcıklığı yapıyorlar. Yazarak da ödüyorlar. Bunu biri yazınca da bozuluyorlar. Görevli gidenlerinkini saymazsak, İsviçre'den çıkan doğru dürüst bir yazı yok.”

    Bilgin Gökberk’in “doğru dürüst yazı yok” sözünün doğru olup olmadığını anlamak için ben de Roma ve Bakü gezileri sonrasında yazılan yazılara baktım. Bir kısmı hiç yazmamış, çoğu yazı da oraya gitmeden televizyon ekranından yazılabilecek türden. Ama en önemlisi, bedava geziye götüren Futbol Federasyonu hakkında en ufak bir eleştirel ifade yok. Halbuki iki maçta da büyük bir başarısızlık yaşandı; bunda Federasyon’un hiç payı yok mu?

    İki geziye bir reklam yazısıyla ödeme

   Hürriyet gazetesi Spor Müdürü Mehmet Arslan da bırakın Futbol Federasyonu’nu eleştirmeyi, spor yazısını Milli Takımın kıyafet sponsoru olan Damat Tween’in reklamına aracı kılmıştı. Mehmet Arslan’ın 12 Haziran’da yayımlanan ve sayfayı boydan boya kaplayan “Sahada başka kulübede başka rekabet” başlıklı yazısında, iki teknik direktörün kıyafetleri karşılaştırılıyordu. Yazının niteliğinin anlaşılabilmesi için arabaşlıklardan bazılarını aktarayım:

    “Şenol Güneş, Robert Mancini’yi gölgede bıraktı; Yok gibi hissettiren elbise; İki alanda da şampiyonluk bizim takımların olmalı; Şenol Güneş siyahı seçti çünkü; Renklerde çok hassas davranılıyor; Kıyafet hazırlıkları haftalar önce başladı; İtalya maçı için 4 farklı kombinasyon hazırlandı.”

   Bu süslü püslü ifadelerin tamamı, Şenol Güneş’in giydiği Damat Tween marka takım elbisenin, İtalyan teknik direktör Mancini’nin giydiği Armani marka elbiseden çok daha iyi olduğunu anlatmak için sarf edilmişti. Bunun için de markanın yöneticisi Süleyman Orakçıoğlu ile sanatçı Mustafa Sandal’ın da görüşlerine başvurulmuştu. Belli ki, onlar da davetli olarak maç izlemeye gelmişlerdi.

   Şenol Güneş’e sorsa alacağı cevap belliydi. Lafı dolandırmadan reklam yaptığını kabul ederdi. İki yıl önce kravatının renginin eleştirilmesi üzerine “Maçla ne alakası var? Rengini de bilmiyorum, Damat'tan giyiniyorum, Damat'ın reklamını yapıyoruz, gönderdiler giydim” demişti. 

   Üstelik Mehmet Arslan’ın böyle bir örtülü reklam yazısı yazmak için Roma’ya kadar gitmesine gerek yoktu.  İstanbul’da televizyon karşısından da yazılabilirdi. Mehmet Arslan’ın Roma’dan yazdığı futbolla ilgili bir yazısını da görmedim. Daha sonra Bakü gezisine de davetli gitti, oradan da başka yazı yazmadı.

   Bedava gezi körleştirir

   Futbol yazar ve yöneticilerinin katıldığı bu tip davetli geziler etik açıdan problemlidir. Çünkü gazetecilik yalın gerçeği aktarma mesleğidir.

  Araya herhangi bir çıkar ilişkisi girince aktarılan bilginin nesnelliğine gölge düşer; güvenilirlik, inandırıcılık zedelenir. “Haber değeri” dediğimiz evrensel kavram, bir geziye davet edilmek, ağırlanmak ile eşdeğer hale gelir. Gazeteci, tanıtım aracı konumuna indirgenir. En önemlisi de bu tip bedava geziler, gazetecinin eleştirel bakmasını engeller. Gazeteciyi körleştirir.

    Bu yüzden gazetecilerin masrafları başkaları tarafından karşılanan gezilere gitmemesi evrensel bir gazetecilik ilkesidir. Kendi olanaklarıyla gidilemeyecek yerlere başka kurumların aracılığıyla gidilebilir ama o zaman da gezinin bu niteliği, davetli olduğu mutlaka okura/izleyiciye duyurulur.

   Futbol Federasyonu’nun gezilerine katılan gazeteciler ise bedava geziye gitmekle kalmayıp, bir de davetli olduklarını gizliyorlar. Yanlış olduğunu bilmeseler gizlemeye gerek görmezler. Bu daha da kötü…

   Nasıl gazetecilik yapıldığını anlamak için Roma maçından önceki “Kupayı alın gelin” türünden hayali başlıklara ve Milli Takımın yenilgilerle bugün geldiği noktaya bakmak yeterli…