İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin açıkladığı gerekçeli kararda “örgüte yardım” iddiasının altı yine gazetecilik faaliyetleri hedef alınarak dolduruldu.

Cumhuriyet’ten Canan Coşkun’un haberine göre; heyet, kararın başında, bir gazetenin kendi vakıf senedindeki ilkelere uyup uymadığı hususu bir ceza yargılaması konusu olmayıp cezai yaptırımdan uzak olduğunu belirtti ancak bir sonraki cümlesinde ilkelere uymamasının terör örgütlerine yardım suçlaması aşamasında bir kriter olduğunu iddia ederek çelişkili bir ifade kullandı.

Dava kapsamında gazetenin bazı manşet, köşe yazısı ve haberlerinin delil olarak yer aldığını ifade eden heyet, yayın politikası değişikliğinin eleştirilmediğini, örgütlere yardım suçlaması ile bağlantı kurulması için değişikliğe atıflarda bulunulduğunu kaydetti. Heyet, bu durumun iddianamede yer almadığını da iddia etti. Heyetin ifade ettiğinin aksine davaya ilişkin iddianame de bu suçlamaya dayanıyordu. Yayın politikasındaki değişikliği “dramatik” olarak ifade eden heyet, bu savını “tanık olarak dinlenen gazetenin eski köşe yazarları, etkili kalemleri” olarak değerlendirdiği kişilere dayandırdı. Oysa dava kapsamında dinlenen tanıklar arasında gazetede geçmişte yazar olarak yer almış tek kişi bulunuyordu. Bu kişi Aydınlık gazetesi yazarı Mehmet Faraç idi.

ÇÖKMÜŞ YALANA SARILDI
Heyet, iktidarın yayın organı Sabah gazetesinin, gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün Şubat 2016’da tutuklu bulundukları sırada, Dündar’ın haber için açıktan para aldığına ilişkin iddiasını da gündeme getirdi. Oysa geçen Şubat ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, bu suçlamaya ilişkin herhangi bir kanıt yer almadığı gibi, iddianame Cumhuriyet davasına ilişkin gerekçeli kararı hazırlayan heyet tarafından kabul edilerek yargılama aşamasına geçilmişti. Heyet, asliye hukuk mahkemelerinin konusu olan ancak önce ceza soruşturmasına ardından da ceza davasına konu edilen Cumhuriyet Vakfı seçimlerine de gerekçeli kararda yer verdi. Heyet, 2 Nisan 2013 tarihli Cumhuriyet Vakfı seçimiyle ilgili, “gazetedeki sanık grubun etkin olmaya başladığı ve dirayet kazandığı önemli bir seçimdir” yorumunda bulundu. Bu suçlama hukuk dışı olmasından öte aynı zamanda gerçek dışı çünkü üyelerin tamamı çeyrek yüzyıldan uzun süredir Cumhuriyet’te çalışan isimlerden oluşuyor.

HABERLERE CIMBIZ
Mahkeme, iddianamede ve esas hakkındaki mütalaada olduğu gibi suçlama konusu haberleri bağlamlarından kopararak, cımbızlayarak suç üretme gayretine girdi. Bunlardan bazıları şöyle:

‘SOKAKTAKİ TEHLİKE’ MANŞETİ
Kararda, 18 Temmuz 2016 yayımlanan haberle ilgili, “15 Temmuz darbe girişimini protesto etmek için Türkiye’de birçok kentte yapılan demokratik protestolardan bazılarının sokak aralarında ve mahallelerde demokrasi dışı eylemlere dönüştüğü bildirilmiştir. Haber içeriğinde münferit bir takım olayların sanki bütün ülke de rutin olarak ya da planlı bir biçimde gerçekleştiği algısı yaratılmaktadır” yorumu yapıldı. Oysa söz konusu haber ile toplumda yaygın biçimde hissedilen bir kaygı paylaşılıyordu. Haberinin yanında ise “Çözüm demokrasi’ dedik ve hep diyeceğiz” başlıklı bir başyazı yayımlanmıştı.

‘CADI AVI’ MANŞETİ
19 Temmuz 2016 yayımlanan haber ile ilgili, “Gazete haberinde darbe girişimi ardından iktidar tarafından yapılan çağrılar ile meydanlarda yapılan gösteriler de en az vurgu yapılan kavramın demokrasi olduğu bildirilerek açığa almaların, devletin kendi içindeki şüpheli ve terör örgütü FETÖ/PDY ile ilgili iltisaklı kişileri dışlamasının bir refleks olduğu değerlendirilmeyerek yine FETÖ lehine davranılmış ve bu refleks cadı avı olarak tanımlanmıştır” yorumu yapıldı. Haber, o günün birinci sayfasındaki haberler arasından cımbızlamış, sürmanşetteki “Darbecilerin ihanet konuşmaları” ve ikinci manşetteki “Cuntacılar adliyede” haberleri görmezden gelinmişti.

‘EKSİK DEMOKRASİ’
8 Ağustos 2016’da yayımlanan haber ile ilgili, “Bu haberde de Yenikapı mitingine yönelik eleştiri çerçevesinde o güne kadar olmuş olan olaylardan yani aslında bağlamdan kopuk bir şekilde ve demokrasinin sadece FETÖ tarafından değil diğer terör örgütleri tarafından da hem hedef hem de zorunlu korunması gereken bir kavram olduğu hususu görmezden gelinmiştir” yorumu yapıldı.Cumhuriyet, darbe girişiminin ardından gerçekleştirilen mitinge HDP’nin çağrılmamasını bir eksiklik olarak görmüş ancak mitingi “hedef gösterecek” bir ifade kullanmamıştı.