Oda TV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız ve TELE1 Ankara Temsilcisi İsmail Zeki Dükel ile onlara bilgi sağladığı iddia edilen astsubay Erdal Baran hakkında açılan davanın ilk duruşması, Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, sanıklar Oda TV Ankara Haber Müdürü Yıldız ve Baran 11 Haziran'da tutuklandı, TELE1 Ankara Temsilcisi İsmail Zeki Dükel ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Yıldız ve Dükel ile bu isimlere "bilgi temin ettiği" iddia edilen Baran hakkında, "devletin güvenliği veya yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçunu zincirleme işledikleri gerekçesiyle 6 yıl 3'er aydan 17 yıl 6'şar aya kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Mahkeme başkanı dosyada suçlama olarak bulunan telefon tapelerini okuyarak E.B'nin verdiği bilgileri sordu. Astsubay Erdal Baran, dava dosyasına giren tapelerde istihbarat raporu diye bahsettiği bilgilerin istihbarat raporu olmadığını, kendisini önemli göstermek için öyle dediğini, söylediği pek çok şeyin "kafadan atma" olduğunu ve kendisine herhangi bir istihbarat raporu gelmediğini ifade etti.

"Müyesser ablanın ismini kullanarak kendime alan açıyordum"

Mahkeme başkanı, Baran’ın tapelerini okurken bazı bilgilerin tahminden ileri gittiğini söyledi. Baran da bu bilgiyi devre arkadaşından öğrendiğini belirtti. Mahkeme başkanı askeri bilgilerin telefonda bu kadar rahat konuşulup konuşulmadığını sordu. Baran, "Bizim için olağan geliyor” dedi. Mahkeme başkanının Baran’a tapede geçen, "Müyesser ablayla birlikte yazıyoruz" sözünü hatırlatması üzerine Baran, "Müyesser ablanın ismini kullanarak kendime alan açıyordum” diye yanıt verdi.

Baran, duruşma savcısının, “17 Aralık 2019, 6 Ocak 2020, 28 Ocak 2020 tarihli konuşmalarında TSK'nin Suriye ve Libya'daki faaliyetlerini küçümser bir havanız var. Hulusi Akar'a Hulusi diyorsunuz, gerizekalılar diyorsunuz. Siz TSK'da ayrı bir cenahta mısınız? Bu küçümsemenin nedeni ne?” sorusu sonrasında da, “TSK benim canımdır. Eleştirmek için söyledim” dedi.

Baran’ın mahkemedeki ifadesi şöyle:

"Türk askerinin Libya'ya gitmesi olayı Aralık 2019'dan itibaren tartışılmaya başlamıştı. 7 Ocak'ta TBMM'de tezkere çıktı. Bununla birlikte tüm Türk medyası ve uluslararası medya konuyla ilgili haber yaptı.

Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel ile tanışıklığımız var. Gerek sosyal medyada gerek ulusal ve uluslararası basında gündeme gelen konularla ilgili ben onları ararım, onlar da beni arar. İddianamede yer alan tapelerdeki konular açık kaynaklardaki konulardır.

Libya'da, Suriye'de neler oluyor diye sorardı Müyesser Yıldız. Ben de basından okuduğumun üstüne katarak anlatırdım. Bir olay olduktan sonra İsmail Dükel'i arardım, haberi olmazdı bazen."

Müyesser Yıldız: Hukukunuzu tanımıyorum, o yüzden savunma yapmayacağım
Yıldız, mahkeme başkanına hitaben, "Sorularınızla öyle bir hava çizdiniz ki gazeteci sanki öcü, sanki hiçbir dostu olamazmış gibi. E.B. ile sohbetimizin buralara gelmiş olması üzücü" dedi.

“Huzurunuza gelmeme sebep olan, bir iddianame değil, bir intikamnamedir. O yüzden sözlerimin başında bu intikamnameye karşı herhangi bir savunma yapmayacağımı belirtmek istiyorum” diyen Müyesser Yıldız, şunları kaydetti:

“Ancak öncelikle benimle birlikte bedel ödettirilen, ailem başta olmak üzere ilk günden itibaren kurulan bu tezgâha inanmayıp, bana sahip çıkan insanlar için ve elbette tarihe not düşme adına söyleyeceklerim var.

Dokuz yıl önce Oda TV kumpasında topluca tutuklandık ve yine bu ayda hâkim huzuruna çıktık. Orada ne söyledim? Sayın Erdoğan 10 ay hapis cezasına çarptırıldığında, ‘Bu karar kanuni olabilir, ama hukuki değil. Hukukunuzu tanımıyorum’ demişti. İşte bu sözleri hatırlatıp, ‘Bize yapılanlar kanuni bile değil. Ben de hukukunuzu tanımıyorum. O yüzden savunma yapmayacağım’ dedim.

Ne yazık ki, bugün de aynı sözü tekrarlamak durumundayım. Baştan itibaren kanun, hukuk ve ahlâk tanımadan oynanan bu kirli oyunu, şimdi sizlerin huzurunda savunma yaparak, sanki hukuk varmış, adalet tecelli edecekmiş gibi sürdürmek ve legalleştirmek istemiyorum.

Bu intikamname önünüze geldiğinde lâyık olduğu yere, tarihin çöplüğüne göndermenizi dilerdim, ama yapmadınız. Oysa bunu kabul ettiğiniz gün, tensipte aldığınız kararlarla, o kağıt yığınının ne kadar pervasızca derlendiğini tespit edip ortaya koyan sizlerdiniz. Ancak hâlâ bir fırsat var. Bizi yargılamakla zaman geçirmek yerine, 'Seni hiçbir delil, belge olmadan, hukuku ayaklar altına alarak hapse attık. Sebebi de bazı büyüklerimizi rahatsız etmen' mesajının verildiği bu intikamnameyi hazırlatanların peşine düşülmesi.

Burada ne var? Hedef belli: ben... İyi de yıllardır görmediğim değerli gazeteci İsmail Dükel’den, hastalığı olan gariban bir astsubaydan ne istersiniz? Doğrudan, 'Seni alıp içeri atıyoruz' dense daha insani ve mertçe olur, hukuk da böyle iğfal edilmezdi.

Erdal Baran izlenmiş mi? Hayır. Ne yapılmış? Telefon dinleme kararı alınmış. Neden? Çünkü telefonun ucunda beni bulacaklarından eminlerdi. Nereden biliyorlar? Çünkü illegal dinlenmiştim. Yıllarca aradılar, taradılar; bu astsubay üzerinden işi legalleştirdiler. TEM müdürünün yazısında bir cümle var, ‘Yapılan çalışmalar sonucunda şüpheli Erdal Baran ile olan irtibatı dikkat çekici bulunmuş ve bu yönde soruşturma başlatılmıştır’ diyor. İşte önce benim takip edildiğimin itirafı ve delili.

"Söz konusu Müyesser’i yemekse, olur!.."

Suriye’deki operasyonları yöneten Zekai Aksakallı, İsmail Metin Temel’in adını 5 yaşındaki bebeler bile ezberlemişken, geçenlerde, üstelik kritik olan Somali’deki görev gücümüzün başındaki komutanın adı yazılmış çizilmişken, koca Korgeneral nasıl gizli olabilir? Söz konusu Müyesser’i yemekse, olur!.. Hele de sorulan adres Müyesser’e, Oda TV’ye husumet içinde olan bir yerse!..

"O listede benim de adım var"

İtibar etmedim, etmiyorum; ama birileri sık sık, ‘15 Temmuz’da hazırlanan ölüm listesinde adım vardı’ diye nasıl bir tehlike atlattığını anlatıyor ya, o listede benim de adım vardı. Yani doğruysa, 15 Temmuz başarılı olsa ben de ortadan kaldırılacaktım. Çok şükür, 15 Temmuz başarılı olmadı, yaşıyorum; ama 15 Temmuz’u sorguladığım için hapisteyim. Eğer o listeler ciddi ise dikkat çekici bir kesişme, değil mi?

"Bu intikamnameyi hazırlayanlar veya hazırlatanlar ya da her ikisi birden 'FETÖ’cü' olmalı!.."

Ben tutukluyum, ama “devletin güvenliğini” tehdit ettiğim yazılar özgür!.. Şu gerçek bile suç unsurunun o yazılar değil, bizzat ben olduğumu ispatlıyor. 2011’deki Odatv kumpası, İzmir casusluk kumpası vs... Tüm bu benzerlikleri niye anlattığıma gelince; diyorum ki, bu intikamnameyi hazırlayanlar veya hazırlatanlar ya da her ikisi birden “FETÖ’cü” olmalı!..

Aslında Necati Doğru’nun, Emin Çölaşan’ın, Sözcü gazetesinin “FETÖ’cülükle” suçlandığı bir yerde “FETÖ” demenin de inandırıcılığı kalmadı. Zaten, “FETÖ” demek, ülkemizin karşı karşıya olduğu tehlikeyi küçültmektir. Bence bunun tam adı Gladyo’dur, Sevr Örgütü’dür."