Çağdaş Gazeteciler Derneği, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Basın İlan Kurumu'nun verdiği cezalarla , kamu kaynaklarından beslenen birer basın celladı haline dönüştüğünü dile getirdi.  

Dernekten yapılan yazılı açıklamada, "Türkiye’de özel radyo ve televizyonların 1990’dan itibaren yayın hayatına başlamasının ardından 1994 yılında yürürlüğe giren 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’la kurulan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile tarihi 1961’e dayanan Basın İlan Kurumu (BİK) bugün, kuruluş amaçlarından tamamen sapmış noktadadır. RTÜK, geride bıraktığımız yıllarda radyo ve televizyonlara yönelik tam bir sansür kurumu olduğunu ispatlarken, BİK de gazeteler açısından aynı işlevi görmeye başlamıştır. Bu iki kurum, siyasi iktidarın basının başına diktiği muhafız konumundadır." düşüncesini dile getirildi. 

Açıklamada, "Siyasi iktidarın politikalarının sorgulandığı, eleştirildiği; halkın haber alma hakkı doğrultusunda tek yanlı haberciliği reddeden basın yayın organlarını, özellikle mali yönden susturmak amacıyla hareket eden RTÜK ve BİK, son birkaç aydır yoğunlaşan, geride bıraktığımız Mayıs ayında da tepe noktalara varan sansür kararlarına imza atmıştır. Nisan ayında Halk TV, FOX TV ve Tele 1’e üst limitten idari para cezaları ile birden fazla program durdurma cezaları veren; KKTC merkezli Diyalog TV’nin yayınını durduran; Kafa Radyo’ya ve Radyo Spor’a cezalar yağdıran RTÜK, geçen ay da Halk TV’ye 5 kez program durdurma, Habertürk TV’ye üst sınırdan para cezası verdi. Bu iki cezanın nedeni ise muhalefet parti temsilcilerinin konuk olarak katıldığı programlardaki değerlendirmeleriydi. Kararların siyasi nitelikli, hukuki dayanaktan yoksun olduğu mahkeme kayıtlarına da geçti, Kurul’un başkanı tarafından da bizzat itiraf edildi." ifadesi kullanıldı. 

Açıklamada şunlar kaydedildi: 

RTÜK’ün, Tele 1’de yayınlanan bir programa verdiği cezanın yargıya taşınması üzerine Ankara 12. İdare Mahkemesi Başkanı Fethi Sayın, yayından iki gün sonra ceza verilmesine ve konu kurumun ilgili daire uzmanlarınca incelenmemişken RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in medyaya açıklamalar yapmasına dikkat çekerek, tarafsızlığı vurguladı. Mahkeme Başkanı, “…davalı idarenin eylem, işlem ve kararlarında uzmanlıktan uzaklaştığı, profesyonel bir davranış sergilemediği, tarafsızlık algısına ağır darbe vurduğu görülmektedir. Dava konusu kararın alınış ve tebliğ sürecinin anayasa, yasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğu, adil yargılanma ilkesine aykırılık taşıdığı açıktır” tespitini yaptı.

Taraflılığı mahkemece ortaya konan RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, 15 Mayıs 2020 tarihinde “Salgınla Mücadele Sürecinde RTÜK” başlıklı telekonferansta kurumu nasıl yönettiğini, “Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından talimat ve telkin olmadı ama olursa devletimizin başıdır, onun talimatları ve telkinleri devletin bütün organlarını ilgilendirir. Talimat ve telkinlerini emir telakki eder, başımızın üstüne deriz” sözleriyle açıkça itiraf etmekte de bir sorun görmemiştir.

Eleştirel yayıncılık yapan basın kuruluşlarına nefes aldırmayan RTÜK, sıra iktidar yanlısı kanallara geldiğinde kulağının üstüne yatmayı tercih etti. Ülke TV isimli kanalda Sevda Noyan isimli bir konuğun tehditler savurması ve ölüm listesi açıklaması, üstüne program sunucusunun destekler açıklamaları günlerce kamuoyunda konuşuldu, konuşulmayan tek yer RTÜK’tü. O günlerde Kurul’un toplantısına mazeret bildirerek katılmayan Başkan Şahin, “Çok büyütülecek bir konu değil” diyerek tarafgirliğinin sınırsızlığını gösterdi. Her geçen günde RTÜK’ün Anayasal bir kurum özelliğini yitirdiği tescillenirken, Kurul üyesi İlhan Taşçı’nın hazırladığı rapor, istatistiklerle de bu durumu resmetti. Rapora göre; 1 Ocak -15 Mayıs 2020 tarihleri arasında eleştirel yayın yapan kanallara toplam 36 kez ceza verilirken, iktidara yakın televizyon kanalları iki kez uyarıldı, bir kere de para cezasına çarptırıldı.

Baskı ve sansür uygulamalarının bir diğer boyutunda BİK yer aldı.  Gazetelerin temel gelir kaynaklarından biri olan resmi ilan ve reklamların dağıtımını yapan BİK, çeşitli bahanelerle BirGün, Cumhuriyet, Evrensel ve Sözcü’ye ilan kesme cezası yoluna başvuruyor, hak ettikleri ücretlerin ödemesini yapmıyordu. Resmi ilanların adil biçimde dağıtılması amacıyla kurulmuş olan BİK, geçen ay aldığı kararla rekor düzeyde bir cezaya imza attı. BİK, 14 Nisan 2020 tarihli sayısında “Boğaz’da kaçak var” başlığıyla yayınlanan ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Kuzguncuk’ta vakıflardan kiraladığı araziye yaptırdığı şömine ve çardağın İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ekiplerince yıkılmasına ilişkin haber nedeniyle Cumhuriyet gazetesine 35 gün süreyle resmi ilan kesme cezası verdi. Cumhuriyet gazetesine açıkça baskı kurma amacı taşıyan bu ceza BİK’in ellerine bulaşmış basın düşmanlığı kiridir ve hiçbir dezenfektanla bu kir çıkmayacaktır.

Hem RTÜK hem de BİK üstlendikleri misyonla, kamu kaynaklarından beslenen birer basın celladı haline dönüşmüş, basının boğazına çökmektedirler. Gazetecilik şu anda nefes alamıyor olabilir ama basın özgürlüğü tarihini biraz okuyanlar bilir ki ne gazeteciler mahkûmdur ne de baskılar bağımsız gazeteciliği susturabilir.

Bu iki kurumun geride bıraktığımız ayda aldığı kararları ve kamuoyunun tepkisini Mayıs ayı Medya İzleme Raporumuzda derledik. Ayrıca Mayıs ayında 3 gazeteci gözaltına alındı, 1’i tutuklandı. 7 gazeteci için iddianame kabul edildi 17 yıla kadar hapisleri istendi. 1 gazeteci hakkında soruşturma başlatıldı, 2 gazeteci ifadeye çağrıldı, 1 gazeteciye ev hapsi verildi, 1 fotoğraf sanatçısı tutuklandı. 1 gazeteci için müebbet, 1 gazeteci için 1 yıl 6 aya kadar hapis istendi. 5 gazeteci şiddete maruz kaldı, marangozlukla geçinen 1 gazeteci intihar etti.

Yine bu ay gazete, televizyon, internet sitesi olsun, yerel ya da ulusal onlarca basın kuruluşu kısa çalışma ödeneğine başvurdu. Gazetecilerin maaşları eksik ve düzensiz yatmaya başladı. Yerel gazetelerde meslektaşlarımız bin 50 ila bin 300 lira maaşla geçinmeye çalıştı. Raporumuzda Covid-19 nedeniyle basında hukuksuz çalışma koşulları da detaylı şekilde işlendi.

Bir yandan siyasi iktidar ve uzantısı konumundaki kamu kuruluşları diğer yandan basın patronlarının kâr hırsıyla yok edilmek istenen haber yapma ve haber alma hakkı, dün olduğu gibi yarın da toplumsal mücadele tarihinin en önemli parçalarından biri olacaktır. Bu mücadelede hem meslektaşlarımız hem de doğruları öğrenmek isteyenler yan yana yürütmeye devam edecektir.